1972 yılında Intel'in kurucularından Robert Noyce, akrabalarını topladığı bir otobüsün içinde, yeni geliştirdikleri ve mikroişlemci adını verdikleri çipi onlara gösterirken, "Bu dünyayı değiştirecek, yaşamımızda devrim yaratacak" demişti. Ve heyecanla sözlerine devam etti: "Oturduğunuz yerden her türlü bilgiye erişebilecek, para kullanmadan her türlü ihtiyacınızı satın alabileceksiniz. Her şey elektronik ortamda yapılacak." 53 yıl önceden bahsediyoruz. Muazzam bir öngörü. Söylediği her şey gerçekleşti. Mikro işlemciler, mutfak aletlerinden tıbbi cihazlara, kişisel bilgisayarlardan uzay teknolojisine her yerde kullanılmaya başlandı. İlginçtir, Robert Noyce, bir üniversite ortamında değil, dini bir çevrede büyüdü. Babası ve büyükbabası, Püriten mezhebine bağlı kiliselerde rahip olarak görev yapıyorlardı. 16. yüzyılda, İngiltere'de doğan bu mezhep, kilise ve kralın mutlak baskısı altında, reform talepleri ile ortaya çıkmıştı. Ülkelerinde bu reformları gerçekleştirmenin imkansızlığını gördüklerinde, 17. yy. başlarında, toplu olarak Amerika'nın kuzeydoğusuna, New England adını verdikleri bölgeye göç ettiler. Orada, reformize ettikleri dinlerini, dolayısı ile de sosyal ve entelektüel düzenlerini hayata geçirdiler. Her ne kadar üç yüz yıl önce bir reform hareketi olarak başlamışsa da Puritenlik, günümüzde genel olarak ahlaki katılık ve tutucu davranışlar manzumesi içinde, aşırılıklardan ve dünya zevklerinden uzak basit bir hayatı öneren bir öğretiye evrildi. Noyce, Puriten inanç imanını almasa da bulunduğu sosyal mezhep ortamının hiyerarşi, otorite ve despot liderlere tahammül edememe geleneğini kişilik özelliklerine katmıştı. Üniversite öncesi, kendi atölyesinde vakum tüplü radyo ve çatıdan atıldığında uçan pervaneli bir uçak yapmak gibi hobilerle mutlu olurken, boş zamanlarında Grinnell College'da fizik profesörü olan Grant Gale'in, sırf onunla sohbet etmek imkanı yaratmak için çimlerini biçmeye gönüllü olmuştu. Sonra girdiği Grinnell'de çift anadal olarak fizik ve matematik eğitimi gördü. Birgün Profesör Gale'in odasında, Gale'in üniversiten arkadaşı John Bardeen'in, Bell Labs'da çalışırken ortaklarıyla birlikte bulduğu transistörü karşısında görünce adeta çarpıldı ve anılarında bu an ile ilgili olarak şunları kaleme aldı: "Bu, yani vakumsuz amplifikasyon yapılabilmesi büyüleyici ve çok çarpıcı bir gelişmeydi. Aynı zamanda, rutinin dışına çıkabilme ya da farklı bir şekilde düşünebilme becerisini kışkırtan bir gelişme oldu, benim için." Sonrasında MIT'deki (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) doktora eğitiminde, bu düşüncelerini hep yanında taşıyacaktı.
KRITIK BIR ESIK
Sonrasında, arkadaşları ile kurdukları Intel şirketinde, mikro işlemcileri hayatımıza soktuklarında, makineleri, artık insan beynindekileri temel alan modellenmiş sinir ağları benzeri bir derin öğrenmenin eşiğine getiren yapay zekanın kapılarını sonuna kadar açmışlardı. Sözlüklere 1955'lerde giren yapay zeka için çığır açıcı bir gelişme olarak, 2012'lerde, bir dönem bulunmaktan onur duyduğum Toronto Üniversitesinin unutulmaz araştırmacılarından Geoffrey Hinton ile Aleks Krizhevsky ve Ilya Sutskever tarafından geliştirilen AlexNet'e değinmeden geçilemez. Geoffrey Hinton, AlexNet ile, bilişim dünyasının mikroçipi sayılabilecek derin öğrenmeyi, yapay zeka kulvarına taşıdı. Böylece, yapay zeka üniversite makalelerinden ticari sektörlere, yaşamın öncelikli temalarından birisi oldu. Hinton ve arkadaşları, Google'a transfer olup 'DeepMind'ı ona sattılar ve yapay zeka, yaşadığımız yüzyılın ana oyuncusu haline geldi. Artık, yapay zeka kitlesel bir sunum olarak her yerde karşımızda. Şimdiden, insanlığın sosyal dokusunun ayrılmaz bir parçası haline geldi. Üstelik kullanmak için çok özel bir eğitime de gerek yok. META'nın PyTorch veya Open AI'ın uygulama program ara yüzleri sayesinde (API'lar), sıradan insanlar bile yapay zekanın kullanıcısı oldular. OpenAI, ChatGPT'yi 2022 yılında piyasaya sürmüştü. Bu sohbet robotu, süreç içinde, büyük dil modelleri (LLM) alanındaki gelişmeler sayesinde, yaşamımızda devrimsel sonuçları oluşturdu. Yapay zeka, halihazırda, Shakespeare tarzı bir edebi metin oluşturabilir, senaryolaştırıp film kopyasını realize edebilir. Teşhis koyup tedavi edenlerinden ya da yüzyıllarca süren yolculuk hazırlığındaki uzay robotu görünümlülerinden bahsetmiyorum bile! Bundan sonrası, insanlık, kritik bir eşiğin önünde duruyor gibi. Yapay zekanın, insana dair iyi yanları büyüten, yaratıcılık ve iş birliği esaslı bir ekosistemin parçası mı olacağı, yoksa türümüzü, sınırsız gelişme potansiyeli ile bir türbülansa mı sokacağını yakında göreceğiz!
