ABD Merkez Bankası FEd'in 2002 yılından bu yana uyguladığı gevşek para politikaları uluslararası piyasaların temel belirleyicisi oluyor. Hisse senetlerinin, altın fiyatlarının ve tahvil bono faiz oranlarının ne olacağı neredeyse FED'in elinde.
Dolar enjekte ederek ABD ekonomisini durgunluktan çıkarmaya çalışıyor, ama diğer taraftan küresel likiditeyi artırıp "varlık balonunu" şişiriyor.
Aslında çok ilginç gelişmelere tanık oluyoruz küresel ekonomilerle ilgili.
Öncelikle, mali performanslar gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ayrımını daha da belirginleştirdi. İktisadi açıdan tamamen ayrışan küresel ekonomilerin bir tarafında 2000'den önce timsah gözyaşları ile gelişmekte olan ülkelerin haline üzülen, ancak bugünlerde yüksek kamu açıkları ve bunun sonunda "borç çevirme sorunu" ile boğuşan ve aynı zamanda yeterli büyümeyi yakalayamayan gelişmiş ülkeler, diğer tarafında ise tünelin ucunu görmüş ve yeniden büyümeye başlamış gelişmekte olan ülkeler var.
SICAK PARA PASTASI
Durum böyle olunca gelişmiş ülkeler faizleri mümkün olduğunca aşağı çekip büyümeyi desteklemeye çalışıyorlar.
Faiz oranları açısından ortaya çıkan asimetri, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere sermaye akımlarının kanalize olmasını sağlıyor.
2009 yılının ilk çeyreğinden bu yana Türkiye'nin de dahil olduğu getirilerin yüksek olduğu ülkeler sıcak para pastasından büyük paylar alıyorlar.
Yabancı sermaye akımları bakın şu gelişmelere neden oluyor:
FED'in para politikalarını her geçen gün daha da gevşetmesiyle artan sermaye akımları o ülkenin ulusal parasını da kaçınılmaz olarak değerlendiriyor. Dolar karşısında ulusal parası değerlenen ülkenin ihracat açısından rekabet gücü zayıflıyor. Sonuçta hem dış talebin büyüme üzerindeki etkisi zayıflıyor hem de cari açıkları yükseliyor ve sıcak paraya duyarlılığı artıyor.
Söz konusu olumsuz etkilerin minimalize edilmesi için merkez bankaları kolları sıvıyorlar ve başlıyorlar dolar alımlarına ki, ulusal paralar dolar karşısında fazla değer kazanmasın.
Merkez bankalarının kurları baskılamak için verdikleri mücadeleyi FED tebessümle izliyor.
Çünkü, FED'in piyasalara verdiği dolar, merkez bankalarınca sterilize edildiği için dolaşımdaki dolar miktarı artmamış ve ABD için enflasyonist baskı ortaya çıkmamış oluyor.
AL GÜLÜM VER GÜLÜM
Yukarıda özetlediğim algoritmik yapıya başta Brezilya olmak üzere bazı gelişmekte olan ülkeler razı olmadılar. Önce Tobin vergisi ile, sonra da gelir vergisinin stopajını yükselterek yabancı sermaye girişlerini, daha doğrusu dolar girişini frenlemeye çalıştılar.
Ancak, Türkiye'nin böyle bir niyetinin olmadığını görüyoruz. Türkiye'ye gelen portföy yabancı sermaye tutarı 80 milyar doları aştı. Bunun 54 milyar doları hisse senetlerine, kalan 30 milyar doları ise tahvillere geldi.
Hisse senetlerinin fiyatının yükselmesinden şirketler, tahvil faiz oranlarının düşmesinden de Hazine memnun.
Hisse senetlerinin fiyatının artması, şirketin piyasa değerinin yükselmesi anlamına geliyor.
Biliyorsunuz, kriz öncesinde yaşadığımız "şirketlerin yabancılara satılması furyası" yeniden başlayabilir.
Hazine ise faizlerin düşmesiyle kamu açıklarını daha düşük maliyetle finanse ediyor. Bu yüzden durumdan şikayetçi değil.
Kasım başında FED'in toplantısı var. Faizler değişmeyecek olsa da, dolar enjeksiyonunun devamlılığı konusunda kararlılıklarını dile getirecekler.
Zaten "bej kitap" bunun sinyalini veriyor.
Bu durumda, hisse senetlerinde "boğa piyasası" sürecek. Tahvil faizleri de aşağı yönlü seyrini koruyacak. Nereye kadar derseniz...
Yanıtı FED verecek.
