ABD ekonomisi doğal olarak hem küresel ekonomiye hem de küresel piyasalara yön veriyor. ABD'de iktisadi faaliyetlerin yavaşlaması diğer ekonomilerin de yavaşlaması anlamına geldiğinden bir tasa alıyor ekonomi yönetimlerini. Aynı zamanda, piyasa aktörleri açısından da belirsizlik ve buna bağlı olarak risk seviyesi yükseldiğinden piyasalardaki oynaklıklar artıyor.
Uzun süredir ABD ekonomisinin yavaş yol almasının yarattığı olumsuzluklara değiniyorduk. Son birkaç aydır durum değişti, ABD ekonomisi toparlıyor. Gelen veriler ABD ekonomisinin beklendiği gibi durgunluğa girmeyeceğine, bilakis yüzde 2'nin üzerinde büyüme hızı yakalayacağını gösteriyor. Peki neden sorun yapıyoruz bu olumlu gelişmeyi?
Birbirine bağlı iki temel nedeni var. Birincisi dolar diğer para birimleri karşısında değer kazanıyor. ikincisi faiz oranları yükseliyor.
EURO/DOLAR KURU
Doların diğer para birimlerine karşı değerini belirleyen öncü parametre euro/dolar kurudur. Geçen yılın son aylarında doların tüm para birimleri karşısında değer kazandığı süreçte kur 1.30'ların altına inmişti. Piyasa aktörlerinin 2012'nin zor koşullarına likit girme talepleri doları fırlatmış euro dolar kurunu 1.40'lardan bu seviyelere kadar indirmişti. Fırtına biraz durunca ve 2012 beklentilerinin kötümserden iyimsere dönmesiyle yeniden kur 1.34-1.36 bandına yerleşmişti.
Ancak, ABD ekonomisinden gelen olumlu veriler, her ne kadar FED düşük faizleri 2014 sonuna kadar koruyacağı sözünü verse de, dolara yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bu hafta içinde Uzakdoğu Asya ülkelerinden Latin Amerika'ya kadar birçok ülke para birimi dolar karşısında geriliyor. Tabii TL de. Ne yazık ki, Türkiye ekonomisinin cari açık gibi sorunu olduğundan TL'nin dolara karşı duyarlılığının daha yüksek.
Şöyle bir geriye bakalım...
1 Kasım 2010 ile 22 Ağustos 2011 tarihleri arasında TL dolar karşısında yaklaşık yüzde 25 değer yitirmiş. Söz konusu dönemde rekor Türkiye'de. Türkiye'yi yüzde 5 kayıpla Arjantin izlemiş. Güney Afrika ise üçüncü sırada, kayıp yüzde 3. 23 Ağustos ile 2011 sonu itibariyle de dolar yüzde 3 daha değer kazanmış TL karşısında. 2010 Ocak'tan 25 Temmuz'a kadar Merkez Bankası 21.3 milyar dolar almış piyasadan. Biliyorsunuz, önceki dönemde aşırı sıcak para girişi olduğundan TL'nin değerlenmesini engellemek için Merkez Bankası alıcı konumundaydı. Çünkü, cari açıktan fazla yabancı sermaye girişi oluyordu. Diğer süreçte yani TL'nin değer kaybettiği dönemde de, toplam 8.63 milyar dolar satım yapmış.
Bir süredir Merkez Bankası ne alım ne de satım yapıyor. Kurları tamamen piyasaya bıraktı, arz ve talebe göre dalgalanıyor. Zaten kur hedefi yok, sadece kısmen yönetilen dalgalı kur rejimi uyguluyor.
BANT DEĞİŞMEZ
Kritik sorumuz şu; yeniden 1.81'in üzerine çıkan kur yükselmeye devam eder mi? Eğer devam ederse Merkez seyirci kalır mı?
Bu yılın Ocak ayına ait yabancı sermaye akımı rakamları var elimizde. Doğrudan yabancı sermaye girişi 892 milyar dolar, portföy yabancı sermaye girişi ise 1.4 milyar dolar olmuş. Geçen yılın verileri doğrudan 15.2 ve portföyün 22.08 seviyesinde idi. Geçen yılın Ocak ayı ile bu yılınkileri karşılaştırdığımızda sermaye girişinin düştüğünü görüyoruz. Olsun, ödemeler dengesinin net hata ve noksan kalemindeki dolarlar cari açığın finansmanı için eksik kısmı kapatmaya yeter. Bir de yoğun özelleştirme takvimi var 2012'de. Dolayısıyla, döviz giriş çıkışı dengede olacak gibi. Bu durumda doların fırlaması için bir neden görünmüyor. Zaten yeniden kur baskı altına girse bile Merkez Bankası seyirci kalmayacak. Zira enflasyon hedefleri tehlikeye girebilir.
Sözün özü, Kısa dönemli hareketler uzun dönemli beklentilerinizi etkilememeli. Sadece bileşik kaplar çalışıyor. Şimdi dolar yükseliyor hisse senetleri aşağı iniyor, birkaç gün sonra tersine tanık olacağız. Yani, dolar TL kurunun 1.70-1.80 bandında dalgalanacağı beklentimizi değiştirmiyoruz.
