Akseki müftülerinden Ahmed Salim Yüksel (1871-1963) bu beldenin eşrafından birinin oğludur. Akseki'de Rüşdiye'yi bitirdikten sonra okumak üzere İstanbul'a gitti. Orada özel hocalardan devrin medrese ilimlerini okuyup icazet (diploma) aldı. Aynı zamanda yeni açılan modern mekteplerden Yüksek Muallim Mektebine devam etti. İstanbul'da klasik ve yeni öğretim kurumlarında tahsilini tamamlayıp Akseki'ye döndü. Burada bir süre öğretmenlik ve memurluk yaptıktan sonra 1919 yılında Akseki Müftüsü olarak göreve başladı.
Müftü Bey o günlerin zor şartlarına rağmen çocuklarını okutur. Biri tıp doktoru, bir hakim olur. Üçüncüsü Ankara Üniversitesi'nde felsefe okurken, kendini vatan millet sevdasına adayan ve dergi çıkaran Osman Yüksel Serdengeçti'dir. Buradaki asıl konumuz hukukçu olan oğlu Hasan Selami Yüksel'dir.
ADİL OL!
1912 doğumlu olan Selami Bey 1937'de Ankara Ü. Hukuk Fakültesini birdi. İlk hakimlik görevine giderken Müftü Salim Efendi'nin kendisine verdiği öğüdü ömür boyu tuttu. O öğüt şudur: "oğlum, o kadar adil ol ki taraflara bakışın bile eşit olsun." Selami Bey'in, hassas ve duygusal yapısının onu tasavvufa yöneldiği söylenebilir. Bunun sonucu olarak Çankırı'da hakimlik görevi yaparken bir Melami şeyhine intisap etti. Bu zat, Çankırı'da atış okulunda görevli Albay Muhittin Ergüneş'in babası Şeyh Şemsi Ergüneş Beyefendi'dir. Bu şeyh efendinin silsilesini Burak Anılır'dan öğrendim: Hüseyin Şemsi Ergüneş (1972-1968) Sofya doğumlu olup, Prizrenli Abdürrahim Fedai'nin yanında manevi hayata başladı, onun vefatından sonra Hacı Faik Efendi'ye, onun vefatını müteakip M. Nuru'l-Arabi'nin oğlu Hacı Şerif Efendi'ye, onun da vefatıyla Hacı Kemal Efendi'ye intisap ederek seyrü sülukünü tamamladı ve hilafet aldı.
Selami Bey tasavvuf sohbeti yapmayı çok severdi. Sohbet ederken herkese "soru sorun bana, günah olur diye düşünmeyin; aklınıza gelenleri, düşündüklerinizi konuşalım" derdi. Fakat kendini o kadar kaptırırdı ki karşısındakiler sıkılır mı bunalır mı diye düşünmezdi. Bayramda ziyarete gelen arkadaşlar (ihvan) eve girmeden "Aman Selami Amca'ya soru sormayın, yoksa başkalarına ziyarete gidemeyiz" derlermiş.

PARK MÜRİDİ
Uzun yürüyüşler yapar, parklarda oturur, insanlarla konuşur, bazen de onları eve davet ederdi. Bir gün ev halkının hiç tanımadığı bir adamla çıka geldi. Sohbet ettiler. "Bu bey kim?" diye sorulduğunda "park müridi" dedi. Hiç fırsatı kaçırmaz, önüne gelene Vahdet-i Vücuttan başlayarak tasavvuf anlatırdı. Her şeyin izafi olduğunu söylerdi. Yürüyüşleri sırasında etrafa ibretle bakar, "Allahım ne güzellikler yaratmış, bak hepsi bizim için, insan için" derdi. Özellikle Portakal yerken, nasıl da içine meyve suyu baloncuklarını dizmiş Rabbimiz, biz yiyelim lezzet alalım diye yaratmış diye hayretini ifade ederdi. Hızlı yemek yerdi. Yemeğin sonunda tabağındakileri sünnetler; çocukları tabakta yemek bırakırsa "o lokmalar insan olmak istiyor, onları mahrum etmeyin, yiyin, insana karışsınlar" der, konuyu tasavvufi izahla tamamlardı.
Selami Bey 21 Şubat 1978'de yolda bir motosiklet çarpması sonucu ağır yaralandı, 2 gün sonra vefat etti ve Ankara Cebeci Asri mezarlığına sırlandı. Ruhu şad mekanı cennet olsun.
