Küresel krize kadar yanıt açık ara fiyat istikrarı idi. Fiyat istikrarı odaklı para politikaları uygulayan merkez bankaları finansal istikrarı kısmen göz ardı ediyorlardı. Fiyat istikrarı sağlandığında gerisinin geleceğine inanılıyordu. Ancak, 2008 krizinden çıkarılan en önemli derslerden birisi de finansal istikrarın önemi oldu. Artık merkez bankaları fiyat istikrarı ile finansal istikrarı aynı kefeye koymaya başladılar.
İki nedeni var. Birincisi, krizden çıkış sürecinde aşırı artan küresel likidite hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin piyasalarındaki volatiliteyi artırdı. Aynı zamanda, bankaların sendikasyon kredilerine rahat ulaşımları sonucu plase ettikleri kredi hacimleri yükseldi. İkincisi, enflasyon, 2000'lerin ortaları itibarıyla ciddi sorun olmaktan çıktı.
TEMEL AMAÇ
2001 krizi sonrasında ilk yapılanlardan birisi de Merkez Bankası Kanunu'nun değiştirilmesiydi. Kanunun 4. maddesinde açık bir şekilde "Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır" cümlesi yer alıyor. Aynı madde fiyat istikrarının yanı sıra hükümetin büyüme ve istihdam politikalarına destek verir ibaresi de içeriyor. Daha yalın ifadeyle, ana hedef fiyat istikrarı, diğerleri ise ikincil hedefler. Kanun değişliği ile Merkez Bankası "enflasyon hedeflemesi rejimi" uyguluyor. 2006 yılına kadar örtülü yani hesap vermeden, sonrasından bugüne kadarda hesap veren yani doğrudan hedefleme yapıyor.
Merkez Bankası enflasyon konusunda başarılı oldu mu? Her ne kadar hedefleri tutturamasa da rakam tek hanelere kadar geriledi. Her fırsatta vurgulamaya çalışıyorum enflasyonun düşmesinin temel nedenleri, Merkez Bankası'nın uyguladığı politikaların yanı sıra bir, teknoloji iki, Çin ve Hindistan'ın sağladığı bedavaya yakın işgücü.
Dolayısıyla, enflasyon eskisi kadar tehlikeli değil. Hiperleşmiş ya da kronikleşmiş bir enflasyon yok artık. Bu yüzden merkez bankaları küresel kriz sonrası önem kazanan "finansal istikrarını" da rahatlıkla göz önünde bulundurabiliyorlar. Hatta finansal istikrar içinde bulunduğumuz iktisadi koşullara göre bir adım önde duruyor diyebiliriz.
Finansal istikrarı tanımlayalım, sonra Merkez Bankası'nın finansal istikrara yönelik düşüncelerine değinelim...
Finansal istikrar, mali piyasalarda, mali kurumlarda ve ödeme sistemlerindeki istikrarı ve olası mali şoklara karşı sistemin ne denli dayanıklı olduğunu gösterir. Merkez Bankası, bu bilinçle bir süredir finansal istikrarı da içeren para politikası bileşimi uyguluyor.
OLMAZSA OLMAZ
Merkez Bankası'na göre finansal istikrarı tehdit eden en önemli unsur hızlı hareket eden sıcak para. Bu yüzden sermaye akımları hızlandığında politika faiz oranını aşağı çekmeye çalışıyor, faiz koridoru ve zorunlu karşılıkları da kullanıyor. Çünkü, başta gelişmiş ülkeler para politikalarında miktarsal gevşeme yapınca, sendikasyon kredisini alan banka bunu Türkiye'ye getirdi, bir kısmını döviz olarak diğer kısmını TL'ye dönerek kredi plasmanı yaptı. Sonuçta, kredi hacmi aşırı genişledi ve cari açığı yukarı doğru itti.
2002-2007 yılları arasında reel dolar TL kuru yaklaşık yüzde 75 aşağı geldi. Bu süreçte, TL aşırı değerlendi, hisse senetleri roket gibi fırladı, tahvil faiz oranları da tek hanelere indi. Herkes memnun doğal olarak. Yatırımcılar kazanıyor, siyasiler prim yapıyor. Ama, rüzgar terse dönünce, yani sermaye çıkışı başlayınca kurlar tırmandı, borsa tepetaklak ve faiz oranları yeniden iki hanede. Düşünebiliyor musunuz, dövizle kredi alanların halini. Ya da tasarrufları borsada buharlaşanları?
Sonuçta, merkez bankaları finansal istikrarın da dahil edildiği para politikaları uygulamaya hazırlanıyorlar. Önümüzdeki ay 2012 para politikasını açıklayacak Merkez Bankası. Çok büyük olasılıkla enflasyon hedeflemesine devam diyecek ama finansal istikrarın da yer aldığı... Zira, fiyat istikrarı ile finansal istikrar birbirleri için olmazsa olmaz unsurlar.
