• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Perdeler kapanırken dünyaya bakmak

OGÜN ÖZDEMİR

Perdeler kapanırken dünyaya bakmak

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 25 Ocak 2026

Dünya sineması dediğimiz şey, aslında tek bir salon değil. Kimi zaman Roma'da dar bir sokakta açılır perde, kimi zaman Tokyo'da yağmur altında bekleyen bir tren peronunda. Bazen bir Fransız kafesinde uzun bir sessizliktir film, bazen İran'da bir çocuğun ayakkabısına takılan umut. Hepsinin ortak noktası ise şudur: Dünya sineması, bize başkalarının hayatlarını izletirken kendi içimize de bakmayı öğretir.

BÜYÜK DERTLER
İtalyan Yeni Gerçekçiliği'ni düşünmeden olmaz. Bisiklet Hırsızları hala yalnızca bir bisikletin peşinden koşan bir babayı anlatmaz; savaş sonrası yoksulluğun, çaresizliğin ve onurun sessiz bir çığlığıdır. De Sica'nın kamerası süslü değildir ama dürüsttür. Belki de bu yüzden hala kalbimize dokunur. Çünkü dünya sineması çoğu zaman büyük hikayelerden değil, küçük insanların büyük dertlerinden beslenir. Fransız sineması ise hep biraz başka konuşur bizimle. Godard'ın filmlerinde hikaye bazen yarım kalır, cümleler havada asılı durur. Ama o yarım kalan şeylerin arasında hayatın kendisi vardır. 400 Darbe'deki Antoine Doinel, yalnızca bir çocuk değildir; anlaşılmamış herkesin gençliğidir. Dünya sineması burada bize şunu fısıldar: Herkesin bir kaçış planı vardır ama çok azı gerçekten kaçabilir.

SESSİZLİK...
Doğu'ya döndüğümüzde sinemanın dili iyice sadeleşir. İran sineması, özellikle Abbas Kiarostami ile birlikte sessizliğin ne kadar güçlü olabileceğini gösterir. Uzun planlar, az diyalog, çok soru... Kirazın Tadı izleyeni cevaplarla değil, düşüncelerle baş başa bırakır. Dünya sinemasının belki de en güzel tarafı budur: Seyirciyi yormaz ama hafife de almaz. Uzakdoğu'da ise zaman farklı akar. Wong Kar-wai filmlerinde saatler değil, anlar önemlidir. In the Mood for Love, söylenmeyen cümlelerin, yaşanamayan ihtimallerin filmidir. Renkler parlar ama karakterler içine kapanıktır. Dünya sineması burada aşkı bile yüksek sesle anlatmaz; bir bakış, bir müzik, bir gecikmiş adım yeterlidir. Ve elbette Latin Amerika... Gerçekle masalın iç içe geçtiği, politik olanla kişiselin ayrılmadığı bir sinema. Bir sahnede dans eden insanlar varken, arka planda tarih sessizce konuşur. Dünya sineması bize şunu hatırlatır: Hiçbir hikaye sadece bireysel değildir.

HATIRLAMAK
Belki de bu yüzden dünya sinemasını sevmek, biraz da sabırlı olmayı öğrenmektir. Her film büyük bir final vaat etmez. Bazıları sadece bir duygu bırakır, bazıları bir yüz, bazıları da uzun süre akıldan çıkmayan bir sessizlik. Ama hepsi, yaşadığımız dünyanın ne kadar büyük ve ne kadar benzer olduğunu gösterir. Perde kapandığında ışıklar yanar. Salon boşalır. Ama dünya sineması iyi bir filmse, insanın içinden kolay kolay çıkmaz. Çünkü bazı filmler bittiğinde değil, hatırlandığında başlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.