Ekonomi gündeminde enflasyon, faiz, döviz kurları, yatırımlar ve büyüme rakamları önemli yer tutuyor. Ancak ülkelerin gerçek zenginliğini belirleyen unsurlar bilançoların ve makroekonomik göstergelerin ötesine uzanıyor. Dünya Bankası, OECD ve Dünya Ekonomik Forumu'nun çalışmaları; eğitimli, yetkin, üretken ve sağlıklı bireylerden oluşan güçlü bir insan sermayesinin sürdürülebilir kalkınmanın temelini oluşturduğunu ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle ekonomik büyümenin merkezinde insan bulunuyor. Buna rağmen en değerli sermayemiz olan sağlığımızı korumak konusunda aynı özeni gösteremiyoruz.
GÖZARDI EDİLEN SİNYALLER
İş dünyasında risk yönetimi ve sürdürülebilirlik kavramları her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Şirketler olası risklere karşı önlem alıyor, kriz senaryoları hazırlıyor ve geleceğe yönelik stratejiler geliştiriyor. Ancak bireyler kendi yaşamlarının en kritik risk alanlarından biri olan sağlık konusunda aynı yaklaşımı benimsemekte zorlanabiliyor. Sorun çoğu zaman bilinç eksikliğinden değil; yoğun iş temposundan, günlük sorumluluklardan ve bitmeyen koşuşturmadan kaynaklanıyor. Yapılması gereken kontroller erteleniyor, bedenin verdiği sinyaller göz ardı ediliyor ve zamanın hep yeterli olacağı düşünülüyor. Davranışsal iktisat bu duruma önemli bir açıklama getiriyor. Nobel Ekonomi Ödüllü Richard Thaler'in ortaya koyduğu yaklaşıma göre insanlar kısa vadeli rahatlığı uzun vadeli faydanın önüne koyabiliyor. Bu nedenle yapılması gereken bir sağlık kontrolü ya da değerlendirilmesi gereken bir belirti iş yoğunluğu nedeniyle ertelenebiliyor. İnsanlar sağlığını önemsiz gördüğü için değil, gelecekte ortaya çıkabilecek riskleri bugünün gündemi kadar acil değerlendirmediği için hata yapabiliyor. Oysa sağlık konusunda kaybedilen zamanın telafisi her zaman mümkün olmuyor.
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ VERİLERİ
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verileri, birçok hastalığın erken teşhis ve koruyucu sağlık uygulamalarıyla daha etkin yönetilebildiğini gösteriyor. OECD araştırmaları da koruyucu sağlık hizmetlerine yapılan yatırımların uzun vadede önemli kazanımlar sağladığını ortaya koyuyor. Buna rağmen insanlar çoğu zaman maliyeti yanlış hesaplıyor. Hastalığın bedelini tedavi giderleriyle ölçüyoruz. Oysa görünmeyen maliyet çok daha büyük. Kaybedilen iş günleri, düşen verimlilik, ertelenen projeler, kaçırılan fırsatlar ve azalan yaşam kalitesi bu faturanın önemli parçalarını oluşturuyor. Üstelik bu faturayı bir kişi tek başına ödemiyor. Hastalanan bireyle birlikte ailesi, yakın çevresi ve çalışma hayatı da etkileniyor. Bu nedenle sağlık, bireysel bir mesele olmanın ötesinde ekonomik kalkınmanın ve toplumsal refahın temel unsurlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Yapay zekâyı, dijital dönüşümü ve verimliliği konuştuğumuz bir çağda, bütün sistemlerin merkezinde insanın bulunduğunu unutmamak gerekiyor. Belki de yeni dönemin en önemli yatırım araçlarından biri sağlıklı yaşam alışkanlıkları, önleyici sağlık tedbirleri ve sağlığa bakış açımızdaki dönüşümdür. Çünkü bazı faturalar para ile ödenmez. Zamanla ödenir. Yaşam kalitesiyle ödenir. Sevdiklerimizin yaşadığı kaygıyla ödenir. Ben de son günlerde yaşadığım ağır bir sağlık süreci nedeniyle bu gerçeği bir kez daha derinden hissettim. Sağlığın değerini çoğu zaman kaybetme riskiyle karşılaştığımızda daha iyi anlıyoruz. Oysa asıl başarı, sağlık kaybedilmeden önce onun kıymetini bilmek ve gerekli adımları atmaktır. Kendimize sormamız gereken soru şudur: Kariyerimizi, şirketimizi, yatırımlarımızı ve geleceğimizi planlarken bizi o geleceğe taşıyacak en değerli sermayemiz olan sağlığımıza da aynı özeni gösteriyor muyuz?
