• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Keşke çocuk kalsaydık

FİLİZ ÖZKOL

Keşke çocuk kalsaydık

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 29 Haziran 2026

Birçoğumuz, işimizden arta kalan sayılı zamanlarımızın bir kısmını AVM'lerde geçiriyoruz. Rutin hale gelmiş alışverişlerimizle, fast-food beslenmelerimizle çoluk çocuk günümüzü dolduruyoruz. Yine böyle alışveriş merkezinde olduğumuz bir gün feryat figan ağlayan bir çocuk dikkatimi çekti. Küçük canlarımız için kurulan "plastik" oyun alanlarında parmağı kaydırakta zarar gören kız çocuğuydu ağlayan. O sırada zaman makinesi gibi düşüncelerim beni çok eskilere, oyun çağında olduğumuz zamanlara götürdü. O yıllarda büyük alışveriş merkezleri yoktu, küçük bakkallarımız bizim ihtiyaçlarımızı görüyordu. Özel oyun parklarımız yoktu. Sokağımız, bahçelerimiz, bizim doğal oyun alanlarımızdı. Nerede boş arazi varsa yorgunluk nedir bilmeden oradaydık akşama kadar. Öyle özel oyuncaklarımız yoktu, Tahta arabalarımız, bez bebeklerimiz, misketlerimiz, uçurtmalarımız, telden yaptığımız ve kendi el becerimizi kullandığımız tel direksiyonlu arabalar, sapanlar bizi mutlu eden yaratıcılıklarımızdı. Sonra, teknolojinin gelişimiyle beraber ilk atari oyunları, tetrisler, rengarenk plastik bebekler dönemlerine damga vurdular. Fakat; ağaçlarıyla, çim alanlarıyla, bahçeleriyle doğal ortamlarımız vardı hala çocuklarımızın hayatında. Birçoğumuz, ebeveynlerimizin kontrolü olmadan kendi oyunlarımızı kurardık. Çünkü, hepimiz birbirimizin aile bireylerine kadar tanıdığımız dar çerçeveli güvenli alanlardaydık. Sıkışık düzen, şehirleşmede yaşayan ve kapı komşusu insanların birbirini tanımadığı bir yaşam tarzımız yoktu. Aralarında bir "merhaba" bile olmayan ve çocuklarının kavgalarına karışarak olayı yaralamaya kadar götüren ebeveynler yok denecek kadar azdı. Aksine, aileler önce kavga eden kendi çocuklarını terbiye ederlerdi. Hepimiz birbirimizi "çat kapı" ziyaret edebilecek kadar yakındık.

GÜVEN ORTAMI
Artan şehirleşme ve teknolojiyle beraber kendi el becerilerimizle ve yaratıcılıklarımızla ortaya koyduğumuz oyuncaklarımız da, oyun alanlarımızdan giderek kayboldu. Güven ortamları azaldı. Çocuklarımız artık kontrolümüz altında ve plastik oyun parklarında oynamak zorundalar. Çocukluk oyuncakları ve oyunları, sosyal ilişkilerimizin ilk temellerinin atıldığı aktivitelerdir. Yaratıcılığımızı ve gelişimimizi temsil eden güçlü duygusal bağlar için bu dönemlerin çok önemli olması nedeniyle, anne-babalara bu süreçte geçmiş yıllara göre çok daha fazla görev düşmektedir. Ebeveynler, çocuklarına karşı aşırı kontrol ve katı kurallar koymaktan kaçınmalı, ne oynayacaklarını dikte etmemelidirler. Bunun yerine evlatlarımızla birlikte müzakere mekanizmalarını geliştirmeliyiz. Onlarla oyun esnasında yere oturmak, onların dünyasına girmek ve liderliği onlara bırakmakla aramızda kuracağımız büyülü bağ, daha sonraki yıllarda çocuklarımızın ergenlik dönemi için de iyi bir temel oluşturacaktır. Çocuklarımızın kendi oyunlarını yönlendirme özgürlüğüne sahip olmaları; bağımsızlıklarını, yaratıcılıklarını teşvik ederek ergenlik yıllarında da kendine güvenen bir kişiliğe ulaşmasını sağlar. Yaşama karşı farkındalıkları artmaya başlayan çocuklarımıza rehberlik etmek veya onları düzeltmek yerine; sorular sormak, fikirleri doğrultusunda deneyimlerine izin vermek ve onları gözlemlemek ebeveynler için çok doğru bir davranış olacaktır. Yetişkinlerinin müdahalesinden uzak, yalnızca akranlarıyla etkileşim kurmaları için onlara zaman ve alan tanımak, sosyal durumlarda nasıl hareket edeceklerini ve problem çözmeyi öğrenmelerine yardımcı olur.

EL BECERİLERİ
Çocuklarımızı teknolojik olarak gelişmiş oyuncak bolluğu içinde yetiştirmek yerine onları sade ve kendi düşünsel yeteneklerini geliştiren oyuncaklarla baş başa bırakmalıyız. Oyunlar, onların hayal gücünü harekete geçirirken ayni anda el becerileri ile sonuca gitmesini sağlar ve böylece olaylara karşı pratik bakış açılarını geliştirirler. Yetişkin olarak bizler de ayni şekilde değil miyiz? Bir projemizi, bir hayalimizi adım adım gerçekleştirmek için çabalarken, pratik yönümüz gelişir ve bize zaman içinde başarıların yolunu açar. Çocukluğumuzda sahip olamadığımız birçok oyuncağın özlem dolu duygularını hala içimizin bir köşesinde saklıyoruz belki. Eksik kalan bu yönümüzü de kendi çocuklarımızı "oyuncak bolluğu" içinde yaşatarak tamamlamaya çalışırız. Çünkü, oyuncaklarımız "nostalji" için güçlü tetikleyicidirler. Birçok yetişkin için geçmişten kalma sevilen oyuncaklarla yeniden bağlantı kurmak, bize kaygısız çocukluk günlerimizi hatırlatır ve değerli anılarımızı canlandırır. Yaş aldıkça; işlerimizle, ilişkilerimizle beraber sorumluluklarımızın ve streslerin artması, eğlence ve hayal dünyamızın önüne geçerken, ciddi ve kasvetli bir yaşam içinde buluruz kendimizi. Bu duygularla, çocukluğumuzun sadeliklerini özleriz. Eski oyuncaklar, içimizdeki çocuğu serbest bırakıp, yaratıcı enerjimizi açığa çıkarırken, sıcak ve mutlu günlere zihinsel olarak dönmemizi sağlar ve bizi rahatlatırlar. Trafikte "makas atma" gibi başkalarının hayatını tehlikeye atacak şekilde, trafik canavarı olarak sürüş yapan kişilerde de çocukluktan gelen bir kızgınlık mı var acaba? Geçmişte sahip olamadığı oyuncağın verdiği hınç duygularını, gerçek araç üzerinde mi gerçekleştiriyorlar?

GELECEĞİN İNŞASI
Erken çocukluk döneminin sadece bir ailenin özel meselesi değil, bir toplumun geleceğinin temellerinin atıldığı çok önemli "stratejik inşa" süreci olduğunu unutmayarak, çocuklarımızın problem çözme yeteneklerini geliştirme yolunda, oyun ve oyuncaklarıyla buluşturmalıyız. Kendi travmalarımızın farkında olarak, çocuğun kendi başına bir şeyleri yapabiliyor olmasını sağlamanın, özgüven sahibi ve kendine yeten çocuklar yetiştirmenin ön koşulu olduğunu unutmayalım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.