• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • İkindiye 23:55:00
  • BIST 78.384,78
    EURO 4,4760
    USD 3,8608
    GBP 3,8608
    CHF 3,8608
    JPY 3,8608
İkimiz de sevmiştik FİLİZ ÖZKOL

İkimiz de sevmiştik

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 31.12.2018, 00:00
Hayat olgusunun yaşam ve ölüm arasında bir serüven olduğunu kabul edenlerden olduğum için; bu kısacık hayatımızı güzel geçirmek adına, 'Elimizden geleni yapmalıyız' gibi gereksiz söylevler vermek istemiyorum. (Her koyun kendi bacağından asılıyor nasıl olsa) Anlatmak istediğim; hayatımızın en okkalı dramasını cenaze törenlerinde yaşadığımızı hepimiz biliriz.
"Bir varmış bir yokmuş" diyerek gidenin arkasından kimse kötü bir söz söylemek istemez, hatalar bile güzelce ambalajlanır ve binbir süzgüden geçirilerek kimseyi acıtmadan, hatta ballandırılarak anlatılır. Öyküler ve rivayetler kanatsız bir meleğin uçmasına kadar gider...
Daha sonra acılar soğur ve rahmetli diye başlayan olayların daha gerçeğe yakın bölümleri tasvir edilmeye başlanır.

​CENAZE VE HAYAT GERÇEĞİ
Lafı daha fazla uzatmadan ilginç bir hikayenin içine hemen dalmak istiyorum. Bir cenaze töreninde yaşanan yaşam kesiti...
Kabul edip etmemek bize ne kadar düşer bilmem ama bir hayat gerçeği.
Hikayenin kahramanı erkek; 65 yaş civarında bir kalp kriziyle hayat veda ediyor.
Ani ölümün şoku kötüdür. Ben de yıllar önce eşimi bu şekilde kaybettiğim için bu duyguları yakından bilirim. Asıl anlatmak istediğim, cenazede ilgimi çeken olay; birbirinin omzunda acılarını paylaşma dayanışması yaşayan ve adamın yaşamında yolları kesişen iki kadının sıra dışı aşkları...
Anlattıklarına bakılırsa adamın hayatında bayağı önemli olmuşlar. Burada eş, sevgili sıfatlarına girmek istemiyorum. Demek ki rahmetli ikisini de sevmiş.
İki hikayenin pazılları tamamlandıkça ortaya muhteşem duyguların yaşandığı (benim kabullenmekte zorlandığım) iki güzel aşkın bir yürekte toplanma öyküsü ortaya çıkıyordu. Ayrıntılar o kadar çok ki, kelimelere dökülse, bana ayrılan köşeden hoop diye başka köşelere zıplamam gerekiyor.
Doğunun geleneksel yapısı içinde kabullenmiş bir "kuma kültürünün" daha büyük metropollerde aşkla sunulması yine kafamı karıştırdı. Hikayenin senaryosunun bir ucu da; FERZAN ÖZPETEK tarzı İtalyan sinemacılığını anımsattı.

BİR KALBE KAÇ AŞK SIĞAR?
Konunun dibini kurcalamaya başladım yine. Bir kalbe kaç aşk sığar? Bu soruyu hem kendime hem de size sormak istesem?
Sonuca ne kadar yaklaşabiliriz!..
Erkeklerin biyolojik yapıları malum.
Yüzyıllardır erkek egemenlikleri, bedensel faktörlerinin avantajlarından kaynaklanmıyor mu? Yeni kültürümüzün zorla oluşturduğu bekarlık partilerinin kahramanları yine erkekler değil mi? Geçmiş dönemlerde TV'lerde rastladığımız çikolata reklamlarındaki gibi "Benim o" diyen erkekler korosunda aşk nasıl yerini alacak...
Ölümüyle geride iki sevda bırakan bu adamın sağlığında; aşk masalı kahramanlarımız kadınlar, şimdi birbirlerinin kollarında ağlayacak kadar ulvi miydiler?
Peki bu adam aşkı binbir parçaya bölerek nasıl bir paylaşım yapmıştı? Kime ne düşmüştü? Herkes kendine yakışanı seçiyordu.
Aşk denen bu muhteşem duyguyu ortak pazar haline getirmek ne kadar da kolay. Zavallı aşk ortaya konmuş, herkes payına düşeni alıyor. Kimisine iki, kimine üç, bazıları aç gözlülük yapıyor abartıyor.
Eğer teke düşen varsa gerçekten şanslı ve imtiyazlı. Güzel duygular çoktaaan ölmüş. Biz yaşatmaya çalışıyoruz. Neyse diyelim... Dilim rahmet okumaya varmıyor.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
GÜNÜN YAZARLARI
  • SON DAKİKA