Ulusların milli şuur ve kimliklerinin oluştuğu özel günlerde ve zamanlar vardır. Bizim için de böylesi günlerin art arda geldiği tarihsel bir periyodu takip edeceğiz. Önce Anadolu'yu yurt yapmak için bir dönüm noktası olan Malazgirt Zaferinin gerçekleştiği (26 Ağustos 1071) tarihin 955. yıl dönümünü anacağız. Sonra geçen yüzyılın en büyük ve son meydan savaşı olan Sakarya'nın 105. yılını hatırlayacağız. 23 Ağustos- 13 Eylül 1921 tarihleri arasında cereyan eden bu savaş ile, İsmail Habip Sevük'ün yorumunu referans alırsak, "13 Eylül 1683 günü Viyana'da başlayan çekilme, 238 sene sonra Sakarya'da durdurulmuş" oldu. Ve 104 yıl önce bu günlerde, 1922 yılının 26-30 Ağustos'u arası ulusumuz, mutlak bir yok oluştan kurtulmak için, askeri bir dehanın komutasında, Başkomutanlık Meydan Savaşı gerçekleştiriyordu.
ACIMASIZCA KATLETTİLER
Türkiye gibi içinde bulunduğu coğrafyada en uzun siyasi geçmişi olan bir ülkenin, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir yok oluş tehlikesinin, Atatürk tarafından başlatılan Kurtuluş Savaşı ile bertaraf edilmesinin hukuki ve siyasi metni Lozan'da kaleme alınacaktır. Ayrıca yeni Türk devletinin de uluslararası camiada tescili olacaktır. Lozan... Hatırlatmak gerekirse, o dönemin Balkan ülkeleri için neredeyse tek ortak dış politika, Osmanlı Devleti'nin varlığının sona erdirilmesiydi. Nitekim Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Rusya'nın katalizörlüğünde Balkan Birliği'ni oluşturarak 7 Ekim 1912 tarihinde savaş ilan ettiler ve Balkanlar'daki Türk mevcudiyetini acımasızca katlettiler. Yedi ay sonra Balkan Savaşları sona erdiğinde, Balkanlardaki topraklarımızın büyük bölümünü kaybetmiştik ve 2.3 milyon yurttaşımızdan geriye kalan 1.4 milyon insandı. Yani bir milyon vatandaşın 632 bin 408'i kıyıma uğramış, geriye kalanlar da İstanbul ve Anadolu'ya kaçarak canlarını zor kurtarabilmişlerdi. Ama sırada, dört imparatorluk ile dört hanedanın yıkılmasına yol açacak küresel bir savaş vardı.
DÖNÜM NOKTASI
1914 yılının 28 Temmuz'unda, Birinci Dünya Savaşı başlayacak, savaşın başat ülkesi Almanya'nın ulusal çıkarları kapsamında cephenin dağıtılması için oluşturduğu stratejisinin yerli uzantıları aracılığı ile Osmanlı'da 11 Kasım 1914 yılında İtilaf Devletleri'ne savaş ilan edecektir. Savaşın sona ereceği 11 Kasım 1918 yılına kadar, Çanakkale savunması gibi, sadece milletimize değil tüm dünyaya kurtuluş için ilham olan, gururla anılan olağanüstü kahramanlık örnekleri yaşansa da savaş sonunda yenilgi ve vatanın işgali söz konusu olacaktır. 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusunca İzmir'in işgalinin ardından Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a çıkması, ulusal tarihimizin dönüm noktası olacak Birinci, İkinci İnönü ve Sakarya muharebeleri ardından Başkomutanlık Meydan Savaşı (30 Ağustos 1922) ve nihayetinde 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir'in kurtuluşu gerçekleştirilecektir. Doğrusu, kısaca anlattığım destansı ve epik, bir o kadar da tüm dünya için umut olan Kurtuluş Savaşımızın, şimdiye kadar evrensel sanat standartlarında kült bir sinematografik canlandırılmasının yapılamamış olması üzüntü vericidir.
ANA HEDEF
26-30 Ağustos 1922 yılında gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Savaşı, tarihimizin en karanlık döneminden, tüm ulusumuzun özverisi ve azmi ile sıra dışı bir önderin liderliğinde, Türk milleti ve devleti adeta küllerinden sonsuza kadar var olacağı bir doğumu gerçekleşirdi. Ancak bu süreç hiç de kolay değildi. Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı, ülkenin tüm kaynaklarını tüketmişti. Devlet zayıf, insanlar aç ve fakirdi. Bu şartlarda ilan edilen genel seferberlik ve diğer ek önlemler, istenilen seviyede hazırlıkların yapılmasını sağlayamıyor, Yunan ordusu ile aradaki eşitsizlik giderilemiyor, muharip güç olması gereken noktalara ulaşamıyordu. Ama dava vatanı kurtarmak gibi haklı bir davaydı ve Milli Mücadele ile Misak-ı Milli ana hedefti. Bu noktada, hazırlık aşamasında uluslararası antlaşmalar kapsamında stratejik imzalar atılmış, Gürcistan ve Ermenistan ile Kars, Ruslarla Moskova ve Fransızlarla da Ankara Anlaşması deklare edilerek, İngiliz ve Yunanlılar siyasi olarak izole edilebilmişti. Son noktada da Büyük Taarruz ile İngilizlerin Sevr Projesi, bir daha inmemek üzere rafa kaldırılmış oldu.
İDAMLA YARGILANDILAR
Atatürk'ün önderliğinde, ordumuzun 26 Ağustos 1922'de başlattığı bu destansı savaş, eşi bulunmaz bir askeri ve siyasi zaferler manzumesi yarattı. Mudanya Ateşkes Anlaşması ile Mondros Mütarekesi yok hükmüne geldi. Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını tüm dünyaya deklare edecek olan Lozan Antlaşması'na zemin hazırladı. Ve tüm sömürü altındaki uluslar için ilham alınacak bir başarı öyküsü yaratıldı. Bu büyük başarı sonrası, Yunan ordusunu domine eden İngiltere'deki Lloyd George hükümeti devrilirken, istilacı Yunan Küçük Asya Ordusu'nun komutanları ile dönemin Yunan Başbakanı dahil bu yayılmacı politikayı uygulatan siyasiler, ülkelerinde idam ile yargılandılar.
ŞÜKRANLA ANIYORUM
26-30 Ağustos 1922 tarihlerinde, beş gün içinde Yunan istilacıların kesin yenilgisi ve imhası ile sonuçlanan Başkomutanık Meydan Muharebesi, bir muazzam askeri başarı öyküsüdür ki; sonrasında da Lozan Antlaşması ile siyasi zaferleri getirmiştir. Tahakküm altındaki tüm ulusların kurtuluşunu müjdeleyen ve ulusumuza ilelebet yaşayacağı bağımsız yeni bir Türk Devleti kazandıran Zafer Bayramımızı yaratan başta Atatürk olmak üzere, bu savaşta şehit düşen 547 subay ve 13 bin 829 erimizi minnet ve şükran ile anıyorum.
