Sinema salonunda ışıklar söndüğünde hepimiz aynı şeyi yaparız. Bir hikayenin içine gireriz. Yaklaşık iki saat boyunca başka insanların hayatlarına tanıklık eder, onların sevinçlerine sevinir, korkularından korkar, kayıplarında üzülürüz. Sonra film biter. Jenerik akar.
Işıklar yeniden yanar. Ve herkes hayatına geri döner. Ama bazı filmler vardır ki insan salondan çıktığında aslında film bitmemiştir.
Çünkü bazı hikayeler perdede kalmaz.
İnsanın içine yerleşir. "Yeşil Yol" da benim için böyle filmlerden biri. Yıllar geçmesine rağmen filmin bazı sahneleri hala akılda kalır. Özellikle de sonlara doğru gelen o veda... Aslında orada yalnızca bir insanın hikayesine veda etmeyiz. Biraz kendimize veda ederiz. Çünkü hepimizin hayatında bir şekilde yaşadığı, fakat çoğu zaman üzerine düşünmediği bir gerçeği hatırlatır o sahne: Bazı insanlara veda ederiz ama onları hayatımızdan çıkaramayız. Hayatın en acı taraflarından biri belki de budur. Bir şeyin son kez yaşandığını, çoğu zaman o anda bilmiyor oluşumuz. Bir arkadaşınızla son kez oturup kahve içersiniz. Bunun son kahveniz olduğunu bilmezsiniz. Çocukluğunuzun geçtiği evden son kez çıkarsınız.
O kapıyı bir daha aynı şekilde açmayacağınızı bilmezsiniz. Bir aile büyüğünüzle sıradan bir sohbet edersiniz. Belki de o sesini son kez duyduğunuz konuşmadır.
Ama o an hayat normaldir. Kimse susup "Bu son" demez. Kimse saate bakıp o dakikayı hafızasına kazımaz. Hayat devam eder. İnsanlar konuşur. Telefonlar çalar.
Birileri güler. Birileri işe yetişmeye çalışır. Ve biz, farkında olmadan bazı şeylere son kez dokunuruz. İşte belki de vedaları zorlaştıran şey tam olarak budur. Son olduğunu bilseydik, belki çok daha farklı davranırdık.
Daha uzun sarılırdık. Daha dikkatli dinlerdik. Kırgınsak gururumuzu bir kenara bırakırdık. "Sonra konuşuruz" demezdik.
Belki de söylemek istediğimiz o cümleyi sonunda söylerdik. Ama hayat bize böyle bir uyarı vermez. Son an, çoğu zaman sıradan bir anın içinde saklıdır.
HATIRALAR KALIR
Vedayı yalnızca bir insanın başka bir yere gitmesi olarak düşünürüz. Oysa hayat boyunca verdiğimiz vedaların hepsi bir yolculukla ilgili değildir. Bazen bir döneme veda ederiz. Çocukluğumuza... Gençliğimize...
Bir şehre... Bir eve... Bir arkadaşlığa... Bir alışkanlığa... Hatta yıllarca inandığımız bir düşünceye bile. İnsan büyüdükçe aslında yalnızca yeni şeyler kazanmaz. Bazı şeyleri de geride bırakır. Çocukken dünyanın çok daha basit olduğunu düşünürüz. Büyüyünce anlarız ki insanların hikâyeleri siyah ve beyaz değildir. İyi dediğimiz insanın da hataları vardır. Kötü dediğimiz insanın da kendince bir hikayesi. Ve belki büyümek biraz da bu gri alanları kabul etmektir. Bu yüzden bazı vedalar bir başkasına değil, eski halimize yapılır. Bir sabah uyanırız ve artık eskisi gibi olmadığımızı fark ederiz.
Daha az kızarız. Daha çok susarız. Bazı tartışmaların kazanılmaya değmeyeceğini anlarız. Bazı insanların kalması için kendimizden vazgeçmememiz gerektiğini öğreniriz. Ve bir gün dönüp geçmişimize baktığımızda şunu söyleriz: "Ben artık o insan değilim." İşte bu da bir vedadır.
Bazen bir insanı hayatımızdan çıkarmak zorunda kalırız. Belki bizi kırmıştır. Belki yollarımız ayrılmıştır. Belki hayat bizi başka yerlere savurmuştur. Belki de hiçbirimizin suçu yoktur. Sadece zaman değişmiştir.
Eskiden her gün konuştuğunuz biriyle artık aylarca konuşmazsınız. Bir zamanlar her şeyi anlattığınız insanın hayatında neler olduğunu sosyal medyadan öğrenmeye başlarsınız. Birlikte güldüğünüz şeyler artık sadece hafızanızdadır. Ama insanın garip bir tarafı vardır. Birini unutmak, onunla ilgili her şeyi silmek değildir. Bazen bir şarkı çalar. Bir anda yıllar önceki bir gün gelir aklınıza. Bir sokaktan geçersiniz. Bir koku duyarsınız. Bir yemek görürsünüz. Ve yıllardır düşünmediğiniz bir insan, sanki dün yanınızdaymış gibi zihninizde belirir. İşte o zaman anlarsınız.
Bazı insanlar hayatımızdan gitmiş olabilir.
Ama bıraktıkları izler gitmemiştir. Çünkü insan ilişkileri yalnızca birlikte geçirilen zamandan oluşmaz. Bazen bir insanın hayatımıza dokunduğu birkaç ay, yıllar boyunca bizimle kalabilir. En zor vedalar belki de konuşarak yapılanlar değildir. Söylenemeyenlerdir.
İçimizde kalan cümlelerdir. "Keşke..." insan hayatında en ağır kelimelerden biri olabilir.
Veda gerçekleşmiştir ama konuşma tamamlanmamıştır.
"Yeşil Yol"un o unutulmaz vedası da bu yüzden yalnızca bir film sahnesi değildir. Bize hayatın kaçınılmaz gerçeğini hatırlatır: Her hikayenin bir sonu vardır.
Ama bazı sahneler vardır ki insan onları yıllar sonra bile hatırlar. Çünkü o sahnede bir parça kendimiz vardır. Ve belki de sinemanın en güzel tarafı budur:
Bize kendi hikayemizi düşündürür.
