Bazı yüzler vardır; afişte en önde değildir ama hafızada en önde kalır. İsmini bilmezsin belki, film bittiğinde başrolü değil onu hatırlarsın. Çünkü bazı hikayeler başrolün değil, kenarda duranların omzunda taşınır. Sinema bazen en yüksek sesi değil, en kısık fısıltıyı bırakır akılda. Başroller gelir geçer.
Kahramanlar değişir. Ama yan karakterler, filmin ruhuna ilişmiş küçük notlar gibidir. Bir bakış, tek cümle, kısa bir sahne... Ve o sahne, bütün hikayeyi başka bir yere çeker.
YARIM KALMIŞLIK HİSSİ
Steve Buscemi mesela. Fargo'da telaşlı, çaresiz bir suçludur. The Big Lebowski'de neredeyse sahnenin kenarında durur. Ama ne zaman görünse film başka bir tona geçer.Buscemi'nin yüzünde hep bir yarım kalmışlık vardır; sanki karakterinin geçmişi filmden daha uzundur.Onu izlerken başrolü değil, hayatın kendisini görürsün. Benzer bir etkiyi Michael Stuhlbarg'da hissederiz. Call Me By Your Name'deki o tek monolog... Film boyunca sakin, ölçülü bir baba figürüdür. Ama finalde yaptığı konuşma, bütün filmi başka bir yere taşır. Başrol aşktır belki ama hafızada kalan o konuşmadır. Çünkü bazen yan karakter, filmin söyleyemediğini söyler.
BİRİ DÜN BİRİ BUGÜN
Yerli sinemada da durum farklı değildir. Eşkıya denince akla Baran gelir. Ama o filmin damarında Cumali de vardır. Şehirle kavga eden, hayata tutunmaya çalışan o genç adam... Baran geçmişi temsil eder, Cumali bugünü. Film iki karakter arasında görünür ama asıl yükü arada kalanlar taşır. Haluk Bilginer'in yıllar içinde oynadığı yan roller buna iyi bir örnektir. Başrol olmadığı filmlerde bile sahneye girdiği an denge değişir. Çünkü bazı oyuncular hikayeyi taşımaz; hikayeye ağırlık katar. Onlar gelince film derinleşir. Yeşilçam'da ise yan karakterler adeta ayrı bir evrendi. Adile Naşit çoğu zaman başrol değildi ama filmin kalbiydi. Münir Özkul'un tek bakışı, Kemal Sunal filmlerinde Şener Şen'in yan rolden başrole yürüyüşü...Bazen seyirci filmin merkezini kendisi belirler. Senaryo birini işaret eder ama kalp başkasını seçer. The Dark Knight örneği de ilginçtir. Film Batman üzerine kuruludur ama hafızada kalan Joker'dir. Teknik olarak yan karakter sayılabilir; hikaye onun üzerinden ilerlemez. Ama film bittikten sonra konuşulan odur. Çünkü bazı karakterler hikayeyi değil, duyguyu ele geçirir. Yan karakterlerin gücü biraz da gerçek hayata benzemesindendir. Hayatımızda da başrol bizizdir ama bizi şekillendirenler çoğu zaman yan rollerdir. Bir öğretmen, kısa süreli bir arkadaş, bir komşu... Film gibi düşünürsek, en unutamadıklarımız çoğu zaman kısa görünen sahnelerdir.
FİLMİN VİCDANIDIRLAR
Belki de bu yüzden bazı filmleri yıllar sonra hatırladığımızda başrolün adını değil, bir sahneyi anımsarız.Bir masada edilen tek cümleyi. Bir bakışı. Bir vedayı. Çünkü sinema bazen hikayeyi değil, hissi saklar. O his de çoğu zaman kenarda duran karakterden gelir. Yan karakterler biraz da filmin vicdanıdır. Başrol hata yapar, savrulur, büyür. Yan karakter ise durur. Bakar. Tanıklık eder. Seyirci de onunla birlikte bakar. Belki bu yüzden onlara daha çok güveniriz.Çünkü onlar hikayenin merkezinde değil, kenarında daha gerçektir.
Filmler ilerler, jenerik akar.Başroller alkışı alır. Ama hafızanın arka cebinde küçük bir isim kalır.Belki tam hatırlanmaz ama hissi unutulmaz. İşte o his, sinemanın gizli kahramanıdır.
Ve belki de bazı filmleri yıllar sonra yeniden açmamızın sebebi başrol değildir. O kısa sahnedir. O yan bakıştır. O tek cümledir.
Sinema büyük hikayeler anlatır ama asıl izleri küçük karakterler bırakır.
