• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Erdoğan ve Bahçeli’den 2028’in siyaset şifreleri

BÜLENT ERANDAÇ

Erdoğan ve Bahçeli’den 2028’in siyaset şifreleri

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 07 Ekim 2026

Yakın coğrafyamızın kritik gelişmelere gebe olduğu bir süreçte Türkiye'nin "deneyimli ve dirayetli bir Erdoğan liderliğine" ihtiyaç duyduğu net bir tablo olarak karşımıza çıkıyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın "cephe siyasetinin raf ömrünün dolduğunu" belirterek "uzlaşma ve mutabakat odaklı YENİ SİYASET tarzı" çağrısı yapması, ardından MHP lideri Devlet Bahçeli'nin "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda Erdoğan'ın 2028'de üçüncü kez aday olmasını, seçimlerin 2028 Mayıs öncesi aylarına alınması yönündeki çıkışı kartları yeniden dağıttı. Son birkaç haftadır Cumhur İttifakı cephesinden gelen koordineli sinyaller, Türkiye'nin 2028 yılı haritasını ortaya koyuyor. Ekim 2026'nın ilk TBMM Grup Toplantısında Bahçeli derinlikli bir çıkış yaptı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın da bugün TBMM'de iç siyasette yeni rüzgarlar estirecek çıkışlar yapması bekleniyor.

YAPISAL REFORMLAR
Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kez daha aday olması gerektiğini söyledi. Bahçeli, bunun için TBMM'nin uygun zamanda ve geniş mutabakatla seçimlerin yenilenmesi kararı almasını, seçimin ise yine 2028 yılı içinde yapılmasını önerdi. "Türkiye'nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa cumhurbaşkanlığına seçilmesi mümkün olacaktır" diyen Bahçeli'nin, "Zira üçüncü dönem, ülkemizde, bölgemizde ve dünyada birçok önemli gelişmeye gebedir ve öncelikli olarak bu zorlu süreci yönetecek dirayet ve tecrübeye ihtiyaç vardır" ifadesi ve devamındaki sözleri anlamlı ve siyasi derinlikli oldu. Bahçeli'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 3. kez aday olması gerektiğine dair çıkışı, Türkiye'nin yakın siyasi tarihindeki en kritik virajlardan birini işaret ediyor. Yeni Yasama Yılı ve Yapısal Reform Başlangıcı: TBMM'nin yeni yasama yılı açılışıyla birlikte iktidar, önündeki dönemi "yapısal reformlar" dönemi olarak ilan etti. Başkan Erdoğan "Yeni Siyaset, Yeni Anayasa" önerirken, MHP lideri Bahçeli de yeni dönemin başında adaylık tartışmalarını kapattı. Cumhur İttifakı, konsantrasyonunu tamamen reformlara ve "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan yeni sürece odaklamayı hedefliyor. Erdoğan'ın "yeni siyaset tarzı - iç cephenin tahkimatı" ve Bahçeli'nin "2030'lu yıllara Türkiye'nin Erdoğan liderliğinde yürüme kararlılığının" arka planında Türkiye'nin jeopolitik gelişmelere, küresel ve bölgesel krizlere karşı gardını alışı da yer alıyor. Orta Doğu'da Katil-Soykırımcı Netanyahuİsrail merkezli yayılan savaş riski ve küresel sistemdeki istikrarsızlık en önemli gerekçelerdir.

BÖLGESEL KORUMA
Riyad-Mekke ekseninde 5 Ekim Pazartesi günü gerçekleşen olağanüstü zirve, Orta Doğu'nun güvenlik mimarisinde kartların yeniden dağıtıldığının en somut ilanı oldu. 7 Ağustos 2026'da temelleri atılan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Riyad'daki "Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi" toplantısıyla fiili bir "bölgesel koruma kalkanına" dönüştü. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın oluşturduğu bu üçlü oluşum yeni katılımlarla dev bir Müslüman Ülkeler Birliği'ne doğru yola çıkarken, saç yalnızca diplomatik bir dayanışma sergilemiyor; kelimenin tam anlamıyla bölgesel bir NATO'nun ayak seslerini dünyaya duyuruyor. Riyad'da atılan imzalar ve ardından gelen "askeri güçlerin hızla konuşlandırılması" kararı, alışılagelmiş taktiksel iş birliklerinin çok ötesinde stratejik bir kırılmaya işaret ediyor. İran destekli Yemen'deki Husi tehdidinin tırmanması üzerine olağanüstü toplanan Mekke Savunma İttifakı, "birimize yapılan saldırı hepimize yapılmıştır" ilkesini fiilen yürürlüğe koydu. Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood'un ilk Genel Sekreter olarak atanması ve sekretaryanın Riyad'da kurulması, kurumsal bir savunma paktının önemli virajı aşması demek. Riyad'da alınan en kritik karar, üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvetlerin ve savunma kabiliyetlerinin vakit kaybetmeksizin Suudi topraklarına intikal ettirilecek olmasıdır. Bu durum, bölgenin güvenliğini sağlamak için artık Batı merkezli küresel güçlerin insafına dayanılmayacağını, "bölgesel sorunlara bölgesel çözümler" üretileceğini gösteriyor. Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki ticaret yollarının güvenliği ile Haremeyn-i Şerifeyn'in (Mekke ve Medine) dokunulmazlığı, bu yeni ittifakın meşruiyet zeminini oluşturuyor. Türkiye; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu'ndan oluşan "çelik çekirdek kadro" bir heyetle Riyad masasındaydı. Bu katılım düzeyi, Ankara'nın sürece verdiği stratejik ağırlığın en net göstergesi.

DİYALOG' VURGUSU
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Riyad'da yaptığı "Yemen krizinin barışçıl ve diyalog yoluyla çözülmesi" vurgusu gözden kaçmamalıdır. Türkiye, Suudi Arabistan'a askeri ve caydırıcı bir kalkan sunarken, diğer taraftan İran ve bölge aktörleriyle konuşabilen diplomatik kanallarını açık tutacak. Nitekim İran'ın Husilerle siyasi temas kurulmasına yönelik teklifinin de bu ittifak masasında değerlendirilmesi, Türkiye'nin "çatışmayı derinleştiren değil, istikrarı sağlayan" dengeleyici rolünü pekiştiriyor. Masada konuşulan "askeri kabiliyetlerin konuşlandırılması" maddesi, Türk askeri danışmanlarının ve savunma teknolojilerinin sahaya inmesi anlamına geliyor. Türkiye, paktın endüstriyel ve teknolojik motoru konumunda bulunuyor. Türk savunma sanayisinin asimetrik savaş şartlarında rüştünü ispatlamış insansız hava araçları (İHA/SİHA), hava savunma sistemleri ve askeri know-how'ı, Suudi Arabistan'ın kritik altyapısını korumada anahtar rol oynayacağı değerlendiriliyor. Kutsal mekanların güvenliği İslam dünyasında muazzam bir jeopolitik prestij demek. Türkiye'nin bu pakt vasıtasıyla kutsal toprakların hamiliğine ortak olması, Ankara'nın İslam dünyasındaki yumuşak gücünü ve diplomatik ağırlığını zirveye taşıyacak özellikler içeriyor.

SONUÇ
MEKKE Savunma Anlaşması, TBMM onay sürecinin ardından Türkiye'nin sınır ötesi güvenlik stratejisinde yepyeni bir sayfa açacak. Türkiye, Türkiye'den ibaret olmadığını; Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e uzanan hat boyunca istikrar kurucu bir aktör olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Riyad'dan çıkan kararlar, yalnızca Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğünü korumayacak; Türkiye'nin savunma sanayii ve jeopolitik vizyonu liderliğinde Orta Doğu'da yeni savunma mimarisi / güçlü bir güvenlik kuşağı inşa edecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.