Hiç bilmediğiniz, bir yere mi geldiniz, bence şu üstü açık 2 katlı gezi otobüsleri var ya mutlak onlarla bir tur atmak gerekir. Bildiğiniz gibi elinizdeki haritaya göre uğranacak durakları kestirirsiniz. Hangileri enteresan geliyorsa, (ki zaten kulaklığınıza bir durak evvel neler görebileceğinizin anonsu veriliyor.) oralarda iniyor, dolaşıyor ya aynı duraktan ya da bir ilerdekinden 15 dakikada bir her durağına uğrayan vasıtanıza biniyor, turunuza devam ediyorsunuz. Böylece şehri genel olarak tanıyor, hani hangi bölümleri ilginizi çekerse ertesi günler de oralara uğruyor daha keyifli bir tatil yapıyorsunuz. Bu arada her yeri de ziyaret etmiş oluyorsunuz. Aynı benim benimsediğim gibi. Eskiden beğendiğim hemen herşeye saldırıdım. Şimdi ise olgunlaştım diyorum kendi kendime, (bu genç yaşımda!!!) Hoşuma giden şeyleri kafama yazıyorum. ikinci uğrayışımda, hatta üçüncüde hala aklım kalıyorsa demek alınması gerekiyor.
Fazla güneşli olmayan bir günü seçtik ki otokarın tepesinde cayır cayır yanmayalım. İlk "Central business district" yani iş merkezi mahallinden geçtik. Buradaki dev iş binaları arasında rengarenk çiçek pazarı içinizi açıyor. Bu pazar, 100 yılı aşkın süredir her gün kurulurmuş. Burada bulunan ve epeyce uzun olan bir cadde var. Long street. Tüm şehir içi restoranlar, dükkanlar, butikler dizi dizi sıralanıyor. Hepsi de tıklım tıklım dolu. Burada Pan African Market diye bir yer var ki mutlak ziyaret etmeniz gerekiyor, Afrika özellikli sanat galerileri sizleri bekliyor.

TAŞ DEVRİ CANLILARI
'Gold of African Museum'a gidip içinde altın yapraklı Şampanya'dan tatmamak 'out' oluyor bu gezide. Bu arada önünden geçtiğimiz müzenin adını okuyunca Milano'daki canım arkadaşımın adını çağrıştırdığı için indim. İyi ki de inmişim. İziko G. Afrika Müzesi'nde, bir daha zor görebileceğiniz taş devri deniz memelilerinin fosilleri, yaşamlarını gorüyorsunuz.
Birçok modern binanın arasında eski dönemlere ait birçok yapının (St. George Katedrali gibi) yer alması, buraları daha da mistikleştiriyor. Tiyatro binasının yer aldığı Cape Town International Convention Center'a uğramak gezinize başkalık katıyor.
Bu arada geçtiğimiz bir semtte bariz şekilde bir mahhallenin yıkıldığı gözünüze çarpıyor. Bu semt, her hafta sonu rengarenk kostümlerle adeta resmi geçit yapan zencilerin en flaş mahallesi imiş. Buraları koloni olunca tüm bu bilhassa cazsever semt sakinleri yuvalarından atılmış. O kadar içim burkuldu ki bu yıkık, bomboş arazileri görünce...
Asıl şehir merkezinde klasik binalar ve de fetih devrinden kalan kale var. Kalenin önünde gördünüz su birikintisini izah ettiklerinde şok olduk. Bu su birikintisi meğerse görülsün diye bırakılmış. Burası 100 lerce metre ilerisine kadar denizmiş. Deniz çekilmiş ve bir daha geri gelmeyince şehir kurulmuş üzerine. O dönemlerde inşa edilen en eski binalardan biri çok mühim bir değer taşıyor. Mandela, hapisten çıktıktan sonra halka ilk konuşmasını buradan yapmış.
Bu arada Mandela'nın hapis kaldığı Robben adasına geziler yapılıyor.
Cape Town şehir gezisinde geçtiğiniz en güzel yerlerden biri de Afrika özelliklerini kaybetmediğini göstermek için yeniden inşa edilen rengarenk evlerle bezenmiş özel sokakları. Bo-Kaap semtinde kendine has restoranlar var. Çoğunlukla Müslümanların yaşadığ bu semtte, 19. Yüzyıl'daki Müslüman yaşam tarzlarını gösteren Bo- Kaap Müzesi'ne uğramamak elde değil. Bu gezinin tümü inanılmaz yeşillikler arasında olunca başka bir güzellik katılıyor gününüze.
TELEFERİKLE MASA DAĞI
Veee harika villa ve malikanelerin arasından biraz tırmandıktan sonra o şehrin hemen hemen her yerinden, başınızı kaldırdığınızda gordüğünüz (Table Mountain) Masa Dağı'na geldik. Teleferik'e bindik, tam 10 dakikada bin 85 metre yüksekliğe tırmandık. Bu ara fark ettik ki teleferik içinde de dönüyor. Yukarı vardığınızda hakikaten dümdüz bir alana geldiğinizi görüyorsunuz, yani masa gibi. Dünyanın her yanından insanlar öbek öbek geziyor, resimler çekiyor, manzara seyrediyor, butikten alişverişler yapıyor, restoranda bir şeyler atıştırıyor... Bütün bu sirkülasyon içinde devamlı grup grup gençlerin bir yere gittiklerini gördüm, takip ettim. Meğerse o yükseklikten paraşüt atlmalarına gidiyorlarmış, adrenalin...
Büyülü şehir turu deniz kesimine doğru devam ediyor. Buraları daha önce ezberlediğim için, yemek ve deniz safası sebebi ile otokardan iniyoruz. Akşamüstü epey renkli bir semt olan Green point'te dipdiri gecemize başlıyoruz...
Yarın: Green Point
