Erol Güngör şöyle der: "Nerede evliya kabri varsa orası Türk toprağıdır. Evliyası olmayan yerde Türk de yok demektir. (...) Zaten manevi kudretiyle halkı koruyacak birinin bulunmadığı yerde Türk nasıl yaşar?" Bugün de Ahmed Güner Sayar'ın "Hırka-ı Şerif Bir Semt Hikayesi" adlı kitabına devam ediyorum. Yazar kendi düşünce dünyasının oluşmasından hareketle, içinde yaşanılan mahallenin ve muhitin kimlik oluşturmasındaki etkisini çok veciz ve güçlü ifadelerle ortaya koymaktadır: "Daha çocukluk ve ilk gençlik yıllarımdan itibaren Hırka-ı Şerif'i ziyarete gelenler, bana düşünce ufkumda zengin bir miras bıraktılar. Bu mirasın din sosyolojinin ilk kıvılcımları olduğunu, beni düşünceye sevk ettiğini zaman içinde kavradım. Önce, akan zamanda düşüncemin hareketliliği, beni şu noktaya götürdü. Hırka'yı ziyarete gelenlerde, Hırka sevgisinin yarattığı Türklüğün, İslam'la eklemleşerek oluşturduğu kitle ruhunu keşfetmemi sağladı. Bir tarafta Peygamber Hırkası, diğer tarafta ona müteveccih bir ruh seli. Bu, 'Hırka'nın oluşturduğu öylesine bir coşku seliydi ki, belki İstanbul coğrafyasında bir ikincisi yoktu. O ramazan günlerinde, evimizin önünden akan selin, Mütercim Asım Sokağı'ndan kıvrılarak, Eskialipaşa Caddesi'ne yönelişleri ve Hırka-ı Şerif Camii'ne varışlarını, bazen bizim fakirhanenin önünden, bazen de yüksekçe bir yerden Eskialipaşa Camii'nin verandasından meraklı gözlerle izlerdim. Sonra kalabalığın, Hırka-ı Şerif Camii'nin avlusunda birikmeleri, içeriye Hırka ziyareti için azar azar alınışları, tahta merdivenden çıkışlarını ve Hırka'ya yaklaşmaları... Huzura varışta, sessizliğin yerini birden Selat-ı Ümmiye ile yer değiştirmesi, bu terennümü o kalabalığın hiç bilmediği halde, hemen orada okur hale gelmelerindeki sırrı çözemedim."
İKİ CAMİ ARASINDA BİNAMAZ
Yazarımız Ahmed Güner Sayar şöyle devam eder: "Kalabalıkların ruhu yalancıdır. Ama burada toplaşan kalabalık tıpkı savaşta yer tutmuş askerler misali, bir edep timsali olarak, kendilerini huşu içerisinde huzur-ı Peygamberi'de hissediyorlardı. Bu kitle ruhu bana, çok erken yaşlarda, kendi sosyolojisi üzerinde düşünmek kadar, bizatihi ruhumu işliyor, imanımı tezyin, mukadderatımı tayin ediyordu. Bu ikramı çocukluk günlerimin geçtiği bu coğrafyada kazanmış, akan zaman da onu bir kıymet hükmüne bağlamıştı. İki cami arasında binamaz, rahmetli annem 'terk-i sela' derdi, olmamak ise herhalde bu olmalıydı. Demek ki, iki cami arasında binamaz olmamak, herhalde benim çocukluk ve ilk gençlik günlerinde bu semtte yaşadığım gibi olmalıydı." ( s. 50-51)
GÜNÜMÜZDE HIRKA ZİYARETLERİ
"Bugün, sadece 'Hırka'yı ziyarete koşanların teveccühlerinin yarattığı insan selinin gürültüsü yeter de artar sanırım. Aslında, Hırka-ı Şerif'te, her ramazan ayında Hırka ziyaretlerini yaşatmak bizim ruh maceramız olmalıydı. Buraya gelenlerin, kendilerini ne dünyada, ne ahirette, sadece dua ve huşu içerisinde bir zaman diliminin hakkını vermeleri, onlara bu coğrafyanın bir ikramıydı. Benim çocukluk ve ilk gençlik senelerimde bu kutsal mekanda Hırka ziyaretinin maşeri ruhta tecellisi olarak, yaşadığım sessizlik, huşuyu günümüzün kalabalıklarında hissedemiyorum." (s. 123) (Devam edecek)
