• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Kızılcık şerbeti

FİLİZ ÖZKOL

Kızılcık şerbeti

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 02 Kasım 2026

Kızılcık Şerbeti, yapımını Gold Film'in üstlendiği, ilk bölümü 28 Ekim 2022 tarihinde yayımlanan, yönetmenliğini Hakan Kırvavaç, Aydın Bulut ve Özgür Sevimli'nin yaptığı, senaryosunu ise Melis Civelek, Zeynep Gür, Meryem Nart ve Merve Göntem'in kaleme aldığı dram türünde bir Türk televizyon dizisi. Birçoğumuza yayın süresi çok uzun gelmiş olabilir. Artık başladığı gibi biten dizilere alıştık. Hatta çoğunu hatırlamıyoruz bile. Oyuncuları ve konuları dahi aklımızda kalmıyor. Görkemli kadrolarla başlayan bu yapımların aksayan yönleri neler? sorusu aklımıza takılıyor. Ancak bu konunun bizi aşan yönleri olduğunu düşünerek sessizce geriye çekiliyoruz. Televizyon dizilerinin yayından kaldırılmasının veya erken final yapmasının başlıca nedenleri arasında düşük reytingler ve buna bağlı olarak reklam gelirlerinin yetersiz kalması gösteriliyor. TV kanalları için bir dizinin devam etmesi, hedef kitle tarafından yeterince izlenmesine bağlı. İstenen reyting oranlarına ulaşamayan yapımlar, kanal yönetimleri tarafından hızlıca sonlandırılabiliyor. Dizilerin yüksek maliyetlerini karşılayan en önemli unsur reklam gelirleri. Kanalın veya yapımın reklam gelirlerinde yaşanan düşüşler, projelerin sürdürülemez hâle gelmesine neden olabiliyor. Peki, izleyicinin duyguları ne kadar önemseniyor? Bu da insanın aklına takılan bir başka soru. Türk halkının dizi tercihleri oldukça geniş bir yelpazeye yayılsa da reyting rekorları kıran yapımların arkasında belirli ortak temalar yer alıyor. Gelin, Türk izleyicisinin en çok ilgi gösterdiği dizi türlerini birlikte düşünelim. Sıcak insan ilişkilerini, mahalle kültürünü, dayanışmayı ve esnaf hikâyelerini anlatan yapımlar her zaman büyük ilgi görüyor. Sınıfsal farklılıklar, büyük malikânelerdeki entrikalar, zorlu aşk hikâyeleri ve fedakâr anne ve kadın karakterlerin öne çıktığı dramalar, Türk televizyonlarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Adalet arayışı, yeraltı dünyası, sadakat, ihanet ve güçlü erkek karakterlerin güç savaşlarını odak noktasına alan diziler ise özellikle erkek izleyiciler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Son yıllarda ünlü psikiyatristlerin seans odalarından günlük yaşam sorunlarına uzanan, insanın derinliklerine inen dramatik yapımların büyük bir trend hâline gelmesiyle birlikte, senaryo çeşitliliği içinde kaybolmuş durumdayız. Bir de "Gerçek hayat hikâyesi" cümlesini köşeye iliştirince her şey tamamlanıyor! Bir zamanlar bizleri ekran başına kilitleyen, hem güldüren hem de duygulandıran Türk dizileri artık neden eskisi kadar rağbet görmüyor? Aslında özlediğimiz samimiyet kayboldu. Birçok izleyici, geçmişteki yapımlarda bulunan doğallığın, duygu aktarımının ve toplumsal sınıflardaki saflığın günümüz dizilerinde kaybolduğunu düşünüyor. Haksız da sayılmazlar! Günümüzde diziler daha uzun, daha dramatik ve daha ticari hâle gelirken eski dizilerin sıcak atmosferi ve doğal diyalogları büyük ölçüde yok oldu. Peki, Türk dizilerinin eskisi kadar ilgi çekici olmamasının temel sebepleri neler? Eskiden diziler 60-90 dakika civarındaydı. Ancak günümüzde birçok dizi 130-160 dakika sürüyor. Bu uzunluk, hikâyenin gereksiz sahnelerle doldurulmasına ve senaryo kalitesinin düşmesine neden oluyor. Uzun sahneler, sürekli bakışmalar ve gereksiz tekrarlarla dolu bölümler izleyiciyi sıkıyor. Son yıllarda dizilerde hep aynı konu döngüsü var: Zengin ve fakir aşkı, intikam hikâyeleri, aşk üçgenleri, güçlü ama sorunlu erkekler ya da masum ve fedakâr kadınlar! Nostalji özlemimiz hiç bitmiyor. Bir zamanlar diyaloglar daha doğaldı. Karakterlerin konuşmaları günlük hayattan alınmış gibiydi. İzleyici, onları sanki gerçekten tanıyormuş gibi hissederdi. Kendileri gibiydiler. Şimdi ise aşırı edebî, klişe ya da abartılı diyaloglar var. Birçok dizide oyuncular, fazla süslü ve edebî cümlelerle konuşuyor. Doğal değiller. Ayrıca günlük hayatta kimsenin kullanmadığı ağır ve kasıntı replikler yazılıyor. Şimdi yeni doğmuş, nur topu gibi bir bebeğimiz de var. Adı "Yapay Zekâ". Bakalım daha neler olacak. Bu filmi de izleyelim.

ORGANİK OLMAYI UNUTTUK
Geçmiş yıllarda bize bir şey anlatıldığında "Sahiden mi?" diye sorardık. Hayatımızın bir parçasıydı bu sözler. Gelişigüzel söylenmiş olsa bile öylesine gerçek ve önemliydi ki onay beklemek, konunun doğal sonucu gibiydi. Şimdilerde gerçeklik duygusunu yitirdik. Öylesine ütopik sahtelikler sergiler olduk ki... Maalesef bu gerçekle yaşaya yaşaya doğal olan her şeye hasret kaldık. "Sahiden mi?" diye soramıyoruz çünkü olayların sahteliğine alıştık. Organik kelimesi hayatımıza yerleştiğinden beri gerçek dışı varoluşun yayılım gücünü kabul etmiş durumdayız. Modern hayat dedikleri bu dünyanın içinde kaybolmak adına mı böyle bir yaşamı arzuladık? İlişkiler konusunda her yerde yangın var. Kıran kırana, vuran vurana...

DALLAS ŞERBETİ
Gelelim bizim bitmeyen Kızılcık Şerbeti'mize. İçe içe doyamadık. Şerbet olmaktan çıktı, turşu suyuna döndü. Ne yalan söyleyeyim, ben kendi adıma çok da sevdim. Karakterler rollerinin hakkını veriyor. 80'li yılların Dallas dizisi, Türk yapımı yerli versiyonuyla çağ atlayarak yeniden ekranlarda. Kimin eli kimin cebinde diye dalga geçtiğimiz yılları mumla aratıyor. Ellerde çoğaldı cepler de... Her şeye rağmen masumiyetini koruyor. Karmaşanın içinde kaybolmadan ilk bölümlerini anımsayabiliyorsanız "Demas veya Azamir" olma riskiniz yok demektir. Reklam ve sponsor desteği de aldığına göre hangi babayiğit önüne taş koyabilir dizimizin? Gönlümüz hoş olsun. Lıkır lıkır içelim, keyfimize bakalım. Darısı yeni şerbetlere!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.