Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 1-4 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği Güney Kore ziyareti, Ankara'nın dış politikada uzun süredir yürüttüğü çok boyutlu ve eksen genişletici arayışlarının en somut halkalarından birini daha oluşturuyor. Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung'un davetiyle gerçekleşen bu kritik temas, küresel sistemin fay hatlarının hareketlendiği bir dönemde denk gelmesiyle de derin jeopolitik anlamlar barındırıyor. Kore Savaşı'nın "Kan Kardeşliği" mirası üzerinde yükselen Türkiye-Güney Kore ilişkilerinin bu ziyaretle jeoekonomik ve jeopolitik bir güç birliğine işaret ettığı değerlendiriliyor.
YENİ DÖNEM BAŞLIYOR
Başkan Erdoğan 2019 yılında ilan ettiği "Yeniden Asya" stratejisi ve girişimiyle Türkiye dış politikasında tek yönlü bir Batı bağımlılığından sıyrılıp, ağırlık merkezini Asya-Pasifik dünyasına doğru kaydırmaya başlamıştı. Seul ziyareti, bu stratejının en önemli dönemeçlerinden birisi. Türkiye; Çin ve Rusya gibi küresel güçlerle ilişkilerini BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) düzleminde dengelerken; Güney Kore, Ankara için Asya'da hem Batı bloku ve NATO standartlarıyla uyumlu hem de yüksek teknolojiye sahip vazgeçilmez bir merkez niteliği taşıyor. Küresel sistem, ABDÇin rekabeti ve Rusya-Kuzey Kore askeri yakınlaşması gibi dinamiklerle yeniden iki kutupluluğa doğru evriliyor. Bu kırılgan ortamda Türkiye ve Güney Kore, kendi bölgelerinde "orta büyüklükte proaktif güçler" olarak dengeleyici rol oynuyor. Seul için Ankara, Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarına açılan stratejik bir koridor ve lojistik üst. Ankara için ise Seul, Kuzey Doğu Asya'da küresel tedarik zincirlerinin güvenliği açısından kilit bir ortak özelliği taşıyor. Başkan Erdoğan-Türkiye doğrudan yabancı sermaye akışını ve teknoloji transferini güvence altına alma yolunda Güney Kore hamlesini gerçekleştiriyor. İki ülke arasında halihazırda 11 milyar dolar seviyesinde olan ticaret hacminin kısa vadede 20 milyar dolara çıkarılması liderlerin öncelikli hedefi olduğu belirtiliyor. Bu ziyaretin yapısal ekonomik sütunları üç temel alanda yoğunlaşacağı ifade ediliyor. Savunma Sanayii: Altay Tankı Projesindeki motor ve güç grubu ortaklığıyla rüştünü ispat eden Türkiye-Güney Kore savunma iş birliği, bu zirveyle birlikte farklı askeri platformlara, yapay zeka entegrasyonlu sistemlere ve ortak Ar-Ge projelerine doğru genişleyecek. Enerji ve Nükleer Ortaklık: Türkiye'nin ikinci ve üçüncü nükleer güç santrali projelerinde Güney Kore ile yürüttüğü müzakerelerde bu ziyaretle birlikte önemli bir mesafe katedilecek. Kanada ve Rusya gibi aktörlerin tekliflerine karşı Kore'nin nükleer teknoloji portföyü, Ankara'nın enerji sepetini çeşitlendirmesi açısından stratejik bir kozdur. Kritik Mineraller ve Yüksek Teknoloji: Elektrikli araç bataryaları, çip üretimi ve yapay zeka alanlarında Güney Kore'nin ham madde ve teknoloji gücü, Türkiye'nin yerli üretim vizyonuyla (TOGG ve dijital dönüşüm hamleleri) doğrudan eklemlenmesi gündemdedir. Sonuç: Çok kutuplu dünyada "akıllı çeşitlendirme." Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Seul seyahati, çok kutuplu yeni dünya düzeninde dış politikada "akıllı çeşitlendirme" yapıldığının ilanı. Türkiye, küresel ekonominin ve inovasyonun kalbinin attığı Asya-Pasifik bölgesinde Güney Kore gibi güvenilir, teknolojik olarak gelişmiş ve tarihsel bağı bulunan bir aktörle stratejik ortaklığını derinleştirerek elini güçlendirme yolunda yürümektedir.
BM'DE KRİTİK HAMLE
Erdoğan'ın Güney Kore hamlesi, küresel satranç tahtasında hem Doğu hem de Batı masalarında yer alabilen proaktif bir aktör olma iddiasını pekiştiren bir jeopolitik kazanım olduğu değerlendiriliyor. Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği seçimi için AGİT Genel Sekreteri ve kıdemli diplomat Feridun Sinirlioğlu'nu resmen aday göstermesi, Türk dış politikasının küresel vizyonu açısından uluslararası sistemin merkezine yönelik doğrudan bir liderlik mesajı olarak gündeme girdi. Mevcut Genel Sekreter Antonio Guterres'in görev süresinin dolmasıyla ve Güvenlik Konseyi'ndeki oylamalarda bir uzlaşma çıkmaması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu hamlesi, Türkiye'nin küresel diplomasideki arabulucu ve reformcu kimliğini somutlaştırmak amacı taşıdığı belirtiliyor. Hatırlayalım; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uzun yıllardır küresel liderlik zirvelerinde dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" ilkesi, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesinin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) dünyayı kilitleyen veto yapısını eleştirmesi dünyada büyük yankı uyandırdı. Güvenlik Konseyi'nde yapılan 7 tur oylamada da mevcut adayların hiçbiri üzerinde daimi üyelerce uzlaşılamamış ve süreç kilitlenmişti. Başkan Erdoğan,Türkiye adayı olarak Ferudun Sınırlıoğlu'nu göstermesi dikkati çekti. Başkan Erdoğan'ın BM'ye aday çıkarma hamlesi,Türkiye'nin uluslararası topluma son derece stratejik şu mesajları verdi; Türkiye; Batı ittifakının (NATO) üyesi olması, İslam dünyasıyla derin bağları, Küresel Güney ile kurduğu güçlü ortaklıklar ve Rusya-Ukrayna gibi krizlerde her iki tarafla konuşabilen nadir aktörlerden biri olması sebebiyle "tarafsız ve birleştirici" bir lider profili sunuyor. Türkiye'nin Rusya-Ukrayna savaşındaki arabuluculuğu, Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması'ndaki kolaylaştırıcı rolü ve Afrika ile Ortadoğu'daki diplomatik misyonları, "Girişimci ve İnsani Dış Politika" konseptine dayanması bağlamında Türk aday çıkararak aynı yolda yürüme kararlığını gösteriyor. Türkiye'nin BM Genel sekreterlığıne Feridun Sinirlioğlu'nun başvuru dosyasındaki vizyon belgesinde "Diyalog kurmak bir taviz değil, bir sorumluluktur" ifadesi ile çatışmaların önlenmesi ve arabuluculuk kapasitelerinin güçlendirilmesi vurgusu, Türkiye'nin ulusal dış politikasını küresel bir kurumsal kimliğe dönüştürme arzusunu yansıtıyor. Kurumsal Tıkanıklıklara Çözüm: Ankara, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinden bir aday seçilmesi yönündeki diplomatik teamüllere saygı duyduğu için bugüne kadar beklemişti. Ancak sistem kriz çözemez noktaya gelince, barışçıl ve yapıcı bir misyonla "iş kolaylaştırıcı" olarak devreye girdi. EVET.Türkiye BM Genel Sekreterliğine aday gösterme hamlesiyle küresel diplomasi liginde sadece oyun kurucu değil, oyunun kurallarını uygulaması beklenirken kilitlenmiş durumda bulunan dünyanın en üst kurumsal otoritesini (BM)'yi yönetmeye aday olduğunu dünyaya ilan etti. Türkiye, BM yapısını eleştiren bir ülke olmanın ötesine geçerek, küresel sistemin en tepe idari makamını yönetmeye talip olacak iddiaya ve nitelikli insan kaynağına (AGİT Genel Sekreterliği yapmış, BM Özel Koordinatörlüğü yürütmüş bir isimle) sahip olduğunu gösterdi. Türkiye, tam da BM'nın kilitlenme anında GENEL SEKRETER ADAYI kartını sahaya sürerek, "Sisteminiz tıkanıyor, adaletsiz yapınız çözüm üretemiyor; biz kurumları ayakta tutacak tarafsız ve güçlü bir alternatif sunuyoruz" mesajı verdi. Başkan Erdoğan'ın BM Genel Sekreterlık hamlesi Türkiye'ye küresel pazarlıklarda etkın bir kaldıraç gücü sağlayacaği değerlendiriliyor. TÜRKİYE YÜZYILINDA JEOPOLİTİK HAMLELER
SÜRECEK
