• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Türkiye’de bir Amerikalı

MEHMET DEMİRCİ

Türkiye’de bir Amerikalı

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 17 Temmuz 2026

Victoria Rowe Holbrook 1952'de Ohio'da doğdu, New York'ta büyüdü. Yükseköğrenimini Harvard Üniversitesinde tamamladı. Princcton Üniversitesi'nden Fars Dili ve Edebiyatı alanında master derecesi aldıktan sonra, doktorasını aynı üniversitede Osmanlı Edebiyatı alanında tamamladı. Ohio Eyalet Üniversitesinde Türkiye dışındaki ilk Türk Edebiyatı programını kurdu. Başta İstanbul Bilgi Üniversitesi olmak üzere Türkiye'de birçok üniversitede ders verdi. Osmanlı şiir poetikası üzerine Aşkın Okunmaz Kıyıları (İletişim, 2023, 8. baskı) kitabını yazdı. Orhan Pamuk ve Murathan Mungan, eserlerini; ayrıca Kenan Rifai'nin Şerhli Mesnevi-i Şerif'ini ve Cemalnur Sargut'un "Ey İnsan" adlı kitabını İngilizceye çevirdi. Victoria Holbrook'un anılarını kaleme aldığı "Amcam Sokrat" adlı kitap yeni çıktı (Metis, 2026). Burada çocukluğundan itibaren, ABD'de yaşadığı çevreyi, ailesini, mahallesini, okuduğu okulları, caz müziği yapışını, akademik çalışmalarını, İran ve Türkiye'deki ikametlerini, buralarda karşılaştığı ilgi çekici insan manzaralarını hikaye eder. Anlaşıldığı üzere taşkın bir mizaca ve eleştirel bir bakış açısına sahip.

50'li ve 60'lı yıllardaki Amerikan toplumuna, sokaklardaki kargaşaya, eğitim hayatındaki pek çok olumsuz görüntülere dair yaşanmış hatıralara eserde bolca rastlanır. Yazarın Türkiye'deki sol entelijansiya ve tasavvuf çevreleri gibi zümreler hakkında ilgi çekici gözlemleri var. Bu köşede bir süre bu kitaptan özetler sunacağım.

8 DİL BİLİYOR
Holbrook şöyle der: Yirmi yedi yaşıma çeldiğimde, orta seviyede konuşacak kadar sekiz dil öğrenmiştim kendi kendime. Otuzlarıma geldiğimde yeni dil öğrenme yeteneğim tamamen yok oldu. Çoğu insan gibi ben de yabancı dilleri konuşurken utangaçlaşıyor ve sakarlaşıyordum. Daha önce kolaylıkla konuşabildiğim diller için bile geçerliydi bu. Ama belli başlı felsefe terimlerini hiçbir zaman unutmadım.

ŞARLATAN PSİKOLOGLAR
Yazarın ilgi çekici bir gözlemi de şöyle: O dönemde (1970'ler) psikoloji mesleği şarlatanlarla doluydu. Gittiğim psikiyatrist Geştalt-teorisi tipinde bir şarlatandı ve grup terapisi yapmamı önerdi. Bir seansa gittim, ama insanlar ismimi duyunca hemen babamı tanıdılar. Amerikalıların şöhret karşısında nasıl apıştıklarını gördükçe şaşırıyordum. (Holbrook'un babası çok meşhur ve iyi kazanan bir aktör idi. MD) Bana babamın ne kadar büyük bir adam olduğuna dair övgüler yağdırdılar. Ardından terapi başladı, yastıkları dövüyorlar ve haykırıyorlardı. Hafta sonu inzivaya çekilme tarzında bir terapiydi, dolayısıyla uzun süre bu insanlarla aynı mekana hapsolmuştum. Oradan erken ayrıldım ve bir daha dönmedim. Caz müzisyenlerinin çoğu Budistti. Bir gece beni bir tapınağa götürdüler, minderler üzerine bir duvara bakarak meditasyon yaptık. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, orada oturup etrafıma bakındım. Sonra büyük bir salona doluşup bekledik, siyah kimono giymiş bir adam gelip Japonca bir şeyler haykırdı. Bu işaret üzerine benim dışımda herkes yere kapaklandı, ben ritüeli bilmiyorum tabii, yüzükoyun yerde avuçlarıyla zemine vurmaya başladılar. Şiddet dolu bir ritüeldi, hoşuma gitmedi. (Devam edecek)

Okuyucuya not: Bir süre haftada 3 gün Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri yazacağım)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.