BİZE ULAŞIN
  • BIST
    %0.89
    78.384,78
    EURO
    -%0.86
    4,4760
    USD
    %0.66
    3,8608
    GBP
    %0.66
    3,8608
    CHF
    %0.66
    3,8608
    JPY
    %0.66
    3,8608
  • 25°C
FLAŞ HABER
Tümü
Şu reyting savaşları... FİLİZ ÖZKOL Şu reyting savaşları... filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 04.02.2018, 20:10

Televizyon dediğimiz kara kutu medeniyetin bize en güzel armağanı.
Ülkemize ne zaman geldi ve baş köşeye kuruldu diye kısa bir araştırma yapayım dedim. Sonuçlar ilginç ve şaşırtıcıydı.
Ülkemizde ilk televizyon yayınları, İstanbul Teknik Üniversitesinde başlamış.
Yayınlarla ilgili çalışmalara 1950 yılında geçilmiş. Projenin uygulama alanına girmesi, verici cihazlarının gelmesi 1952'de tamamlanmış..
Televizyon çalışmalarına devam edilerek sırasıyla 1970 yılının 7 Eylülünde İzmir ve 1971 yılının 30 Ağustosunda İstanbul televizyonları yayına girmiş.
Evimizin koltuklarına oturup çaylarımızı yudumlarken izlediğimiz "O" ana kadar bayağı aşamalardan geçmiş.

Ben burada geçmiş hikayesine girerek konunun amacını saptırmak istemiyorum Anlatılacak çok şey var da.. Yerimiz dar ne yazık ki.
Şu kara kutu bize hizmet vermeye başladığından beri " Görmemişin oğlu olmuş.... ' misali çekiştirip durduk. Zavallı kutucuk elimizde yamuldu kaldı. İçinden kimler geldi geçti. BEN DAHİL.
Biz bu ekranları çok sevdik. İçinde veya dışında olmak önemli değildi.
Aramızda büyük bir aşk başlamıştı. Hatta öylesine abarttık ki; tüm yaşantımızın birinci sırasında yerini aldı. Çoğu zaman günlük yaşantımız tv programlarına göre ayarlandı. Adını hatırlayamadığımız bin bir programlar sıra geçidi yaparken,, egomuz her geçen gün daha bir kabardı.
Biz artık TV'LERLE bir aile olmuştuk.
Ahbap çavuş ilişkisi daha sonra 'KANKA' ya dönüşüverdi.

Ekranda boy gösterenler; anamız bacımız, kardeşimiz ağbimiz sevgilimiz komşumuz düşmanımız olurken, hayatımızın rengi ve anlamı her geçen gün bin bir şekle dönüşüyordu ve kişiliğimizde artık yok oluyordu.
Medeniyetin sihirli kutusunun bizi 'ZOMBİYE' dönüştürmesi hiç de zor olmamıştı.
Tabii sonuç olarak içsel yarışın dışsal rekabete dönüşmesiyle sektörleşmiş bir camianın içinde, dostluk duygularını rafa kaldırıp bir birimize kılıç çekmeye başladık.
Vee "HOŞ GELDİN REYTİNG SAVAŞLARI" dedik.
Ama ne amansız savaşlardı. Tarihte ünlü HAÇLI SEFERLERİ bile önemini kaybetmişti. Ekranlara "BATAN GEMİNİN MALLARI" hesabı bir saldırdık ki.. Kendimizi tanıyamaz olduk. Gelelim günümüzün medya konularına hatta paparazzi programlarına.
Taze konu Gülben Ergen Seren Serengil savaşına ve Serengil'in mahkumiyet olayına... Bu kadar saldırının kime ne faydası oldu.
Bu tür programları ehli olmayan insanların eline bırakan programcılarda birinci dereceden suçlu. Kaldı ki bu reytinglerin ölçüsü nasıl yapılır kimse tam bilmiyor.

Sabah programları artık bir rezalet kıvamında. Halk izliyor diye de, bir uyduruk söylem var.
Halka neyi sunarsanız izler. Saçma konuşmalar, saygı ve sevgiyle izlediğimiz sanatçıların ipini pazara çıkaran söyleşiler. Ayıp denen bir şey var.
Tvlerde program kapmak bu kadar mı ucuzladı..
Para kazanmak uğruna; bir zamanlar aynı yolda yürüdüğünüz arkadaşlarınızı niye bu kadar suçlarsınız.
Kameranın karşısına geçip yakanıza mikrofon takıldığı zaman, bozulan kişiliklerin topluma ne faydası oluyor ki.
Özellikle hanım sunucular. Lütfen yapmayın.
Tv ekranlarında boy gösterenler bilir. Dolaştığınız stüdyolarda herkes her an birbirleriyle karşılaşıp el sıkışır hal hatır sorarlar.

O gözünüzde büyüttüğünüz sihirli dünyanın arka mutfağında belli ve sayılı kişiler vardır.
Herkesin birbirine işi düşer ve sonuçta bir mekanizmanın içindeyiz.
Haber programlarında var mı böyle atışma. Sunucu haberini sunar ve gider.
Lütfen renkli dünyanın saygıdeğer insanları işimizi yapalım da; birbirimize "SAYGI' dediğimiz duyguyu unutmayalım.
Yok aslında birbirimizden farkımız.
Hepimiz bu dünyanın insanıyız..

GÜNÜN YAZARLARI