Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı olan cari açık, Şubat ayında da aşağı yönlü hareketini sürdürdü. Merkez Bankası'nın yayımladığı ödemeler dengesi verilerine göre, Şubat ayında cari açık 4.2 milyar dolara geriledi. Bu yılın ilk iki ayındaki toplam cari açık ise 10.1 milyar dolar seviyesinde kaldı. Oysa, geçen yılın aynı döneminde açık toplamı 12 milyar dolar idi.
Cari açığın Şubat ayında düşmesinin temel nedeni dış ticaret açığının 5 milyar doların altına inmesi. İhracat 12.4 milyar dolar ile ilk kez aylık anlamda bu kadar yüksek seviyelere ulaştı. Üstelik, en büyük ihracat partnerimiz Avrupa'nın ekonomik açıdan başının dertte olduğu bir dönemde. İthalat ne yazık ki artışına devam ediyor. 2011 Ocak ve Şubat döneminde ithalat 32 milyar dolar iken, bu yılın ilk iki ayında 34 milyar dolara çıktı. Kısacası, dış ticaret açığının gerilemesinin nedeni ithalattaki azalmadan değil, ihracattaki belirgin yükselişten kaynaklanıyor. Bu arada, cari işlemlerin alt kalemi hizmetteki düzelmenin biraz sınırlı kaldığını gözlemleyebiliyoruz. Hizmetlerden geçen yıl olduğu gibi 1 milyar dolar pozitif katkı gelmiş cari işlemlere.
FİNANSMAN KALİTESİ
Cari açığın birkaç aydır yönünü aşağı çevirmesi ve Şubat ayında belirgin düşüşü önemli. Ancak, asıl önemlisi sürecin devamlılığı ve finansmanı konuları. Bu gerçeği de göz ardı etmeyelim.
Öncelikle cari açığın finansmanına değinelim, sonrasında devamlılığını yeni teşvik sistemini de göz önünde bulundurarak sorgulayalım...
Cari açığın finansmanında Şubat ayında da diğer dönemlerde olduğu gibi çoğunlukla sıcak para ile yapılmış. Bir yerde iktisadi açıdan kalitesiz finansmanla diyebiliriz. Çünkü, ilgili dönemde doğrudan yabancı sermaye girişi sadece 764 milyon dolar olmuş. Bir de 206 milyon dolar yatırım çıkışını dikkate aldığımızda, net doğrudan yabancı girişinin 558 milyon dolar gibi oldukça düşük seviyede kaldığı sonucuna ulaşıyoruz. Yine sınırlı bir katkı da Hazine'den geliyor. Kalan tamamen portföy yabancı sermayesi olarak ödemeler dengesinde yer alan sıcak paradan finanse ediliyor. Sıcak para malumunuz hızla çıkış yapma potansiyeli olan bir kaynak. Mali piyasaya geliyor, TL'ye dönüştüğünden kurlar aşağı geliyor. Sonra hisse senedi ve tahvile yöneldiğinden endeks yükseliyor, faizler düşüyor. "Bu kadar kazandığım yeter" ya da "Buralarda riskler arttı" deyip kısa süre içinde geri gidebiliyor. O zaman da piyasaları tam tersi yönde etkiliyor. Dolayısıyla, cari açık halen sıcak paraya emanet.
TEŞVİKİN ETKİSİ
Cari açıktaki düşüş biraz daha sürdürecek, büyüme hızının azalmasına bağlı olarak. Ancak, çok büyük olasılıkla büyüme hızı seneye yeniden yüzde 5'ler ve üstüne çıkacağından cari açıkta oran olarak yüzde 8-9 bandına tırmanabilir. Çünkü, enerji sorununun yapısal reformlarla çözümlenmesi için Türkiye'nin önünde uzun bir yol var. Enerjide dışa bağımlılığının şu an bulunduğu yüksek seviye cari açık üzerinde yüzde 70 etkili oluyor. Bakan Çağlayan'ın şu açıklaması da durumu net bir şekilde özetliyor aslında; "Şubat ayında zam yapılmasıydı cari açık 3.4 milyar dolar olacaktı."
Cari açığın bir nedeni de yerli aramal ve hammadde üreticilerinin Çin ve Hindistan rekabetinde kaderleriyle baş başa bırakılmalarıydı. Yeni teşvik sisteminde yerli üreticilerin rekabet güçleri artırılacak. Zaten sistemin amaçlarından birisi "ithalat bağımlılığı yüksek aramalları üretimine yönelik, uluslararası rekabet gücünü artırma potansiyeline sahip ileri teknoloji ve yüksek katma değerli yatırımları teşvik etmek. Gerek vergisel teşvikler gerekse işveren üzerindeki işgücü birim maliyeti azaltmaya yönelik önlemler yerli üreticilerin Çin malı ya da ithal mal yerine yerli aramalları tercih etmelerini sağlayacaktır. Tabii, yeni sistemin olumlu etkilerini görebilmemiz için uzun bir zamana ihtiyacımız olduğunu da unutmayalım.
Sözün özü, cari açığın düşüşte olması yabancı ekonomi ve piyasa aktörlerinin Türkiye ekonomisine yönelik risk algılarını bir nebze olsun değiştirecektir.
