• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Dünya bıçak sırtında

FİLİZ ÖZKOL

Dünya bıçak sırtında

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 13 Nisan 2026

Son yüzyılda büyük bir hızla gelişen teknoloji; elektrikli ev cihazlarından, uzayın derinliklerinin keşfedilmesine, internetin inanılmaz bir hızda hayatımızı yönlendirmesine ve sonunda bizi her alanda yönlendiren, bizim yerimize tehlikeli bir şekilde geçmeye hazırlanan yapay zekaya evrilerek insan yaşamını kökten değiştiriyor. 20. yüzyıl içinde geliştirilen "mekanik" yenilikler; 21. yüzyılda yerini çok büyük bir hızda "dijital devrimlere" ve robotik sanayi üretimlerine bıraktı. Artık bilgiye erişim ansiklopedik arayışlarla değil, anlık tuşlamalarla gerçekleşir oldu. Bu nedenle, akıllı cihazların esiri olmaktan kaçamıyor ve beynimizi dinlenmeye ve belki de tembelliğe bırakıyoruz.

ENERJİYE İHTİYAÇ ARTIYOR

2026 yılı ve sonrasında ise, yapay zeka yazılımlarının daha geliştirilmesi ve buna paralel olarak cihaz donanımlarının arttırılması ile güvenlik amaçlı dijital dönüşüm ve kuantum teknolojilerine şahit olacağız. Korkunç bir hızla giden bu dönüşümlere ulaşımdaki teknolojik gelişimler de eklenerek, birçoğumuzun hayali olan bireysel uçuşlar gerçekleşecek. Rüya gibi görünen bu gelişmelerin sürdürülebilmesi için gün be gün artan büyük enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Günümüzdeki savaş ve çıkar çatışmalarının kaynağını oluşturan bu enerji kaynakları, yararlı üretimlerini sürdürürken ayni anda çevre koşulları ve yaşamımızın temel parametresi olan atmosferik koşullara da zarar verici atıkları doğaya salmaktadır. Evlerimizin ve sanayi kurumlarının ulaşım, ısınma, üretim gibi ihtiyaçları sırasında atmosfere salınan ve "karbon ayak izi" olarak adlandırılan sera gazları (metan, karbondioksit ve su buharları) atmosferimizde bir örtü oluşturarak, güneş ışınlarının tutulmasına neden olmaktadır. Bu olay da biricik evimiz olan dünyamızın ısısının giderek artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle; iklim değişikliği, eriyen buzullar, orman yangınları, ekolojik dengenin bozulması, çölleşme, su baskınları gibi çevre felaketlerine sık sık şahit olmaktayız. Karbon ayak izini azaltmak için; enerji verimliliğini artırmak, yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgar, hidroelektrik, jeotermel v.s) ve kapalı üretim döngüsüne sahip nükleer santraller kullanmak insan geleceğinin yararına olacaktır. Fakat; bahsettiğimiz tüm bu enerjik faydalar, çıkar çatışmalarının etkisiyle bir anda tersine dönerek dünyayı bir ateş çemberine atabilir. Nükleer bombalar aktif olduğu anda saniyeler içinde yaşam alanlarını, şehirleri yok edebilir. Aşırı ısı ve basınç (3000-4000 santigrat derece civarında oluşan ateş topu ve patlamanın yarattığı muazzam basınç kilometrelerce çapındaki tüm yapıları enkaz haline getirir.) Yüksek radyasyon (Patlama anında yayılan yoğun nükleer ışımalar canlı hücreleri yok ederek, ölümlere yol açar). Radyoaktif serpintiler (Patlama ile birlikte havaya karışan radyoaktif kilometrelerce uzaklara taşınarak, zehirlenmelere, kanser vakalarına, uzun vadede genetik bozukluklara neden olur. Toprak, su ve hava kirlenir.) Nükleer savaş, atmosfere yayılan dumanlar nedeniyle küresel sıcaklık düşmelerine, tarımın durmasına ve nihai aşamada "kıtlıklara" neden olur. Dünyamızın bu konuda yaşadığı en büyük örnekler; Hiroşima ve Nagasakiye 1945 yılında atılan Atom Bombaları ve 1986 yılında Çernobil Nükleer faciasıdır. Binlerce kişinin ölümüne, sonraki yıllarda etkisini gösteren zehirlenme ve kanser vakalarına neden olmuştur.

İRAN'IN NÜKLEER SANTRALLERİ

İran'ın "Buşehr" kentindeki nükleer tesislere ilişkin yapılan saldırılar, ardından İsrail'in Dimona kentinde bulunan nükleer tesislerin vurulması, her ne kadar radyoaktif madde sızıntısı bildirilmese de tehlikeli gidişin habercileridir. Her ne kadar sızıntı konusu belirsizliğini korusa da, Buşehr'deki hasarın tüm Körfez bölgesinin sularını kirletebileceği endişesi de var. Radyoaktif kirlenme bölgedeki deniz yaşamını etkileyecek. Ayrıca içme suyu kaynaklarını da etkileyecektir. Körfez ülkelerinin çoğunda yeraltı suyu bulunmamaktadır ve deniz suyunun tuzdan arındırılmasına büyük ölçüde bağımlıdırlar. Ancak tuzdan arındırma tesisleri doğası gereği radyoaktif maddeyi filtrelemek için tasarlanmamıştır. ABD Başkanı Donald Trump'ın kışkırtıcı söylemleri ile doruk noktasına ulaştırılan Washington-Tahran ilişkileri, daha önceden İsrail'in yoğun saldırıları ile zaten savaşın alt yapısına hazırlanmıştı. Bay Trump'ın İran'a karşı zafer iddiaları, diğer tarafı düşünmeden sadece kendi çıkarları doğrultusunda dile getirdiği talepleri, tutarsız söylemleri ve giderek ağırlaşan tehditleri İran'ın kendini savunmasını zorunlu hale getirmişti. Taraflar tarafında ilan edilen 15 günlük ateşkes anlaşması; binlerce insanın ölümünden, yüzlerce tesisin, kurumun ve yerleşkenin yıkımından sonra ne kadar gerçekçi olacaktır? Anlaşmanın yürürlüğe girdiği saatlerden hemen sonra, İsrail'in yoğun saldırılarına hedef olan Lübnan gibi kilit cephelerle her an sona erebilecek bir sözleşme ne kadar güvenilirdir.
Anlaşma süresi içinde başka bir şeylere mi hazırlık yapılıyor? Nükleer silahların yaratacağı yıkımı, sadece hedeflenen bölgeyi değil, küresel yaşamı tehdit eden bir "varoluşsal risk" taşır. Oluşabilecek radyoaktif serpintiler sadece Tahran'ı değil diğer ülke yaşamlarını da tehdit edecektir. Sonuç; Dünya bıçak sırtında.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.