Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın gerçekleştırdiği jeopolitık MEKKE ANLAŞMASI ve "Kim olursa olsun (İsrail) Türkiye'ye saldırırsa, gerekirse savaşırız" resti, dostlarımızda sevince, düşmanlarda paniğe yol açtı. Yüz yıldır emperyalist ülkelerin-sömürgeci güçlerin böl-yönet politikalarıyla parçalanan, iç çatışmalarla enerjisini tüketen İslam dünyası, tarihi bir uyanışın eşiğinde bulunuyor. Coğrafi ve siyasi olarak darmadağın edilmiş, sesi kısılmış milyarlarca Müslüman, bugün artık küresel sistemin adaletsizliklerine karşı bir ses olmaya çalışıyor. Bu muazzam toparlanmanın, büyük dirilişin merkezinde ise kararlı duruşuyla Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yer alıyor.
BÖLGESEL DENGE
Başkan Erdoğan, sadece Türkiye'nin değil; Filistin'de zulüm gören mazlumun, Keşmir'de hakkı gaspedilen çaresizin, Afrika'da sömürülen halkların ve Batı'da İslam düşmanlığıyla kuşatılan milyonların gür sesi olarak dogru yolda yürüyor. "Dünya beşten büyüktür" haykırışı, sadece küresel sistemin çarpıklıklarına bir itiraz değil, aynı zamanda İslam dünyasının özgüvenini yeniden inşa eden tarihi bir manifesto niteliği taşıyordu. Pazar gecesi de çok önemli bir olay oldu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda, "Biz savaşı değil, barışı konuşuyoruz. Ama eğer biri Türkiye'ye saldıracaksa, Türkiye o savaşı yapmaktan çekinmez ve ondan kaçmaz" şeklindeki kararlı duruşu, küresel ve bölgesel dengeler açısından son derece kritik bir dönüm noktasına işaret ediyordu. Bu açıklama, sadece İsrail çevrelerinin Türkiye'yi hedef alan agresif söylemlerine doğrudan çekilmiş bir rest değil; aynı zamanda Ankara'nın bölgesel güvenlik mimarisindeki oyun kurucu ve caydırıcı pozisyonunun en üst düzeyden ilanı oldu. Evet, Türkiye Orta Doğu'da tırmanan istikrarsızlığa karşı bugüne kadar hep uluslararası hukuku, diplomasiyi ve insani koridorları savunarak yapıcı bir bölge aktörü oluyor. Ancak İsrail'in Gazze ve Lübnan genelinde sınır tanımayan yayılmacı politikası, katil Netanyahu'nun kendi ikbali uğruna (27 Ekim'de İsrail'de seçim var. Netanyahu, savaştan besleniyor. Seçimi kan dökerek alacağını hayal ediyor) bölgeyi topyekün bir savaşa sürükleme planı artık gün gibi ortada. Başkan Erdoğan'ın "Savaştan kaçmayız" çıkışı, Türkiye'nin barışçıl niyetinin asla bir zafiyet olarak algılanmaması gerektiğine yönelik en net savunma refleksidir. Başkan Erdoğan'ın bu açıklamalarını Caydırıcılık, Kırmızı Çizgi, Bölgesel Liderlik ve Türkye'nin Vicdanı olarak okumakta büyük fayda var. Nitekim, Başkan Erdoğan'ın tarihi çıkışı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modern savunma sanayii entegrasyonuyla ulaştığı güç, bölgesel kirli ve sinsi oyunlar peşinde dolaşan mahfillere yönelik "Gerçek bir orduyla karşılaşırsanız akıbetiniz iyi olmaz" uyarısının sahada karşılığı olduğunu gösteriyor. Erdoğan bu çıkışıyla Türkiye, kendi egemenliğini ve jeopolitik güvenliğini doğrudan hedef alabilecek dolaylı ya da dolaysız her türlü tehdidi kaynağında yok etme kararlılığını gösterdi. Erdoğan'ın bu çıkışı, dünya genelinde Filistin davasına yönelik diplomatik ve toplumsal desteğin en üst seviyeye ulaştığı bu dönemde, Türkiye'nin ezilen halkların savunucusu ve bölgesel dengenin KİLİT ÜLKESİ olduğunu tahkim ediyor. Erdoğan'ın hamlesi, kontrolden çıkan bir gücü durdurmak için diplomasi masasının arkasındaki Kahraman Türk askerinin ve siyasi iradenin büyüklüğünü ve kararlılığını gösteriyor. Başkan Erdoğan-Türkiye, "Biz barış istiyoruz" diyerek kapıyı açık bırakırken, ülkemize yönelik sınırı aşan en küçük pervasızlığın doğrudan bir devletler arası savaş gerekçesi sayılacağını ilan etmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mekke Anlaşmasını gerçekleştirdi, ardından tarihi uyarıda bulundu: 'Bize saldıran kim olursa olsun savaşırız' Bu çıkışını yaptıktan sonra ABD Başkanı Trump ve İngiltere Başbakanı ile telefonda görüştü. Başkan Trump'la bire bir görüşme yapan ABD Ankara Büyükelçi Tom Barrack harekete geçti. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi de olan Barrack, İsrail'in Türkiye sınırı yakınındaki bir Suriye hava üssünü vurmasının ardından ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir çatışmasızlık mekanizması kurmak için çalıştığını söyledi. Barack, Ankara'nın olası bir askeri karşılığına atıfta bulunarak, Türkiye'nin kendi topraklarına doğru yönelen uçakları gözlemlemesi sonucu "anlaşılır bir şekilde kendi karşılığını vermek üzere hazırlık yapmış olabileceğini" ekledi. Türkıye Dışişlerı Bakanlığı'nın çok sert uyarıda bulunduğu saldırıyı, Amerika ise "gereksiz bir tırmanma" olarak nitelendirerek İsrail'e yönelik nadir görülen bir kınama açıklaması yaptı.
BÖLGESEL ASKERİ GÜÇ
"Bu durum İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor. Gelecekte yaşanabilecek iletişim hatalarını önlemek amacıyla bunun kurulması için aktif şekilde çalışıyoruz" diyen Barrack, "Şu anki önceliğimiz gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmak" diye devam etti. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, İsrail Başbakanlığının Türkiye'ye yönelik iddiaları "gayriciddi" olarak nitelendirildi ve "İsrail'in Suriye'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuksuz hava saldırılarını meşrulaştırmayı amaçlamaktadır" denildi. "Dile getirilen ithamlar, Netanyahu'nun İsrail'deki seçimler öncesinde bölgedeki yayılmacı ve istikrarsızlaştırıcı politikalarını sürdürme niyetinden kaynaklanmaktadır" ifadeleri kullanıldı. Suriye, Beşar Esad hükümetinin iki hafta içinde devrilmesiyle sonuçlanan saldırılar sırasında hasar gören askeri tesislerini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Suriye'nin İdlip şehri kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne 18 Ağustos'ta "İsrail tarafından düzenlenen hava saldırılarını güçlü şekilde kınıyoruz" denildi. Artık, Siyonist-Soykırımcı Netanyahu-İsrail ve arkasındaki küresel güçler, bölgedeki adımlarını hesaplarken karşılarında "gereğini yapmaktan asla çekinmeyecek" ETKİN BÖLGESEL BİR ASKERİ GÜÇ OLAN TÜRKIYE'nin olduğunu unutmamak zorundadır.
