Son aylarda piyasalar ile FED'in yaptığı psikolojik maçın sonucu nihayet belli oldu. Piyasalar:1 FED: 0.
Piyasalar koro şeklinde FED'in para politikalarını biraz daha gevşetmesi ve daha fazla likidite vermesi yönünde baskı yaratıyordu. İki kez para saçma operasyonuna üçüncüsünü de eklemesini istiyorlardı. Haksız da sayılmazlar... Çünkü, onları "likidite müptelası" yapan FED ve diğer gelişmiş ülke merkez bankaları oldu. Nasıl alıştırdılarsa şimdi de deyim yerinde ise kuzu kuzu veriyorlar likiditeyi.
Merak ediyorum FED inanıyor mu alacağı menkul kıymetlerle ekonominin büyüyeceğine ve işsizlik oranının düşeceğine? Neyse, kararlara bir göz atalım, sonra küresel piyasalara olası yansımalarını değerlendirelim...
Aldığı en kritik ama sürpriz olmayan, sadece zamanlamasının tartışıldığı, üçüncü parasal genişleme programını (QE3) açıklaması idi. Diğer ikisinden farklı olarak tahvil alımı yerine mortgage kredi sonrası ihraç edilen "ipoteğe dayalı menkul kıymetleri" alarak likidite verecek. Tahvil alımına nazaran daha mantıklı olduğunu kabul edelim. Zira, bu yolla konut sektörünü, ki ekonominin lokomotifidir, canlandırmaya çalışacak. Kararın beklenmeyen kısmı ise miktarsal sınırlama koymaması idi.
SINIR YOK
Diğer iki tahvil alım programlarında 600 milyar dolar gibi tavan sınırı uygulamıştı. Şimdi, "İşsizlik oranı makul seviyelere inene kadar bu tür menkul kıymetleri alacağım" diyor FED. 600 milyar dolarlık olabilir ya da aşabilir. Yüzde 8'in üzerinde seyreden işsizlik oranını makul seviyeler olarak tanımladığı yüzde 5-6'lara indirmek hiç de kolay görünmüyor. Bir yerde atalet oluştu işsizlik oranında.
FED bir süredir aylık 45 milyar dolar civarında tahvil alımı yapıyordu. Şimdi QE3'de eklenince piyasalara 85 milyar dolar enjekte etmiş olacak, aylık bazda bu yılın sonuna kadar. Yeni yılla beraber yeni bir program açıklamazsa vereceği para 40 milyar dolara inecek.
QE3'ün yanı sıra, FED bir de piyasaları rahatlatmak adına yüzde sıfır ve çeyrek arasında tuttuğu politika faiz oranını 2015 yılının ortasına kadar değiştirmeyeceği güvencesini verdi. Son toplantıya kadar 2014'ün sonuna kadar veriyordu düşük faiz sözünü.
Kayda değer kararları bunlar. Diğerleri sadece temenniden ibaret. Tabii bu temenniler de piyasa aktörlerinin gönüllerine su serpecek kıvamda. Gerek Başkan Bernanke'nin konuşmasında gerekse özet basın duyurusunda temenni şöyle açıklandı; "Federal Açık Piyasa Komitesi, gelecek ay ekonomik ve finansal verileri yakından takip edecek. Eğer işgücü piyasasındaki zayıf seyrin devam ettiği tespiti yapılırsa, ipoteğe dayalı menkul kıymet alımına devam edilecek, aynı zamanda, ek menkul kıymet alımı ve diğer araçların kullanımı da söz konusu olabilecek."
ZAYIF ETKİ
"Merak etmeyin silahımda kurşun bitmedi, gerekirse ateş edebilirim" diyor. Ancak, silahta kalan kurşun değil, birkaç saçma. Onların etkisini gelin siz düşünün.
FED'in aldığı kararların piyasalara yansımasına gelelim...
Bir süredir QE3'ün geleceği belli olduğundan zaten piyasa aktörlerince fiyatlanmıştı. Yani, beklenti satın alındı büyük oranda. Bu yüzden hisse senetlerine etkisinin oldukça sınırlı olacağını söylesek yanlış olmaz. Zaten, İMKB'de teknik analiz sonuçlarına göre 68 bin 500 ile 69 bin aralığında kuvvetli bir direncin olduğunu biliyoruz. Tahvil bono piyasalarında da benzer tepkiyi göreceğiz büyük olasılıkla. Faizler de inebileceği en alt sınıra dayanmış durumda. 5 Mart 2014 tarihli gösterge tahvilin faiz oranı yüzde 7.30 seviyelerine kadar indi. Para sihirbazları para çarpma operasyonunda ilk aşamayı tamamladı. Sıra ikinci aşamada, yani parayı cebe indirmede... Yakın zamanda, yine Euro Bölgesi borç çevirme sorununu öne sürerek, sanki yeni bir gelişmeymiş gibi, kar realizasyonları yapmak isteyecekler. Ama bireysel tasarrufçuları fazla ürkütmeden. Yavaş yavaş. Kademe kademe.
Şu soruyla sonlandıralım yazıyı, ABD ekonomisine olumlu yansıması olur mu? Mümkün mü? İki kez seyrettiğimiz bu filmin sonunu biliyoruz. Umarız, likidite müptelaları istiyor diye FED bu işi Rocky filmlerine benzetmez.
