• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • BIST
    %0.89
    78.384,78
    EURO
    -%0.86
    4,4760
    USD
    %0.66
    3,8608
    GBP
    %0.66
    3,8608
    CHF
    %0.66
    3,8608
    JPY
    %0.66
    3,8608
  • 25°C
Divan-ı Hümayun’dan ombudsmanlığa YUNUS KARAKAYA Divan-ı Hümayun’dan ombudsmanlığa yunus.karakaya@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 30.03.2018, 00:00

Halkın idareyle yaşadığı sorunları dostane şekilde çözen "Ombudsmaklık" çok konuşulmasına rağmen, yeterince bilinmeyen bir Kamu Denetçiliği Kurumu'ndan bahsetmek istiyorum.
Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) "Ombudsman Halkla Buluşuyor" programları kapsamında bazı temaslarda bulunmak için İzmir'e geldi. İlk olarak bir otelde basın mensupları ile bir araya gelen Kamu Baş denetçisi Şeref Malkoç'a kamu denetçileri Arif Dülger, Celile Özlem Tunçak, Hüseyin Yürük ve Saadettin Kalkan eşlik etti. Kurumun çalışma sistemi hakkında Pazartesi günü Allah izin verirse geniş bir yazı kaleme alacağım. Ombudsmanlığın nereden geldiğinden bahsetmek istiyorum. Baş denetçi Malkoç, ombudsmanlığın her ne kadar İsveç'ten alınsa da Osmanlı'dan esinlenildiğini söyledi. Şöyle ki;
Tarihte "Demirbaş Karl" olarak tanınan İsveç Kralı 12. Karl, 1709 yılında Osmanlı-Rus savaşı nedeniyle Poltava'da Padişah III. Ahmet döneminde Rusya'ya karşı yenilir ve Osmanlı'ya sığınır. Kral, Edirne civarındaki Demirtaş Paşa Konağı'nda 5 yıl kadar konuğumuz olur. İşte bu zat, ülkesinde kendisinin yokluğunda baş gösteren yolsuzlukların önlenmesi için Divan-ı Hümayun uygulamalarından etkilenerek kral adına hareket eden kamu görevlilerinin yasalara uygun hareket edip etmediklerini denetlemek için bir kişiyi yüksek vekil (Hogste Ombudsmannen- Supreme Procurator) olarak atamış ve böylece 1713 yılında İsveç'te Ombudsmanlık Kurumu'nu kurmuştur. Osmanlı döneminden önce Türk-İslam devletlerinde HİSBE ve KADI-UL KUDAT kurumları ombudsmanlığın görevlerini üstlenmiş.

Tramvay maceram

Bir süre önce deneme seferlerine başlayan 13 kilometrelik Konak Tramvayı üzerinde yapılan tartışmalar hakkında geniş bilgi sahibi olmak için bir yolculuk yaptım. Bu yolculuk sırasındaki maceramı sizlerle paylaşmak istedim.

UYDU MU UYMADI MI?

Öncelikle güzelliklerinden bahsedeyim.
Tramvay İzmir'in güzelliklerini doya doya yaşamak isteyenler için güzel bir ulaşım aracı. Çevreci olması tramvayı ayrıcalıklı kılan ayrı bir unsur.
Üçkuyular'dan binildiği zaman Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'nın ve Güzelyalı'nın güzelliklerini izleyerek herhangi bir trafik sıkışıklığı ya da sorun yaşamadan geçen yolculuğum, Gümrük ve Çankaya'ya geldiğimde adeta çileye dönüştü. Şair Eşref Bulvarı, Montrö, Lozan, Alsancak Camii, Atatürk Spor Salonu ve Alsancak Garı'na kadar özel araçlar ve belediye otobüsleri ile aynı yol ortak olarak kullanılınca yolculuk çekilmez bir hal aldı.
Lozan'da bir araç sürücüsünün korna çalıp selektör yaparak Tramvay'dan yol istemesine ne buyurursunuz?
Tramvayı kullanarak Halkapınar'a ulaşıp 168 Osmangazi otobüsüne ulaşmam ayrı bir sorundu. Otobüs aktarma alanına, yeraltı treni ve İzban'a ulaşmak için raylar üzerinden geçip uzun bir yolu kat etmeniz gerekiyor. Burada engellileri, yaşlı ve çocuklu bayanları zorlu bir parkur bekliyor.
Sözün özü, turistik ve gezi için tramvay güzel bir araç ancak ulaşımdaki sıkışıklığı çözmek için iyi bir düşünce değil.
Bu arada Tramvay kültürünü iyi bilmek lazım. Onun yolunun sürekli açık olması gerekir. Eğer araç sürücüleri tramvay yolunu işgal ederse, kaza haberlerini daha çok duyarız. Burada suçu tramvaya değil, özel araç sürücülerinde de aramak gerektiğinin özellikle altını çizmek isterim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
GÜNÜN YAZARLARI
BİZE ULAŞIN