Bazı filmler vardır; bittiğinde ışıklar yanar ama siz hala karanlıkta oturursunuz. Sanki yerinizden kalkarsanız, o dünyanın büyüsü bozulacakmış gibi. Oysa asıl büyü, perdenin önünde değil, bizim içimizde olup bitendir. Çünkü sinema, çoğu zaman anlatmadıklarıyla konuşur. Gösterdiği kadar sakladıklarıyla iz bırakır.
Eskiden bir filmden çıktığımızda hikayeyi konuşurduk: Kim haklıydı, kim haksızdı, sonu neden öyle bitti... Şimdi ise daha çok hisleri konuşuyoruz. "Beni çok yordu", "İçim daraldı", "Uzun süre etkisinden çıkamadım" diyoruz. Demek ki değişen sadece sinema değil; onu algılayan kalbimiz de başka bir dile geçmiş durumda. Belki de büyümek dediğimiz şey tam olarak bu: Artık kahramanları değil, kırılganlıkları hatırlıyoruz.
YARIM KALMIŞLIKLAR
Perdenin ardında kalanlar dediğim şey, filmin kesip attığı sahneler değil yalnızca. Karakterlerin söyleyemediği cümleler, bakışların yarım kalan anlamı, fonda çalan müziğin sustuğu o küçük boşluk...
Hayat da böyle değil mi zaten? En çok, söyleyemediklerimiz yüzünden aklımızda kalmıyor mu insanlar?
Bir vedanın eksik kalmış hali, yarım bırakılmış bir telefon konuşması, "sonra anlatırım" deyip hiç anlatamadığımız şeyler...
YENİ FARK EDİYORUM
Belki bu yüzden son yıllarda sessizliği bol filmleri daha çok seviyoruz. Çünkü gürültüyle dolu bir çağda yaşıyoruz. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Sinema ise bazen tek kelime etmeden bizi anlıyor. Bir karakter pencereye bakarken, biz kendi hayatımızı görüyoruz o camda.
Yağmur onun yüzüne değil, bizim içimize yağıyor sanki. Sizinle beraber çıktığım bu uzun yol da yeni yeni fark ettiğim bir şey var: Artık filmleri izlemekten çok onlara sığınıyoruz. Bir akşamın yorgunluğunu, bir haftanın ağırlığını, belki de içimizde büyüyen o tarif edemediğimiz boşluğu iki saatliğine askıya almak için. Ve perde kapanınca hayat kaldığı yerden devam etse de biz aynı kişi olmuyoruz. Küçük bir sahne, tek bir replik, hatta sadece bir bakış bile insanın içindeki bir odayı aydınlatabiliyor. Sinema salonları eskisi kadar kalabalık değil belki ama filmlere olan ihtiyacımız hiç azalmadı. Çünkü hikayeler, insanın kendini anlamasının en eski yolu. Ateş başında anlatılan masallardan bugünün dev perdelerine kadar değişmeyen tek şey bu: Başkasının hikayesinde kendimizi aramak.
PERDE ASLA KAPANMAZ
Belki de bu yüzden, bazı filmler bittikten sonra acele etmiyoruz. Yazılar akarken isimleri okumaya devam ediyoruz. O akan yazılar, bize şunu hatırlatıyor: Hiçbir hikaye tek başına anlatılmıyor. Ve hiçbir duygu sadece bize ait değil. Bu yolculuğumuzda ben de kendimi yeniden keşfediyorum ve perdenin ardında kalanlara biraz daha dikkat kesiliyorum. Çünkü bazen asıl film, izlediğimiz değil; içimizde oynamaya devam eden oluyor. Ve belki de sinemanın en büyük gücü burada saklı: Bizi koltuğumuzda bırakıp gitmiyor, bizimle birlikte eve kadar geliyor. Gelecek pazar, başka bir duygunun izini sürmek üzere. Perde kapanmadı; sadece kısa bir ara verildi.
