Aslına bakarsanız tüm söz sahibi ve aklıselim kişiler gibi, meslek büyüğüm Hıncal Uluç'un da gazetemizi yakında takip etmesine bayılıyorum.
Geçtiğimiz hafta içinde bir yazı kaleme alarak, milli atlet, atletizm duayeni Mahir Ayaz'ın vefatının gazetemizde yer almamasını eleştirmişti. Gereken cevabı yayın yönetmenim verdi zaten. Hıncal abimin yayınları takip etmesi, dünyada olup bitene ülkede olup bitenler kadar hakim olması; köşe yazarlarını takip etmesi aslına bakarsanız tam bir gazetecilik örneği. Bugün kendi çalıştığı kurumun, yazı yazdığı gazetenin yazılarını okumayan 'gazeteciler' var. Bu yüzden çok iyi bir örnektir, en çok takdir ettiğim özelliğidir. Gazeteci hakim olmalı hayata, dünyaya, yorum yapabilmeli; köşe yazarı ahkam kesmekten öte yol gösterip, bilgi vermeli. Öyle yazarlar da var şükür memlekette. Bir de kendi yazdığından başkasıyla ilgilenmeyen, dünyayı kendilerinin yarattığına inanlar var...
Hıncal abiden konu açılınca bir ricada bulunmam gerektiğine karar verdim. Köşe yazarı olarak medyaya kazandırdığı ve elinden tutarak hak ettiği yere gelmesine büyük katkıda bulunduğu Ayşe Özyılmazel'le alakalı olacak ricam. Ayşe çok meşgul, defalarca yazdım ama yoğunluğundan olsa gerek ilgilenmedi.
İlgilenmediğini düşünüyorum, ilgilense cevap verirdi; son derece görgülüdür. Ayşe'ye kızmış ve yazdığı konuyu açıklayan yazılar yazmıştım. Anlamamış, duymamış, haberdar olmamış, fark etmemiş olabileceğine inanmıyorum. Kızma sebebim buydu. Hıncal abi; Petek Ertüre benim arkadaşımdır.
HABERİ HABERDAR OLMADAN YAPMAK!
Ali Ağaoğlu ile 20 yaşında tanışan ve on küsur yıldır hayatında olan bir kadındır. Geçen doğum gününde Petek'e esprili bir tablo yaptırarak, azıcık eğlenmesini arzulamıştım. O dönem gruptaki bir dergide çalıştığım için (ve tabloyu da gazetemiz grafikerleri hazırladığı için) Petek'i Hürrem, Ali Bey'i de 'Muhteşem Süleyman' olarak gösteren tablo, günlerce Günaydın ekinin de yer aldığı katta masamın yanında durmuştu. Ayşe, sahne çalışmaları ve yoğun gündemi nedeniyle sanırım gazeteye pek gelmiyor, görmemiştir elbette. Günaydın ekinde çalışanlar da mesela, haberi "Ali bey hazırlattı tabloyu" manasında verdi, şaşırdım.
Habere şaşırmıştım ki, Ayşe, nedenini anlamadığım bir şekilde Petek'le dalga geçercesine yazdı; Hürremgiller başlıklı yazısını. Cevap yazdım; gerçi Ayşe sanırım bir yazı yazarken, o konuyla alakalı nasıl yazılar yazılmış, aslı nedir diye pek bakmıyor. Baksa zaten Yeni Asır'da, tablonun sırrını yazdığımı görürdü.
Bu eski gazetecilik anlayışı galiba araştırmayı içermiyor, daha genç yazarlar biliyorlar interneti kullanmayı. Her neyse, Ayşe yine sebebini anlamadığım bir şekilde yazdı, Petek ve Ali Bey üzerinden bir yazı. Defalarca kendi kendime "Ellerim kırılsaydı da öyle bir hediye yapmasaydım" dedirtti bana. İnsanların fesatlığını ve kötü niyetini hesaba katmıyorum Hıncal abi, bunu sadece senin yakın dostun için söylemiyorum.
Başka atlayanlar da oldu tablo üzerinden Ali beye; çaktılar da ne oldu bilmiyorum tabii.
ÇOK PİŞMANIM HINCAL BEY
Hıncal abi, yakın dostun Ayşe, bu defa Ali Bey'i "Ortanca hanım" mevzuundan ötürü dava etmiş ve bu konuyla alakalı yazdığı yazıya, kendisine hakaret edildiği iddiasını da eklemiş. Olayı bilen eş/dost bana, Ayşe'nin Ali Bey ile ne derdi olduğunu soruyor; ne diyeyim bilemiyorum.
Kimin ne yaşadığı nasıl bir hayatı seçtiği kimseyi ilgilendirmez. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil, ne ara biz köşe yazarları insanlık abidesi olduk, ne ara namus bekçiliğine soyunduk?
Bilemiyorum, ben ölmek üzere olan bir kadından boşanan bir adamla evlensem mesela, zinhar bir daha kadın/ erkek mevzularına girmezdim... Hıncal abi, Ayşe'ye bir söylesen; o kahrolası hediyeyi ben yaptım ve son derece pişmanım. Koca ulusal gazetenin koca köşesine yazacak konu mu yok Allah'ını seversen...
