Hayatta bazı anlar vardır. İnsan o anların içinde yaşarken her şeyin bittiğini düşünür. Bir fırsat kaçmıştır. Bir karar yanlış verilmiştir. Bir hayal yarım kalmıştır. Belki de insanın kendisine olan inancı sarsılmıştır. Ve o anda tek bir şey düşünürüz: "Artık olmaz." Sinema da bunu bize defalarca anlatır. Kahramanlar hata yapar, kaybeder, düşer ve bazen umudunu yitirir. Fakat hikaye, onların yeniden ayağa kalktığı anda anlam kazanır.
Çünkü asıl mesele hiç düşmemek değildir. Asıl mesele, düştükten sonra yeniden yürüyebilmektir.
GERI ALMA TUSU YOK
Keşke hayatın bir geri alma tuşu olsaydı. Yanlış söylediğimiz bir cümleyi silebilsek... Kırdığımız bir insanın yanına yeniden dönebilsek... Kaçırdığımız bir fırsatı tekrar yakalayabilsek...
Ama hayat böyle çalışmıyor. Yaşanan yaşanıyor. Söylenen söyleniyor. Bazı kapılar gerçekten kapanıyor. Hatalarımızı değiştiremeyiz ama onların bizi tanımlamasına izin vermeyebiliriz.
HERKESIN "KESKE"SI
The Pursuit of Happyness, ikinci şans fikrini anlatırken akla gelen filmlerden biri. Chris Gardner'ın hikayesi, hayatın insanı ne kadar zorlayabileceğini gösterirken umudun nerede saklandığını da anlatıyor. Maddi sıkıntılar, belirsizlikler ve üst üste gelen sorunlar... Her biri insanın "Artık yeter" demesi için başlı başına bir sebep. Ama Gardner'ın hikayesindeki asıl güç, bütün bunlara rağmen devam edebilmesinde. Çünkü ikinci şans her zaman büyük bir fırsat şeklinde gelmez. Bazen sabah yeniden uyanmaktır. Bazen yıllardır ertelediğin bir şeye yeniden başlamaktır. Bazen de aynaya bakıp kendine, "Bir kez daha deneyeceğim" diyebilmektir. Hepimizin geçmişinde bir "keşke" vardır.
"Keşke daha cesur olsaydım", "keşke vazgeçmeseydim" dediğimiz anlar...
Fakat insan geçmişte yapamadıklarının hesabını sürekli geleceğinden sorarsa, önündeki fırsatları da göremez. Çünkü hayatın tek bir doğru zamanı yoktur.
İkinci şans deyince çoğumuz geçmişe dönmeyi düşünürüz. Oysa bazen ikinci şans, tamamen başka bir yola çıkmaktır. Bir iş olmaz, başka bir kapı açılır. Bir hayal gerçekleşmez, başka bir hayal doğar. O anda bunun neden olduğunu anlamayabiliriz. "Niye olmadı?" diye sorarız. Ama yıllar sonra geriye baktığımızda, gerçekleşmeyen bazı şeylerin bizi aslında başka bir hayata taşıdığını fark ederiz. Hayat bazen istediğimizi vermeyerek bize ihtiyacımız olanı gösterir.
SANS VERMELIYIZ
Başkalarına ikinci şans vermek konusunda oldukça cömertiz. Bir arkadaşımız hata yaptığında anlayış gösteririz. Ama sıra kendimize geldiğinde aynı hoşgörüyü göstermeyiz. Bir hata yaparız ve kendimizi yıllarca o hatayla tanımlarız. Bir sınav kötü geçer, kendimizi başarısız hissederiz.
Bir iş olmaz, başka hiçbir işin olmayacağını düşünürüz. Bir ilişki biter, bir daha aynı mutluluğu yaşayamayacağımıza inanırız. Oysa insan değişir. Yaşadıkları onu değiştirir; hataları öğretir, kayıpları olgunlaştırır. Ve bazen insan, ikinci şansını ilkinden çok daha güçlü bir halde karşılar.
Bu yüzden belki de başkalarından önce kendimize bir şans vermeyi öğrenmeliyiz.
PERDE KAPANMADI
Filmlerde hikayenin sonunu biliriz.
Müzik yükselir. Perde kapanır. Karakterlerin hikayesi sona erer. Ama gerçek hayatta "Son" yazısı yoktur. Bugünkü başarısızlığımız, hayatımızın final sahnesi değildir. Bugün gerçekleşmeyen bir hayal, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek anlamına gelmez. Çünkü hayat devam ettiği sürece yeni sahneler vardır. Henüz tanımadığımız insanlar... Henüz gitmediğimiz yerler...
Henüz gerçekleşmemiş hayaller... insan bazen geçmişteki haline o kadar bağlanır ki gelecekte kim olabileceğini unutur.
Oysa yeniden başlamak için her zaman her şeyi değiştirmek gerekmez. Bazen sadece ilk adımı atmak yeterlidir. Geçmişte kaybetmiş olabiliriz. Ama bu, gelecekte kazanamayacağımız anlamına gelmez.
Bazı kapılar kapanmıştır. Bırakalım kapansın.
Bazen yeni bir yol bulmak için eski kapının kapandığını kabul etmek gerekir.
Ve belki de hayatın bize verdiği en güzel ikinci şans şudur: Hikayenin henüz bitmemiş olması. Perde kapanmadı.
Film devam ediyor. Belki de hayatımızın en güzel sahnesi, henüz çekilmedi.
