Milletimizin kültür kodlarından biri İslamiyet'tir. Tarih içinde Müslümanlık dışında kalan Türk boyları zamanla Türklüklerini unutup asimile olmuşlardır. Batı ile temasa geçtiğimiz Tanzimat'tan itibaren, oradan gelen pozitivist görüşlerin etkisi sonucu, özellikle okumuş yazmış elit zümrelerimizin din ile aralarına mesafe girdi. Cumhuriyet'ten itibaren bu mesafe gittikçe açıldı.
Bu yazıyı kaleme almamın sebebi yeni okuduğum iki anı kitabıdır. İlki Osman Ulagay'a ait. Osman Ulagay 1943 doğumlu bir gazeteci yazardır. Robert Kolej ve onun Yüksek kısmını bitirdi. Amerika'da mastır yaptı. Dedeleri Osmanlı bursuyla Avrupa'da okumuşlardı. Anne ve baba tarafı Cumhuriyet'in elitlerinden olup yüksek mevkilerde bulundular. Osman küçükken yabancı mürebbiye elinde büyüdü.
AZINLIKTA OLMA HİSSİ
1950'li yıllarda Din dersine girmek isteğe bağlıydı. Osman Ulagay'ın ailesi onun bu derse girmemesi için dilekçe verdi. Kendisi şöyle yazar:
"İlk Din dersinin yapılacağı gün geldi çattı. Herkes sınıfa girdi, dışarıda yalnızca Musevi bir kız olan Hanriyet ile ben kalmıştık." Bu azınlıkta kalma hissi Osman'ı düşündürür.
"O an ne hissettiğimi tam olarak hatırlamıyorum, ancak o gün, daha sonra pek çok kez deneyimleyeceğim bir duyguyu, kendi grubum içinde bile azınlıkta olma hissini, ilk kez yaşadığımı düşünüyorum. Türk ve Müslüman ailelerde çocuğunun Din dersine girmesini istemeyen tek aile benimkiydi" der.
MİLLİ KÜLTÜR EKSİKLİĞİ
İkinci kişimiz de bir gazeteciyazar olan 1944 doğumlu Şahin Alpay'dır. Onun ailesi de varlıklıdır, mübadele ile Yunanistan'dan gelmiş bir kökeni vardır. O da Osman Ulagay gibi Nişantaşı'nda ilkokula başlar, liseyi bir İngiliz okulu ve Robert Kolej'de okur.
Dedeleri arasında Mevlevi şeyhleri vardır. Fakat seküler Batı etkisi bu aileyi savuracaktır.
Şahin Alpay Türkiye şartlarına göre hayli modern bir ailede büyür. "Hiçbir dini eğitim almadım" der. 1955-60 din dersleri zorunlu değil, seçmeliydi.
Annesi okula başvurarak Şahin'in bu dersten muaf olmasını ister. Ne var ki annesinin laikliği, sınavlarda başarılı olacağı inancıyla, ceketinin iç cebine mini bir Kur'an-ı Kerim koymasına engel olmaz.
Ş. Alpay şöyle hayıflanır: "Olgunluk çağına gelince, dinin bu kadar önemli olduğu bir toplumda hiçbir dini eğitim görmemiş olmayı önemli bir eksiklik olarak görecektim." Yazarımızın şu tespiti de dikkate değer: "Yıllar sonra geriye baktığımda yabancıların kurduğu okullarda gerek EHSB (İngiliz lisesi) gerekse RA'dan (Robert Kolej) aldığımız eğitimin bizi hayli ayrıcalıklı kıldığını fakat Türk kültürü bağlamında hayli eksik bıraktığını düşünmüşümdür. Sivri bir örnek vermek gerekirse, İngilizce edebiyat derslerinde İncil'den, Eski Ahit'ten parçalar okuduk ama Türkçe edebiyat derslerinde Kur'an-ı Kerim hiçbir şekilde konu olmadı." Osman Ulagay din konusunda daha kapalı, katı laikçi. Alpay bu sahada daha çok yazmış. "İnsanların hayatına anlam veren bir manevi dünyaları var ve din bu alandaki ihtiyaçlara cevap veriyor" der.
Gençliğinde ateist olduğunu, sonraları ihtiyaç duyduğunda dua ettiği için tutarsız bir deist sayıldığını, şimdi ise agnostik/ kuşkucu olduğunu belirtir.
