2026-2027 su ürünleri av sezonu 1 Eylül'de başladı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sezonun açılışını İzmir Güzelbahçe'de gerçekleştirdi.
Halkın en sevdiği ve denizlerimizin kralı olan palamut ise bu yıl bol. Vatandaşlar şimdiden çok memnun. Türkiye geçen yıl 1 milyon 37 bin ton su ürünleri üretimine ulaştı. Yaklaşık 100 ülkeye yapılan ihracattan 2,3 milyar dolar gelir elde edilirken sektör 250 bin kişiye istihdam sağladı. Bu tablo, denizlerimizin ülkemiz için büyük bir ekonomik ve stratejik değer taşıdığını gösteriyor.
Fakat Türkiye su ürünleri üretimi ve ihracatında güçlü olmasına rağmen kişi başına balık tüketiminde dünya ortalamasının gerisinde. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütüne göre dünyada kişi başına yıllık su ürünleri tüketimi 20 kilogramın üzerinde. Türkiye'de ise bu miktar yaklaşık 8 kilogram düzeyinde. Oysa balık; protein, omega-3, vitamin ve mineraller bakımından önemli bir besin kaynağı. Elbette taze balık tüketiminde soğuk zincirin güçlendirilmesi, ürünlerin iç bölgelere ulaştırılması, kayıp ve israfın azaltılması, fiyatların erişilebilir tutulması ve çocuklara balık tüketme alışkanlığı kazandırılması önem taşıyor.
Denizlerimizin ekonomik potansiyeli balıkçılık, turizm ve taşımacılıkla sınırlı değil.
Turizm potansiyeli de oldukça yüksek. Bu yıl 2026 yılının ilk altı ayında 25 milyon 759 bin ziyaretçi ağırladı ve turizmden 25 milyar 746 milyon dolar gelir elde etti.
Deniz suyu kalitesi, temiz kıyılar, doğal koylar, marinalar ve kruvaziyer limanları Türkiye'nin turizm rekabetinde doğrudan belirleyici. Bu nedenle deniz kirliliği bir çevre sorunu olmanın yanında gelir, yatırım ve istihdam kaybı anlamına geliyor. Burada önemli bir konuyu da değinmek istiyorum.
Denizlerimizin temizliği çok önemli. Başta turizmciler ve tekne sahipleri olmak üzere kıyı işletmelerinin ve vatandaşlara denizlerimizi temiz tutma noktasında büyük görev düşüyor. Denizlerin içi çok kirli. Her yaz denize dalarak kendi imkânlarımla büyük çuvallar dolusu çöp topluyorum. Tek kişinin çabası küçük görünebilir ancak denizlerimize iyi bakmak ve korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Öte yandan, Dünya genelinde denizlerden büyük gelirler elde ediliyor. Deniz üstü rüzgâr santralleri, yüzer güneş sistemleri ve enerji üretimiyle su ürünleri yetiştiriciliğini aynı alanda buluşturan modeller gelişiyor.
Bu açıdan bakıldığında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2035 yılına kadar 5 bin megavat deniz üstü rüzgâr kapasitesine ulaşma hedefi, denizleri enerji dönüşümünün önemli yatırım alanlarından biri hâline getiriyor. Türkiye'nin tüm bu potansiyeli değerlendirirken balıkçılık alanlarını, deniz ekosistemini ve biyolojik çeşitliliği koruyan deniz mekânsal planlama yaklaşımı geliştirmesi gerekiyor.
ÖNEMLİ BİR BAŞLANGIÇ
4 Eylül 2026'da İstanbul Finans Merkezi'nde düzenlenen İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde denizlerimizin geleceği de yatırım başlığı olarak öne çıktı. Zirvede Türkiye ile Asya Altyapı Yatırım Bankası arasında iş birliği anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında ilk aşamada Marmara Denizi için yaklaşık 400 milyon avroluk finansman planlandığı ve kaynağın ileri biyolojik atık su arıtma tesislerinde kullanılacağı açıklandı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, iklim yatırımlarına gelecekteki tehditlere karşı bugünden yapılan stratejik yatırımlar olarak bakılması gerektiğini vurguladı. Marmara için planlanan yatırım önemli bir başlangıç. Bu kaynağın kalıcı ekonomik ve çevresel değere dönüşmesi için arıtma tesislerinin zamanında tamamlanması, işletme sürekliliğinin güvence altına alınması ve denize ulaşan azot-fosfor yükünün düzenli ölçülmesi kritik önem taşıyor.
Türkiye'nin deniz ekonomisini büyütmesi; balıkçılık, turizm, taşımacılık, enerji ve çevre politikalarını bütüncül bir mavi ekonomi stratejisinde buluşturmasına bağlı. Ağların dolu, sofraların bereketli, turizm gelirlerinin ve ihracatın güçlü kalması için önce denizlerin sağlıklı kalması gerekiyor. Denizleri korumak çevresel bir tercih değil; üretimi, istihdamı, enerji güvenliğini ve gelecek kuşakların refahını güvence altına alan stratejik bir ekonomi politikasıdır.
