• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın

BESİM KAZADO

Kış ortasında deniz, kum, güneş keyfi

besim.kazado@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 05 Ocak 2012
Sahil boyu villalar, rengarenk restoranlar, bistrolar, cıvıl cıvıl plajlarıyla Cape Town, Türkiye'nin soğuk kış günlerini yaşadığı bu günlerde çok iyi geldi...

Veee yıllardır gitmek istediğim Cape Town... Johannesburg'dan G.Afrika iç hatları ile ya da THY ile gittiğinizde devam ettiği için ilk oraya da gidebiliyorsunuz. Ama ilk Cape Town'a gidecekseniz biletinizi o şekilde alıyorsunuz. Diğer şekilde yani iç hatlarla ulaşırsanız oradan Joburg'a uğrayıp dönüş olarak gerçekleştirebiliyorsunuz. Fakat orada karar verip değiştirme imkanına sahip değilsiniz, yapılan bir anlaşma gereği. Sandton Mall'indeki marketten, evet marketten biletleri ve en uygun şartlardaki biletleri aldık. İnternetten bu kadar uygununu bulamadık.

ARKADAŞLAR SAĞ OLSUN

Cape Town'a indiğinizde rahat ve rengarenk bir yere geldiğinizi hemen hissediyorsunuz. Büyük bir şans eseri diyeceğim, ama hep soylerim iyi niyet ve çevre sebebi ile hiç bir otelde yer bulamadığımızdan kara kara duşünürken Bora (Cartier'nin müdürü) imdadıma yetişti. Eski hanımı ile yaptığı görüşme sonunda onun evine gidebileceğimi söyledi. İnanın yabancı bir yerde rahat edemem. Ama bu bambaşka bir şeydi. En başta Türk dostu olan Tania'nın harika, minicik bir villasi vardı. Alanda İnformation'a danışarak tuttuğumuz taksi ile eve geçtiğimiz yolda muhteşem manzaralara bakarken harika bir 5 gün geçireceğimi anlamıştım bile...
Dünya şekeri Tania (ilk kez görüşmemize ragmen) sanki çocukluk arkadaşımmış ve de çok özleşmişiz gibi karşıladı. Hemen arabasına atladık, genel bir bilgi verdi, Cape Town hakkında. Şehrin tam ortasında dümdüz bir dağ var, Masa dağı yani Table Mountain... Bu dağı merkez olarak kabul edersek tüm şehir bu dağın etrafında yer alıyor. Tabii ki önce Table Mountain'ın eteklerine gittik, nefis manzarayı seyretmek için. Oralardan gördüğümüz kilometrelerce uzanan bembeyaz kumlu, dev kayalar ve dalgalarla daha da ilginç bir tabiat gorüntüsü sunan birbirinden ilginç villa ve rezidanslarla bezenmiş sahile indik.

DİZİ DİZİ RESTORANLAR

Güneyden kuzeye, Hout Bay, Camps Bay, Clifton, Bantry Bay olarak sıralanan bu birbirinden güzel ve hepsi ayrı özellikli kıyı şeridini bir çırpıda geçiverdik. Uzun bir yol olmasına rağmen o kadar kalabalık ve birbirinden değişık ki ertesi günlerde buraları yürüyerek geçtim. Bilirsiniz bir yeri en iyi tanıma yurüyerek olur.
Camps Bay, cadde boyunca restoran ve barların sıralandığı bir tatil yöresi, rengarenk cıvıl cıvıl bir yer. Ama tek handikapı kışları hani Bodrum gibi sadece oturanları ve de meraklılarının gelmesi ile rüzgarı. Bunun haricinde kıyı şeridi boyunca rengarenk bistrolar ve dükkanlar dizi dizi... Joburg'dan iyi bildiğimiz 'Mezepoli' Yunan restosu burada. 5 kere gittik, o köfteler, ciğerler, peynirli salatalar ve de en mühimi sıcak servisi ve çok sevimli sahibi için.

OKYANUSTA YÜZMEK

Clifton'a doğru devam ederseniz 3 tane plaj geçiyorsunuz. Birinde mutlak mola verip denizin, okyanusun dalgalarında yüzmenin hazzına variyorsunuz. Buraların en 'in' sporlarından biri dalgaların üzerinde hatta içinde yapılan 'surf' ve kumsal futbolu.
Clifton'da gözüme çarpan bir özellik, deniz tarafındaki ciddi sağlam tüm rezidansların manzaraya engel olmamak için cadde seviyesine kadar çıkabilmeleri ve cadde seviyesinde parkinglerin oluşu. Dağa doğru bakarsanız işte favori evlerimi göreceksiniz. Beni en çok etkileyen mimari de balkon gibi uzantılardaki şeffaf havuzlar.

DÜNYACA ÜNLÜ STADYUM

Deniz kenarından şehir merkezine devam ederseniz, sahilin sadece yürüyüş bandları, parklar ve banklarla dolu olduğunu gorürsünüz. Yüzlerce kişi günün her saatinde yürüyüş, koşu, paten yapıyor, bisikletle dolaşıyor.
Ve 'water front'... Alışveriş, restoran, bar, dönmedolap, günün her anında ya meydanda, ya da konser alanında değişik gösteriler, sinema salonları ile bezenmiş, dünyanın hemen hemen her cins balığını görebileceğiniz dev akvaryumu ile bir eğlence merkezi... Buranın ayrı bir özelliğı de dünyanın hatırı sayılır bir limanı oluşu. Tüm turistik geziler buradan başlıyor. Bu semtteki evler de hatırı sayılır kalitede. Hemen buranın deniz tarafı karşısı herkesin genellikle buluşma yeri, meşhur Cape Town dünya çapındaki stadyumu olan 'Green Point'. İşte burası apayrı bir ülkede imişsiniz hissini yaratıyor.
İyi çevre iyisini getirir dedik ya Tania çok kibar bir Türk arkadaş tanıştırdı. Mehmet... İşte 'Green point'ta bulunan 'Giovannis' bistronun işletmecisi. Tam stadyumun karşısında, tüm gün ağzına kadar dolu, hem market, hem de bistro. Şurdan burdan konuşurken, Bodrum'dan tanıdık çıktık. Epey hızlı bir Bodrum hayatından, ki buralarda kulüp işletmecilikleri yapmıştı, Cape Town'a geçiyor. Evleniyor, bir de aslan gibi oğlu oluyor. Hanımı başarılı bir turizmci. Bu arada garsonluktan, Türk restoranı ortaklığına kadar değişik denemelerde bulunuyor. Şimdiki pozisyonu çok iyi, kendisi ile ailesi çok mutlu bir arkadaş. Sağ olsun çok ilgilendi hatta yarın anlatacağım dünyanın en güney ucu Cape Point'a götürdü...

YARIN: CAPE POINT

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.