Annelik içgüdüsü diye bir mit var.
Nedir bu mit: Annelik içgüdüseldir, dolayısıyla her kadın anne olmak ister ve fiziki kusuru olmayan her kadın anne olabilir. Yani kadın olmak aynı zamanda anne olabilmektir. Hamile kaldığı andan itibaren her kadın, çocuğuyla bir bağ geliştirmeye başlar, hamileliğin tüm sıkıntılarına katlanır, sonunda doğumunu gerçekleştirir ve yorucu da olsa da, memnuniyetle çocuğuyla ilgilenir.
Yani bir kadının tüm bunları yapmasını sağlayan şey, annelik içgüdüsüdür.
Bu içgüdü kadınlıkla ilişkili olduğundan, bütün kadınlar anneliği bilirler. Erkekler gibi bebek bakımını öğrenmeye ihtiyaçları yoktur.
Daha da derinleştirelim konuyu:
Bu yüzden, çocuğun bakımından öncelikli olarak anne sorumludur; zaten öyle olması gerekmeseydi bebeği içinde taşıyan ve beslemek için göğüsleri olan taraf "kadın" olmazdı. Baba, ideal aile için şart unsurdur, ama çocuk bakımındaki rolü anne ve bebeğin güvenliğini sağlamak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için gereken parayı kazanmaktır. Zaten babanın bebekle direkt bir teması olmamıştır; o ne karnında taşıyan ne de emzirendir. Dolayısıyla bebeğe istese de anne gibi bakamaz.
KUTSAL VE İYİ ANNE
İşte annelik ideolojilerinin en temel işlevi, "annelik içgüdüsü miti" üzerinden tüm kadınların anne olmayı istediği ve eninde sonunda anne olacağı algısını yaratmasıdır.
Bu algının kabulü için anneliği "kutsal" ilan eder ve bu "görevin" içselleştirilmesi için uğraşır. Kadınlık bir kez annelik üzerinden tarif edildiğinde, çocuk istemeyen bir kadının "kadınlığından" şüphelenilmesi doğal hale gelir.
Çocuk sahibi olmayan kadın, daha en baştan olgunluk, kadınlık ve fedakarlık açısından diğerinin gerisinde görülür; anne olan kadına göre "daha bencil, sorumsuz, kariyer düşkünü" olarak algılanır.
Gelelim toplum yapısı ve devletin annelik meselesiyle neden yakından ilgilendiğine.
Anneliğin "milli" bir mesele olmasına.
Devletlerin ne tarz vatandaşlar istedikleri ve hangi grupların çoğalmasını arzuladıklarına bağlı olarak, hangi kadınların anne olup hangilerinin olmayacağı, kimin kaçar çocuk sahibi olacağı ve bu çocuklara nasıl annelik edileceği hususu da politik ajandada yerini alır. İşte "gelecek nesiller" söylemi de annelik meselesinin politik yanına işaret eder.
Modern ulus-devlet, makbul vatandaşlar yaratma sürecinde anneleri de aktif göreve çağırmış, hatta kadınlar için vatanseverliği "iyi annelik"le eş tutmuştur.
MODERN ANNE
İyi annelik, şefkatli ve fedakar olma gibi geleneksel annelik kodlarını korurken, "çağın bilgisine" uymayı gerektirir.
"Modern anne"nin yükü geleneksel anneye kıyasla çok daha ağırdır, çünkü omzunda yepyeni beklentilerin ağırlığı vardır.
Modern anne, çocuklarına modern tıp ve çocuk uzmanlarının sunduğu "en gelişmiş" bilgilere uygun bir bakım vermeli, bu esnada onları çağın fikirlerine göre yetiştirmeli ve bilişsel gelişimlerini desteklemelidir.
Tüm bunları yaparken de sosyal hayatını ve mümkünse kariyerini devam ettirmeli, kişisel bakımını da ihmal etmemelidir.
Bu hem gerçekçilik sınırlarını aşan bir beklentidir hem de bunların bir kısmının bile gerçekleştirilebilmesi için çocuk bakımı konusunda desteğe ihtiyaç duyulacağı açıktır. Üstüne, yeni annenin ailedeki diğer kadınlardan destek alması "geleneksel bir yol" olarak pek makbul bulunmazken, profesyonel destek (kreş, dadı vs.) alması da "çocuğuyla yeterince ilgilenmediği" ne yorulur. İdeal anne, bu beklentileri karşılarken yardım almaya bile ihtiyaç duymayıp kendi hayatını da çocuk sahibi olmazdan evvelki gibi sürdürebilmelidir.
Anneler Günü dolayısıyla annelikle ilgili düşüncelerimizin üzerinden geçelim ve sorgulayalım istedim. Bunun için de akademisyen Merin Sever'in "kadınlık ve annelik" üzerine yaptığı bir makalesinden yararlandım.
Bu konuya bu hafta devam edeceğiz...
