• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • İkindiye 23:55:00
  • BIST 78.384,78
    EURO 4,4760
    USD 3,8608
    GBP 3,8608
    CHF 3,8608
    JPY 3,8608
Çocuğunuz birey mi olsun sizin mi olsun? BURCU ILGIN

Çocuğunuz birey mi olsun sizin mi olsun?

burcu.ilgin@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 01.12.2021, 00:00

Üniversiteden arkadaşım İsveç'te yaşıyor. Sabah aradı yaklaşık bir saat konuştuk. Bana İsveçli annelerle kendi anneliği arasındaki farkı anlatırken epeyce güldük. Çocuk da tabii İsveç'te eğitim aldığı için oranın kültürüyle yetişiyor. Annesine "Benim kararım", "Yapmak istemiyorsam beni zorlama" gibi cümleler kuruyormuş.
Daha 4.5 yaşında...
Bizim ülkede çocukların kararı diye bir şey olamaz. Anneler ne söylerse o yapılır.
'Üşümüyorum' diyen çocuğa 'Sen anlamazsın üşüdüğünü' diye cevap veririz mesela... Çocuk 'Aç değilim' diyorsa asla inanmayız. "Sabahtan beri bir şey yemedin nasıl aç olmazsın!" "Bir şey yemedin "dediği de onun istediği kadar yememiş olmasıdır aslında. Arkasından tabakla koşturur, bir lokma yesin diye bin bir çeşit takla atarız. Çocuğun yemesi, içmesi, giyinmesi, hasta olmaması bizim için çok ama çok önemlidir. Onun fiziki ihtiyaçlarına o kadar odaklanırız ki duygusal ihtiyaçlar biraz geri planda kalır.

ONUN İÇİN EN İYİSİ!
Evet biz biraz fiziksel ebeveynlik tarafındayız. Çocuğun büyüdüğünü asla kabul etmez, onun ne düşündüğüne pek fazla kafa yormayız. Atasözlerimiz bile bu yöndedir. "Sus küçüğün, söz büyüğün!" Çocuklar hep susmalıdır. Öyle her şeye burnunu sokmamalı, anne baba ne derse onu yapmalıdır. Çünkü anne baba onun için en iyisini bilir, en iyisini ister. Çok severiz biz çocuklarımızı. Hatta onlara rağmen severiz. Onun kendisi için istediğinin en iyisi olmadığını düşünürüz çünkü. Bu da bizi kaygı temelli ebeveynler yapar... Kaygılar da sinirli ve huzursuz.

BİZ DAHA ÇOK SEVİYORUZ
Yabancı annelerin çocuklarını hiç sevmediğini düşünürüz mesela... "Şuna bak çocuk döke saça yiyor ağzına bir lokma girmedi annesi ise ilgilenmiyor" diye geçiririz aklımızdan.
Ağlayan çocuğuyla ilgilenmeyen anneyi kınarız. "Kadına bak çocuk ağlamaktan morardı, hiçbir şey yapmıyor!" Bizim için bu, büyük utanç meselesidir.
Çünkü çocuğun ağlıyorsa sorumlusu sensindir.
Kötü annesindir. Oysa ki Avrupalı anneler çocuğu bir birey olarak görür. Ne kadar yiyeceğine, üşüyüp üşümediğine kendi karar versin ister. Ancak kurallıdır da kurallara uygun davranmıyorsa ağlaması konusunda da paniklemez.
'Etraftan ne derler?' diye düşünerek çocuğu susturma çabasına girmez. Çocuğuna birey gibi davranmaya çalışanımız da çevre baskısına dayanamayıp aynı noktada buluverir kendini...

YENİ NESİL İKİ ARADA
Ama sonuca baktığımızda biz, aile bağları daha kuvvetli çocuklar yetiştiririz.
Bizde 'ben' yoktur, 'biz' vardır. Bir şey yapılacaksa tüm ailenin çıkarları düşünülerek hareket edilir. Çocuğunuz 50 yaşına da gelse o sizin çocuğunuzdur ve her koşulda neyiniz var neyiniz yok seferber edilip destek verilir, sahip çıkılır. Keza kardeşler arasında da durum böyledir. Asla kaderine terk edilmez. Ancak Avrupa'da bir çocuk yetişkin olduğunda artık kendi ayakları üzerinde durmak zorundadır ve yardım ise belli sınırlar çerçevesinde yapılır. En fazla borç verilebilir... Yani yetiştirme tarzlarımız çok farklı ama kültürlerimiz de çok farklı.
Yeni nesil anneler ise bu iki durumun arasında sıkışıp kalmış durumda. Hem çocuğu birey olarak yetiştirmek hem de yaşlandığında kendisine baksın istiyor.
Nasıl bir aile istediğinize karar vermek zorundasınız.
Ayrıca toplumdan, toplumsal kültürden bağımsız hareket etmek istiyorsanız sonuçlarına da hazırlıklı olmalısınız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
GÜNÜN YAZARLARI