Gözler, ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin'de 14-15 Mayıs'ta yapılacak görüşmeye çevrildi.
Küresel dengeleri derinden etkileyen Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki rekabet, 14 Mayıs'ta gerçekleşecek olan ABD Başkanı Trump'ın Pekin ziyaretiyle yeni bir döneme giriyor. ABD başkanının Çin'i en son ziyaretinden bu zamana yaklaşık 10 yıl geçmesi ise görüşmenin neden şimdi gerçekleşeceği sorusunu akıllara getiriyor. Dünyanın 2 küresel devlet-güç-büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkiler açısından kritik bir buluşma olacak. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında uzun süredir beklenen Pekin zirvesinin ana gündemi başlangıçta küresel ekonomi-ticaret savaşı üzerineydi. Ancak ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan yeni kriz, görüşmenin önceliklerini değiştirdi. Önceliğin; küresel enerji akışı açısından hayati önemdeki Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması olduğu konuşuluyor.
SORU İŞARETLERİ
Ancak, kafalarda birçok soruya cevaplar da aranıyor.
Şöyle; Trump'ın Pekin ziyareti öncesinde Şi Cinping'den "büyük ve sıcak bir kucaklama" beklediğini söyledi. Böyle olacak mı?
Hürmüz Boğazı ve İran krizi had safhada... Trump, "Al Tayvan'ı ver İran'ı" der mi? Pekin'de küresel 2 lider anlaşamadığı takdirde; ziyaret sonrası Trump, İran'a şiddetle saldırır mı? Kapalı kapılar ardında Trump ile Şi Cinping jeopolitik detaylara girerler mi? Dünyayı paylaşmaya kalkarlar mı? Yani, 2.YALTA hazırlığı olur mu?
YENİ DÜNYA PAYLAŞIMI
Alaska'da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında 15 Ağustos 2025'te zirve gerçekleşti. Trump-Putin'in kapalı kapılar ardında dünya paylaşımı yaptıkları da enine boyuna tartışılıyor.
Trump'ın; Ukrayna'nın işgal edilen bölgelerini Rusya'ya bıraktığı, Küba'yı ABD'nin aldığı, Arktik denizini ortaklaşa kullanmayı planladıkları, İran'a ABD'nin nüfuzunun artmasına Rusya'nın etkin karşı çıkmayacağını değerlendirdikleri öne sürülüyor. Nitekim Trump, Rusya'nın petrol satmasına engel olmuyor. Rusya da İran konusunda sessiz kalıyor. Rusya da Küba'ya ABD'nin çökme talebine karşı çıkmıyor. ABD ile İran arasında ateşkes pamuk ipliğine bağlı. Kriz sürüyor. Trump kriz sürerken Pekin'e gidiyor. Çin açısından da acil mesele, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması. Çünkü Çin'in ham petrol ithalatının yaklaşık yarısı bu su yolundan geçiyor. Çin; enerji kaynaklarını çeşitlendirmesi ve büyük rezervlere sahip olması nedeniyle diğer Asya ülkelerine kıyasla enerji şokundan daha az etkilenmiş durumda.
Hürmüz Boğazı'ndaki ticaret aksamasına uzun süreli bir kesintinin Çin açısından ciddi sorun yaratacağı konuşuluyor. Bu nedenle Trump-Şi zirvesinin en önemli sorularından biri, Çin'in İran krizinin çözümü için nasıl bir rol üstleneceği olacak.
Pekin buluşması öncesi çıkan haberlerde Çin'in; İran'ı önceki ateşkesin devamı ve görüşmelerinde ABD ile müzakere masasına dönmeye teşvik ettiği dikkati çekiyor. Geçen hafta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pekin'de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştü. Çin tarafından yapılan açıklamada Wang Yi'nin Orta Doğu'daki çatışmaların "tamamen durdurulması" çağrısı yaptığı belirtildi. Trump da giderek daha açık biçimde Çin'in İran konusunda devreye girmesini istiyor.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent; Pekin'in İran üzerindeki baskısını artırarak Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına katkı sunmasını beklediklerini söylediler.
Pekin'in barış anlaşması için Tahran'a baskı yapıp yapmayacağı merak ediliyor. Çin'in Tahran'a baskı yapmaya ne kadar istekli olduğu ayrı bir tartışma konusu. Zira Şi; savaşın yarattığı ekonomik krizin getirdiği risklerle ülkesini "ABD'ye alternatif bir küresel güç" olarak konumlandırmaya yönelik uzun vadeli hedefi arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Diplomatik çevrelere göre, Trump'ın Çin'den yardım istemesi görüşmenin dengelerini değiştirebilir.
Uzmanlara göre Pekin; İran üzerindeki etkisini ticaret ve Tayvan başlıklarında elini güçlendirecek bir koz olarak da kullanabilir. İşte bu noktada, Trump'ın "Al Tayvan'ı ver İran'ı der mi?" sorusu akıllarda dolaşıyor.
TAYVAN MESELESİ
Pekin için Hürmüz'ün açılması kadar asıl hassas konu Tayvan. Diplomatik ve askeri çevrelere göre, zirvenin asıl kritik başlığı ise Tayvan'a yapılacak silah satışları olacak. ABD Kongresi geçen yıl Tayvan'a 11 milyar dolarlık silah satış paketini onaylamıştı. Pekin'in kendi toprağı olarak gördüğü Tayvan'a yönelik bu satışın Trump-Şi zirvesi öncesinde Dışişleri Bakanlığı tarafından beklemeye alındığı belirtiliyor. Ancak Çin yönetimi satışın tamamen iptal edilmesini istiyor.
Öte yandan Tayvan Meclisi Cuma günü aylar süren tartışmaların ardından 25 milyar dolarlık özel savunma bütçesini kabul etti. Kabul edilen bütçenin hükümetin talep ettiğinden daha düşük olduğu ve yalnızca ABD'den yapılacak alımları kapsayacağı belirtildi.
Pekin yönetimi, bazı konuların Kongre denetiminde olduğunu ve Trump'ın doğrudan kontrolünde bulunmadığını biliyor. Ancak Çin'in, özellikle söylem düzeyinde Washington'dan daha fazla taviz talep edebileceği belirtiliyor. Örneğin ABD'nin mevcut "Tayvan bağımsızlığını desteklemiyoruz" söylemi yerine "Tayvan bağımsızlığına karşı çıkıyoruz" ifadesini kullanmasının Pekin açısından önemli bir diplomatik kazanım olacağı değerlendiriliyor. İki liderin riskli alanlarda iletişim kanallarını açık tutmaya çalışacağı da ifade ediliyor. Trump yönetiminin öncelikleri arasında, özellikle yapay zeka (YZ) modellerinin askeri ve stratejik kullanımı konusunda bir "iletişim kanalı" kurulmasının yer aldığı belirtiliyor.
Zirve sonrası Hürmüz açılacak mı? Trump-Şi Cinping zirvesi sonrası ABD, İran'a şiddetle saldıracak mı? Sorularının cevaplarını 15 Mayıs sonrası göreceğiz.
