Son haftalarda bir musiki eserinin melodisi yakamı bırakmıyor. Dinledikçe ilgim artıyor. İnternette kaliteli kalitesiz birçok farklı söyleyişleri var. Ama ana çatısı, gövdesi muhteşem. Hakkında şu türlü ifadeler var: "Kendine has bir ritme sahiptir, ağladıkça ağlatır, dinledikçe dinletir..." Yaygın olarak Hüseyni ve Uşşak makamındaki düzenlemelerle okunan parça, bende de buna benzer duygulara yol açıyor. Sanki Maraği'nin Kar-ı muhteşeminden, Gazi Giray'ın bestelerinden tınıları çağrıştırıyor. Hamaset var, hüzün var, ruhu kanatlandıran bir gizem taşıyor, destansı, epik duygulanımlar doğuruyor. Aynı zamanda asil bir hüzün, gariplik hissi, derin bir keder duygusu veriyor. Ne ki bunlar isyan ve öfkeyle birlikte olmayıp olgun bir teslimiyet, sessiz bir kabullenme ve içten bir tevekkül inancı eşliğinde hissedilir.
TV DİZİLERİNDE YER ALDI
Bu parça asırlardır tekkelerde zikir sırasında söylenmekteydi. Ama son yıllarda meşhur olması televizyon dizilerinde söylenince görüldü. Böylece büyük kitlelere yayıldı. Bir yarışma programında Gökhan ve Hakan kardeşler parçayı okuyunca büyük ilgi gördü. En son TÜGVA'nın yaz okulu final programında Ali Sami Yen Stadı'nda söylendiği görüldü. Parçanın sözlerinin yazarı mutasavvıf, şair, dini eserler bestekarı ve Muhyi lakaplı Bezcizade Mehmed Muhyiddin, (ö. (1611) Konya'da doğdu, iyi bir öğrenim gördü, Karaman'da bir Halveti şeyhine intisap etti. Şeyhi vefat edince Konya'ya dönüp Alaeddin Camii'nde hatiplik ve vaizlik yaptı. Ardından padişahın daveti üzerine İstanbul'a gitti. İstanbul'da dönemin önde gelen Melamiler'inden İdris-i Muhtefi'ye intisap etti. Burada Tekke şeyhliğinin yanı sıra Sultan Ahmed Camii vaizliğinde bulundu. "Muhyi" mahlası ile şiirler yazdı. Onun, "Zahid bizi ta'n eyleme" mısraı ile başlayan ilahisi birçok tarikatta ayinler arasında cumhur ilahisi olarak okunmuştur.
TASAVVUF ORTAK BAĞIMIZ
Zahit bizi ta'n eyleme parçasını sahiplenen çok olmuş. İlahi mi, türkü mü, nefes mi, deyiş mi tartışması da var. Bu, tasavvufi bir metindir ve "ilahi" olarak bestelenmiştir. Farklı değerlendirmelerin sebebi ise, parçanın sözlerinin ve melodisinin gücü ve etkileyiciliğidir. Gayr-ı memnun ve kendini ezilmiş hissedenler güftede kendilerine bir dayanak bulabilirler. Bu eserin çeşitli zümreler tarafından sahiplenilmesini ben olumlu görüyorum. Demek ki herkes orada kendisinden bir şeyler buluyor. Bu durum aynı zamanda tasavvuf inanış ve düşüncesinin gücünü gösterir. Gerçekten tarih içinde ve bugün Alevi-Bektaşi zümrelerle Sünni tarikatler arasında en önemli bağ ve ortak değer, bazı tasavvufi inanış ve kabullerdir. Hz. Ali muhabbeti, Ehl-i beyt sevgisi bunlardandır. Yunus Emre'nin, Pir Sultan Abdal'ın, Nesimi'nin sözlerine yapılan besteler dergahlarda ilahi, cem evlerinde nefes, halk türkülerinde deyiş olarak söylenip dinlenmektedir. Bu ortak değerin kıymeti bilinmeli ve bunları ayrıştırma değil, birleştirme unsuru olarak görmelidir.
