FED'in para politikalarını normalleştirme sürecinde yumuşaması daha doğrusu açıkça telaffuz etmese de güvercinleşme kararı vermesine karşın Türkiye'de faiz oranları üzerindeki baskı gücünü koruyor. Merkez Bankasının bu ayki rutin toplantısından faizleri aynı seviyede tutma kararı çıktı. Beklenen karardı aslında...
"Neden beklenen karardı?" sorusunun yanıtından önce kararın detaylarına ve Merkez Bankası'nın mesajlarına bir göz atalım...
Merkez Bankası için kritik olan kredi hacmi artış oranı ılımlı seyrini koruyor. Tabi Merkez Bankası'na göre... Oysa Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu verileri ılımlı değil, ılımlı üstü bir seyrin söz konusu olduğunu gösteriyor. Toplam krediler yaklaşık 1,5 TL'ye çıkmış. Bunun 306 milyarı tüketicilerin aldığı kredilerden oluşuyor. Kredi kartı da var 95 milyar TL sınırında... Oysa bir yıl önce kredi kartları 86 milyar, tüketici kredileri ise 281 milyar lira civarında kalmış. Ancak konut kredilerinde hareketlilik yok. Hatta TÜİK'in 3 gün önce duyurduğu konut satış istatistiklerine göre konut satışları geçen yıla göre yüzde 19 gerilemiş. Demek ki faiz oranları yüzünden konut kredisi kullanmak istemiyorlar. Bu noktada altını çizmemiz gereken unsur şu; faiz oranlarının makul seviyelerde olmamasına rağmen tüketiciler cephesinden kredi kullanımlarının artmış olması... Bu da bireylerin zorunluluktan kredi kullandıklarını kanıtlıyor.
CARİ AÇIK GERİLİYOR
Dış ticaret haddindeki olumlu gelişmelerin cari açığa da olumlu yansıması Merkez Bankası'nın dikkat çektiği diğer kritik bir konu... Dış ticaret haddindeki olumlu gelişmenin nedenlerinin başında Avrupa ülkelerinin toparlanması ve Türkiye'ye yaptıkları ithalat taleplerini artırmaları... Cari açığın aşağı gelmesi doğal olarak kurların üzerindeki yukarı yönlü baskıyı da azaltıyor.
Merkez Bankası açısından enerji fiyatlarının gerilemesi de olumlu gelişmeler listesinde yer alan hayati bir faktör... Hatırlayacağınız gibi aynı miktarda yaptığımız enerji ithalatını düşen fiyatlar sayesinde yaklaşık 20 milyar dolar daha ucuza elde edebiliyoruz ki bu da enflasyona olumlu katkı anlamına geliyor.
Yukarıda saydığımız konular dışında, Merkez Bankası ücret gelişmelerinin ve küresel piyasalardaki belirsizliklerin enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkileri ile işlenmemiş gıda fiyatlarındaki oynaklıkları olumsuz gelişmeler olarak tanımlıyor. Bu yüzden likidite politikalarındaki sıkı duruşunu korumaya çalışacağını beyan ediyor. Daha açık ifade ile henüz enflasyonist baskı söz konusu olduğundan faiz oranlarını bu seviyede korumak zorunluluğunu dile getiriyor.
BÜYÜME NE OLACAK?
Merkez Bankasının faizleri düşürmeme nedenleri böyle... Ekonomi aktörleri de enflasyonun yüksek seviyelerde kalmasına neden olan unsurların geçerli olduğunu bildiğinden Merkez Bankası'nın sürpriz yapmayacağını biliyorlardı.
Bundan sonra ne olur derseniz?
Enflasyonun seyri ve FED'in alacağı kararlar ya da vereceği mesajlar belirleyecek faiz oranlarını... Bu arada yakın coğrafyamızdaki jeopolitik riskleri de göz ardı etmeyelim. Artan siyasi riskler kaçınılmaz olarak risk primini yani faiz oranlarını yukarı itiyor. Peki, büyüme hızı ne olacak? Yapısal reformlara devam edilirse büyüme hızı yüzde 4 sınırına gelebilir.
