Hem Türkiye ekonomisinin hem de küresel ekonominin gerisinde kalmadan gerekli önlemleri zamanında almaya çalışan Merkez Bankası, yine izlenimleri doğrultusunda bazı önlemleri devreye soktu. Bu bağlamda, zorunlu karşılık oranlarının kapsamını ve aynı zamanda uygulama zeminini de genişletti.
Zorunlu karşılık oranları merkez bankalarının önemli para politikası araçlarından. Piyasadaki likiditenin ayarlanmasında kullanılıyor. Eğer merkez bankaları durgunluğa karşın gevşetici para politikalarına başvurmuşlarsa zorunlu karşılık oranları aşağı çekiliyor. Böyle, orana göre piyasaya likidite çıkıyor. Tersi durumda, yani ekonominin çok ısındığı dönemde soğutmak için para politikalarını sıkılaştırıyor, böylece likidite çekmiş oluyor piyasalardan.
SÜREKLİ AYAR!
2008 son çeyreğinde küresel krizle beraber Merkez Bankası TL mevduatlarında uzun süredir yüzde 6 olan zorunlu karşılık oranını yüzde 5'e çekerek piyasalarda 3.2 milyar TL para bırakmıştı. Geçen yılın Nisan ayında ise ekonominin belli bir tempoya ulaştığını, kriz için alınan önlemlere artık gerek kalmadığı düşüncesiyle "Para Politikası Çıkış Stratejisi" kapsamında "kumanda kollarını" yeniden eski yönüne çevirmeye başladı. Zorunlu karşılıkları tekrardan yüzde 6'ya yükseltti. Aynı döngü döviz hesapları içinde geçerli oldu. Yüzde 11'den yüzde 9'a indirdi küresel kriz sürecinde, sonrasında yeniden eski seviyesine çekti.
Merkez Bankası'nın sonraki küresel ve Türkiye ekonomisine yönelik gözlemleri sonucunda "finansal istikrar" hedefini liste başına çıkardı. Diğer bir ifadeyle, fiyat istikrarı kadar finansal istikrar da önemlidir dedi. İkinci hedef doğrultusunda zorunlu karşılıklara bir ayar daha verdi. Bir taraftan ekonomiyi soğutmak, kredi hacmindeki yükselişi baskılamak için zorunlu karşılık oranlarını yükseltti, diğer taraftan vadelere göre kademelendirdi. Kısa vadeli mevduatları caydırmak için yüzde 16, bir yıldan uzunları da teşvik etmek için yüzde 5 seviyesine getirdi. Hedef, bankaların uzun vadeli kredi plasmanını kısa vadeli varlıkları ile yaptıklarından bilançolarında ortaya çıkan "durasyon boşluğunu" biraz aşağı çekebilmekti.
Bu hafta içinde, Merkez Bankası zorunlu karşılıklara yönelik dikkat çeken değişim yaptı. Aldığı kararları ise dışarıdan, AB ekonomilerinin borç çıkmazına, küresel ekonomideki durgunluğa, içeriden bankacılık sisteminin TL likidite ihtiyacını çözme ve maliyeti düşürmeye dayandırıyor. Tabi, kendini de unutmamış Merkez Bankası. Zorunlu karşılıklara yaptığı ayarda rezervlerini güçlendirme ve etkin kullanma gibi hedefi de var.
ALTIN DA TABİ
Yukarıda özetlediğim amaçlar için Merkez Bankası şu değişikliklere gitti...
Öncelikle, son aylarda çılgınlık kıvamına gelen altın hesaplarını da zorunlu karşılık kapsamına aldı. Döviz hesaplarında olduğu gibi, kıymetli maden depolarına karşılık bankalar Merkez Bankası'na karşılık ayıracaklar. 1 yıla kadar, 3 ve 6 aylık vadelerde dahil. Yüzde 11.5. 1 yıldan uzun vadelerde yüzde 9.5 oranında zorunlu karşılığa tabi olacak hesaplar.
Merkez zorunlu karşılıkların uygulama zeminini de genişletti. TL hesapları için ayrılması gereken karşılıkların yüzde 10 döviz cinsinden olabilecek. Yaklaşık 70 milyar TL zorunlu karşılıklar olduğu varsayımı altında döviz kullanılacak kısım 7 milyar TL'ye denk gelecek. Dolara çevirirsek, aşağı yukarı 4 milyar dolar bankalar tarafından TL yükümlülüklerine karşın tutulabilecek.
Rezervini güçlendirmek ve bankaların TL sıkışıklığı yaşamamaları için Merkez Bankası "ihracat reeskont kredilerini" esnekleştirdi. Önce ne anlama geldiğini belirteyim. Bu tür krediler bankaların firmalara ihracat yapma taahhütlerine karşın veriliyor. Üstelik TL ile verilip döviz ile tahsil ediliyor. Vergisel avantajları olduğunu da ekleyeyim. Yeni uygulama ile taahhüt süresi 4 aydan 6 aya çıkarıldı. Limit de 2.5 milyar TL'den 3 milyar TL'ye yükseltildi.
Sözün özü, Merkez Bankası testi kırılmadan önlem almaya çalışıyor. Yani atları arkaya değil öne bağlıyor.
