Zaman kavramı durmuş gibi. Bir tünelden geçiyoruz ve bilmediğimiz dünyada kendimizi buluyoruz. Bazen kelimelerin yetmediği ve dünya insanının yaptıklarını tasvir edemeyeceğimiz durumların söz konusunu olduğu olaylarda dilsiz ve sağırlaşabiliyoruz. Şaka mı bu? Gerçekten bizim gezegenimiz rotasından çıktı da bilinmeyen bir boşluğa mı düşüyoruz? İnsanüstü varlıkları masallarda romanlarda okur ve inanmadığımız sayfalarda fırlatıp atardık.
TARİHÇESİNDEKİ AYRINTILAR
Yeni dünya olaylarının sevimsiz ve ürkütücü duyumlarına baktıkça, "O kitaplar, filmler gerçek miydi?" sorusu geliyor insanın aklına. Biraz zombilerin tarihçesinin anlamına bakalım; "Zombi" kelimesinin geçmişi oldukça ilginç ve karmaşıktır. Kökeni, Batı Afrika'nın Yoruba dil grubuna ve Batı Afrika Voodoo kültürüne dayanmaktadır. Zombi Afro-Caribbean ve Creole ruhani inanç sistemlerinde ölümsüz bir insandır. Bu folklorik zombiler doğaüstü güçler ve şamanistik hekimliği vasıtasıyla, yaşayanlar arasında korku yaratmak amacı ile ölü insan bedenlerinin yeniden canlandırılmasıdır. Zombilerin daha korkunç versiyonları yamyamlık öğesi kullanılarak korku sinemasında sıkça sergilenmektedir. Ayrıca bu tür varlıklar hortlaklar ile aynı kapasitededir.
ÇOCUKLUK HİKAYELERİN HATIRLATTIĞI
Zombi efsanesinin kökeni, 17. ve 18. yüzyıllara ait Hattian folkloruna kadar uzanmaktadır. Zamanla zombi fikri Voodoo geleneğinin bir parçası haline geldi ve biraz evrim geçirdi. Hattianlar, zombilerin Voodoo rahipleri tarafından hayata döndürülen ve genellikle ücretsiz iş gücü olarak kullanılan cesetler olduğuna inanıyorlardı. Medeniyet dediğimiz muhteşem versiyonun son hallerine bakın. Çocukluğumun hikayelerinden biridir ve komşu teyzelerin bize kızdığı zaman söylediği en büyük azardı; Yamyamlaşmayın. Günümüzde Afrika kabilelerinde hala insan eti yiyen vahşi ilkel toplulukların varlıklarının olduğu ispatlanmıştır. Adı üstünde ilkel dediğimiz insan gürusu ve medeniyetin merkezi olan hani o çok sevdiğimiz ülkelerine gitmek için efor sarf ettiğimiz kültürlerini hayranlıkla seyrettiğimiz o kitlelerle aralarında ne fark var.
DÜNYA ÇÖKÜYOR SONA GELİYORUZ
Şaşkınlığın korkunun son demlerini yaşar haldeyiz. Hızla gelişen teknoloji, çevresel çöküş, siyasi parçalanma ve derin varoluşsal kaygılar karşısında "İnsanlık nereye gidiyor?" sorusunun cevabını bulamıyoruz. İnsanın gözünde yaş, kalbinde sevgi, bedeninde sağlık, ruhunda mutluluk kalmadı artık. Hiç ısınmıyor şimdilerde yüreği. Vicdan kayboldu. İnsanlık öldü ve gömüldü çoktan. Kendi yalnız krallığında en büyük adam oldu herkes. Acınası olan; güçlüyüm Dünya çöküyor, düzen tekliyor ve sona yaklaşıyoruz. İnsanların bazıları ise hiçbir şeyden haberi olmayan umursamaz biri olarak kendi yalan dünyasına sahte huzur pompalamaya çabalıyorlar. İnsanların anlaşılması günden güne o kadar zorlaşıyor ki giderek daha da yalnızlaşıyor herkes. Sürekli değişen güç dengeleri, insan ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Kimse kimseye tam olarak açılamıyor, kimse kimsenin ne olduğunu tam olarak bilmiyor. Giderek yitiriyor insanlar şeffaflığını.
GÜVEN YOKSA HİÇBİR ŞEY OLMAZ
Tek başına kişilerden oluşan insan yığınlarına dönüşüyor toplumlar. İnsan için bilinmez ya da anlaşılmaz olan bir şey varsa o da ne yaşadığıdır çoğu zaman. Yaşıyor, yaşadığını biliyor ama ne yaşadığını bilmiyor ne yazı ki. O nedenle de anlatamıyor. Şüpheci bir dünya insanı olduk. Güvenin bittiği yerde her şey biter. Ne sevgi ne saygı kalır. Vahşi bir mutlu olma savaşı içinde çürümekte olan bir kitle var. En zengin, en güzel, en büyük, en başarılı, olma kargaşası. Yüzyıllardır şu dünyadan ne insanlar ne güzel topluluklar geçti. Hani neredeler? İnsan ömrü 150 seneye çıksa bile bir gün bitecektir. İstanbul da ne zaman Zincirlikuyu mezarlığından geçsem büyük puntlarla yazılmış şu sözü okurum; Her canlı ölümü tadacaktır. Artık söylenecek söz bile kalmadı. Tatsız tuzsuz bir dünya olduk. Allah'ın merhametine sığınalım.
GÜNÜN SÖZÜ: Çekilen acı elbet bedel ödetir.
(Anonim)
