İstihdam verileri 2012 yılına kötü başlangıç yaptı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ocak ayı işsizlik oranının yüzde 10.2'ye çıktığını duyurdu. Bir süredir tek hanede giden işsizlik yeniden iki haneye ulaştı. Geçen senenin aynı ayına göre işsizlik gerilemiş, ama geride kalan aylara göre artıyor. Örneğin Aralık ayında yüzde 9.8 iken bir sonraki ay yüzde 10.2'ye yükseliyor. Mevsim ektisini arındırdığımızda, Ağustos ayından bu yana genellikle yüzde 9'larda seyrettiğini gözlemliyoruz işsizlik oranının. Ekonomi yumuşak iniş yaptığından, yani büyüme hızı daha aşağı geleceğinden kaçınılmaz olarak işsizlik oranları da aylar itibariyle yükselecek.
Aslında işsizlik rakamlarının analizinden öte, böylesine yüksek büyümeye rağmen neden işsizlik rakamlarının yüksek seviyelerini koruduğunu sorgulamamız gerekiyor.
Gerçekten, küresel ekonominin ciddi fren yaptığı bir dönemde Türkiye ekonomisi hız kesmeden hem de yüksek hızda büyüyor. 2011 yılında Çin'den sonra en çok büyüyen ikinci ülke oldu. Hem büyüme oranı yüksek hem de sürekliliği var. Madem ki, böylesine istenen iktisadi zemin oluşuyor, neden işsizlik üzerinde sınırlı katkı gerçekleşiyor? Bir de şu soruyu ekleyelim, neden Türkiye ile aynı koşullara sahip ülkeler. Yani enerjide dışa bağımlılığı olan gelişmekte olan ülkeleri kastediyorum, büyürken bizim gibi yüksek bedel ödemiyorlar?
SERMAYE BİRİKİMİ
Hemen bu noktayı açalım. Türkiye ekonomisi şuan ki koşullarına göre büyürken bazı parametrelerini feda etmek zorunda. Daha açık ifadeyle, büyüme hızı yükseldiğinde dış ticaret ve dolayısıyla cari açık fırlıyor, enflasyon tırmanışa geçiyor, iç tasarruf oranı düşüyor ve işsizlik oranına oldukça sınırlı etkisi oluyor. Nedeni Türkiye ekonomisinin iç dinamiklerinde saklı. Bir ekonominin büyümesinin 3 kaynağı vardır. Sermaye birikimi, verimlilik ve istihdam. Gelişmekte olan ülkelerde sermaye birikiminin büyüme üzerindeki etkisi yüzde 30-40'larda kalırken, Türkiye'de bu oran yüzde 50'yi aşıyor. Yani, sermaye girişi ile ekonomi ivmeleniyor.
Diğer bir nedeni ise, yapısal reformlarla inşa edilen sanayileşmeye yönelik bir üretim modelinin izlenememesi. Çoğunlukla ithal girdilerin burada birleştirilmesi ve yüzde 50 hizmet sektörü büyümenin dominosu oluyor. Oysa, gelişmiş ülkelerin uyguladığı gevşek politika rüzgarını arkasına alan Latin Amerika ve Uzakdoğu Asya ülkeleri büyüme için diğer parametrelerinden vazgeçmedikleri gibi işsizlik oranlarını oldukça makul seviyelere çekmeyi başardılar.
DİĞER ÜLKELER
Çin dünyanın en fazla büyüyen ülkesi, işsizlik oranı yüzde 4.1 seviyesinde. Enflasyon oranı da geçen yıl yüzde 5.4 idi. Bu yılki enflasyon beklentisi yüzde 3.7. Cari açık mı? Bırakın açığı yüzde 2.1 cari fazlası var Çin'in. Hindistan da hızlı büyüyen ülkelerin başında geliyor. İşsizlik oranı yüzde 9.8'de. Enflasyon oranı ise yüzde 8.1 oranında ve cari açığı sadece yüzde 2.8 gibi düşük seviyelerde. Rüzgarı arkasına alan Brezilya'da işsizlik yüzde 5.7, enflasyon yüzde 6.3, Meksika'da işsizlik yüzde 5.2 ve enflasyon yüzde 3.7. Üstelik bu ülkelerin cari açıkları sırasıyla yüzde 2.7 ve 1.5'lerde. Hong Kong ve Singapur gibi rüzgarda uçmuş ülke rakamlarına hiç değinmeyelim.
TÜİK'in açıkladığı işsizlik verilerinde dikkat çeken bir noktayı atlamayalım. Sosyal güvenlikten mahrum çalışanların oranı yüzde 38'i aşıyor. Düşünebiliyor musunuz, istihdam edilen bir işçi kayıt dışında hiçbir insani hakları olmadan ve insani yaşam standardını yakalayamayacağı ücrete çalışıyor. Bizler de işsizlik verilerini değerlendirirken yüzde 38'in istihdam edildiğini kabul ediyoruz.
Neyse fazla karamsar olmayalım. Yeni teşvik sistemi bir nebze olsun Türkiye ekonomisini bu sarmaldan kurtarabilir. Çünkü, yerli aramal üreticilerine önemli vergi avantajları uygulanacak ve rekabet güçleri yükseltilecek.
