Sermaye Piyasası Kurulu, kurumsal yönetimden finans ihtisas mahkemelerine kadar bir dizi konuda kararlı bir şekilde yol almaya çalışıyor. Küresel piyasaların, büyüklük açısından küresel ekonominin 10 kat büyüklüğüne ulaştığı bir dönemde zaten çağın gerisinde kalmamak adına da bu adımların geç kalınmadan atılması gerekiyor. Atılan adımlarla ilgili gelişmeleri takip ederken hep bir iç çekiyorum. Çünkü, 1992 yılında tamamı bizim gündemimizde olan konulardı. İstanbul'un finans merkezi olması üzerinde epey çalışmıştık. Aynı şekilde manipülasyonların önüne geçebilmek için dönemin Başbakanı Tansu Çiller'e ihtisas mahkemelerinin bir an önce kurulması için deyim yerinde ise "baskı" yapmıştık. Yeni piyasalardan sadece İstanbul Altın Borsası'nı kurabilmiştik. Vadeli işlemler için koşullar uygun olmadığında beklemeye almıştık. Mortgage kredileri de ne yazık ki uzun vadeli kiralama sistemi ile askıda kalmıştı. Neyse, duygusallığı bırakayım.
KONUYA HAKİMLER
Finans ihtisas mahkemelerinin kurulması ile başlayalım...
Şuanda sermaye piyasaları ile ilgili konularda ortaya çıkan hukuki itilaflara bakacak özel mahkemeler bulunmuyor. SPK'nın aleyhine verdiği bir kararı yargıya taşımak isteyen bir yatırımcı ya da SPK'nın manipülasyon nedeniyle suç duyurusunda bulunduğu bir tasarruf sahibinin davası normal mahkemeler tarafından sonuçlandırılıyor.
Düşünün, çürük domates yüzünden bir birini mahkemede bulan manav ile müşterisinin davası ile SPK'nın yapay fiyat oluşturarak haksız kazanç sağlayan bir kişi ya da kişilerin davalarına aynı savcı ve hakimler bakıyorlar. Tabii, değerli savcı ve hakimler bu konuda ihtisas sahibi olmadıkları için kaçınılmaz olarak devreye "bilir kişiler" girmek zorunda kalıyor.
İşte sorunda bu noktadan sonra başlıyor. Eğer savcı dava açarsa mahkeme bilir kişinin sunduğu rapora göre davayı karara bağlıyor. Yıllar önce ısrarla gündeme taşıdığımız bu konu şuanda hükümetin yapılacaklar listesine girmeye hak kazandı. Savcı ve hakimler finans ve sermaye piyasaları konusunda bilgili ve yeterli donanıma sahip olacaklarından sadece bu konulardan sorumlu tutulacaklar ve bilir kişi müessesesine de ihtiyaç duyulmayacak. Dolayısıyla, kararlar hem hızlı hem de daha sağlıklı alınabilecek. Manipülasyon, yani yapay yollarla fiyat değiştirerek küçük yatırımcıların tasarruflarını resmen gasp edenlerin yanına kar kalmayacak ihtisas mahkemelerinden sonra. Özellikle, sermaye piyasalarının oldukça sığ olduğu Türkiye'de bu konu hayati önem taşıyordu.
BAĞIMSIZ ÜYE
Gelelim kurumsal yönetime...
OECD tarafından oluşturulan ve 2003 yılında Türkiye'ye uyarlanan kurumsal yönetim ilkeleri, halka açık şirketlerin daha kurumsal yönetilmesini sağlamak, bir yerde aile yönetiminden bilimsel zemine kaydırmak amacı taşıyor. İlkelerle ilgili bir değişiklik 2005 yılında yapılmıştı, son olarak SPK geçen yılın son aylarında birkaç değişikliğe daha gitme ihtiyacı duydu. 4 ana maddeden oluşan ilkelerin bazıları zorunlu bazıları da ihtiyari uygulamaya tabi tutulmuş. Yönetim kurulunda ikiden az olmamak üzere bağımsız yönetim kurulu bulundurulması ihtiyari iken SPK düğmeye bastı ve bankalar dışında borsa şirketlerinin mevzuatta belirlenen tanıma uygun bağımsız üye ataması zorunluluğu getirdi. Zaten kurumsal yönetilen şirketler kararı olumlu karşılarken, al gülüm ver gülüm şeklinde yönetilen, üyelerin toplantıya bile katılmadan sadece imza attıkları kurum büyük ortakları "olur mu böyle şey" çığlıkları atmaya başladı. Özel şirketlerin devletleşeceği gibi akla ziyan eleştirilere bile başvurdular. SPK oldukça kararlı bağımsız üyelerin atanması konusunda.
Sözün özü, yukarıda andığımız konular gibi sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesine katkı yapacak bir çok konunun kararlılıkla piyasa aktörlerinin rezistansına rağmen uygulamaya sokulması kritik önem taşıyor.
Dün akşam FED kararını açıklayacaktı yazımı tamamladıktan sonra. Kararın detayları henüz belli olmadığı için başka bir konuyu kaleme aldım. Salı detaylı bir şekilde değineceğim.
