"Bugün arkadaşlarımla buluşacağız ama lütfen sorun çıkarma." İlişki yaşayan birçok kadının hayatında en az bir kez duyduğu cümlelerden biridir bu. Daha akşam başlamadan, henüz kimseyle karşılaşılmamışken, ortada tek bir tartışma bile yokken kadın farkında olmadan "potansiyel problem" ilan edilir. Sonra akşam biter. Kadının yüzü düşer, sessizleşir ya da kırıldığını belli eder. Ve beklenen cümle gelir: "Arkadaşlarımı kıskanıyorsun." Oysa ilişki koçluğu yapan biri olarak da, bunu kendi hayatımda yaşamış biri olarak da şunu gördüm: Mesele çoğu zaman arkadaşlar değil. Mesele, sevdiğiniz insanın yanında görünmez hâle gelmek. Bir kadın, partnerinin arkadaşlarıyla görüşmesine karışmayabilir.
Eski dostlarıyla konuşmasına, gülmesine, geçmişten anılar anlatmasına da... Fakat o sırada birkaç adım geride bırakılıyorsa, kimseyle tanıştırılmıyorsa, sohbete dâhil edilmiyorsa ve partneri dönüp gözlerinin içine bile bakmıyorsa, canını acıtan şey konuştuğu kişi ya da kişiler değildir. Unutulmuş olmaktır. İnsan bazen kalabalığın içinde de yalnız kalır. Üstelik en ağır yalnızlık, tek başına olduğumuzda değil, sevdiğimiz insan birkaç metre ötemizdeyken yaşadığımız yalnızlıktır.
'SURAT ASTIN!'
Aynı masada oturursunuz.
Fiziksel olarak yan yanasınızdır. Ama içinizde kilometrelerce mesafe vardır. Dışarıdan bakan biri bunu anlamakta zorlanabilir.
"Sonuçta birlikte gittiniz." "Aynı ortamdaydınız." "Ne yaptı ki?" Belki gerçekten kötü bir şey yapmamıştır. Size bağırmamıştır.
Hakaret etmemiştir.
Bilinçli olarak dışlamamıştır.
Ama genelde ilişkileri yoran şey, yapılan büyük kötülükler değil; yapılmayan küçük şeylerdir. Mesela?
Dönüp bakmamak...
Elinizi tutmamak... "İyi misin?" diye sormamak...
"Gel, seni de tanıştırayım." dememek... Bunların her biri tek başına önemsiz görünebilir. Ama tekrarlandığında insana aynı duyguyu verir: "Şu anda senin için önemli değilim." Sosyal nörobilimci Naomi Eisenberger'in çalışmalarında, sosyal dışlanmanın beyinde fiziksel acıyla ilişkili bölgelerle bağlantılı tepkiler oluşturduğu saptanmış.
Belki de bu yüzden dışarıda bırakılmış hissetmek yalnızca küçük bir kırgınlık gibi yaşanmıyor. Beden ve zihin bunu bir bağ kaybı, hatta bir tehdit gibi algılayabiliyor! Partneriniz birkaç metre uzağınızdayken bile kendinizi terk edilmiş hissetmeniz biraz da bundan. Ben de bunu deneyimledim. Bu konuda yaşadığım ağır tartışmalar oldu geçmişte. Ancak ben yalnızca şunu anlamaya çalışıyordum: Neden arkadaşlarının yanına geldiğinde bana davranışın değişiyor?! Evde elimi bırakmayan insan, arkadaşlarının yanında beni neden uzun zaman yalnız bırakıyor? Neden herkesle ilgilenirken dönüp bana bir kez bile bakmıyor? Ve neden akşamın sonunda benim kırgınlığımı görmek yerine yalnızca yüzümün asıldığını fark ediyor? "Bravo, yine surat astın."
'UNUTMADIM...'
Düşünsenize; belki o kadın surat asmıyordur. Belki yalnızca kendini değersiz hissetmiştir. Belki de saatler boyunca söyleyemediği tek şey şudur: "Sorun arkadaşların değil. Senin yanında şu an kendimi yalnız hissediyorum." Bazı erkeklerin arkadaşlarının yanında değiştiğini de görüyorum. Evde ilgili, yakın ve sevgi dolu olan biri, arkadaş grubunun içine girdiğinde sanki başka bir kimliğe bürünebiliyor.
Belki fazla romantik görünmek istemiyor. Belki "kılıbık" denmesinden çekiniyor. Belki sevgisini açıkça göstermeyi zayıflık gibi algılıyor. Bunların çoğu bilinçli bile olmayabilir.
Ama sonuç değişmiyor.
Kadın, sevdiği insanın yanında neden birden yabancıya dönüştüğünü anlamaya çalışıyor.
Oysa gerçek güç, sevgiyi saklamak değil, olmamalı.
Gerçek güç, bulunduğunuz ortam kim olursa olsun, sevdiğiniz insanı yalnız bırakmamak olmalı.
Bir kadının çoğu zaman istediği şey ilginin merkezinde olmak değildir.
Partnerinin bütün akşam yalnızca onunla ilgilenmesini de istemez. Bazen yalnızca bir bakış yeter.
Kısa bir gülümseme...
Elini hafifçe sıkmak...
"Bir şey ister misin?" diye sormak... Sohbetin içine dâhil etmek... İlişki araştırmacısı John Gottman, ilişkilerin büyük jestlerden çok, insanların birbirlerine verdiği küçük duygusal karşılıklarla güçlendiğini anlatır kitaplarında. Gerçekten de bu davranışlar yalnızca birkaç saniye sürer. Ama insana çok büyük bir şey hissettirir:
"Bu kalabalığın içinde bile seni unutmadım." '
