• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın

BESİM KAZADO

Yunanlıların dünya starı Mario Frangoulis

besim.kazado@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 13 Eylül 2009
Çeşme konserini kaçırdım. Çok üzülmüştüm. Yakın dostum Semra Erkanlı'yı kader Reyhan'da Aysel'imle karşıma çıkardı. Semra Hanım, Rahmi Koç'un çok yakını ve Amerikan Hastanesi'nin değerli müdürelerinden biri. Atina'da konseri varmış. Tabii ver elini Yunanistan... En son İstanbul'da Kuruçeşme Arena'da seyretmiş ve tabii ki doyamamıştım.
Hep deriz dünya starlarının imkanları bizde olsaydı... Eee ne olurmuş? Kolay kolay star olunamıyor.
Mario Frangoulis Rodos doğumlu. Okul çağında Atina'ya geçiyor. 11 yaşında Atina Konservatuvarı'nda keman bölümüne giriyor. O kadar başarılı oluyor ki Webber, Theodorakis eserleri derken 15 yaşında 'Caberet', 16'sında West Side Story'de mühim roller alıyor. Müzik ve drama okullarını peşpeşe bitiriyor.

OPERADAKİ HAYALET

Londra'da drama okurken Maria Callas Opera Okulu'nu kazanıyor. İtalya'da Verdi Akademisi derken Londra'da Sir Andrew Llyod Webber'in 'Operadaki Hayalet'inde başrol oynuyor. Unutamadığı gecelerden biri Londra'da Prenses Diana'nın doğumgününe star olarak katılması... Frangoulis, "Hayatımın en heyecanlı dönemi 1994'te 'Pavarotti Philedelphia' yarışmasında 4 bin kişiden seçilen 34 kişi arasında olmamdır" diyor.
'Milano La Scala', 'Londra Palace Theatre' derken Acropol'ün önündeki Herod Atticus, Sindagma Meydanı'nda 10 binlerce kişiye verdiği yılbaşı konseri ekleniyor, kendi vatanında...
Bu arada sağ kolu güzeller güzeli Kiki'den öğreniyorum ki Mario, hem kendi ülkesinde hem yurt dışında yardım konserlerinin en başta gelen isimlerinden biriymiş. İşte benim katıldığım da bunlardan biriydi. Ne eller havaya ne hop hop...
Öyle bir kitle vardı ki (Kuruçeşme'deki gibi...) Mario'nun gözünün içine bakıyorlardı. Ya hep bir ağızdan ya gözleriyle şarkıları okuyorlardı. Bu arada belirtmek isterim ki Frangoulis, sadece opera değil, müzikal, klasik, folk ve caz okuyor.

VE BALIKÇI
Kuliste çok güzel ağırlandık. Ben de bütün bu bilgileri öğreneyim diye soru yağmuruna tuttum kendisini... O da bana, "Neden bunları yarın görüşmüyoruz. Herhalde yarın balık yemeye gideceğiz" dedi.
Hiçbir başarısından bahsetmiyor. O kadar mütevazı ki ben de zorla Kiki'den öğrendim. Fransa, İsveç, İngiltere, Rusya, Uzakdoğu, Meksika, Türkiye, Lübnan, Amerika başarılarını... 2005'te Amerika'da 28 şehirlik bir turne yapmış. İsimleri saymakla bitmeyen dünya starlarıyla düetler yapmış, Atina Olimpiyatları onun konserleriyle inlemiş. Broadway'de bile yıllarca performans sergilemiş. Her ülkeden o kadar güzel şeyler almış ki... Birçok kişiyi yetiştirmekle kalmamış sponsorluklarını da yapmış. Sonuncusu George Perris... Ki o da yanımızdaydı. (Bodrum ve İstanbul konserlerinde de kendisiyle düet yapmıştı.)
Nefis sohbetimizde tavla oynamayı çok sevdiğini söyledi. Vakit olsaydı bir kahveye gidecektik. Evindeki tavlaları Kapalı Çarşı'dan, sedefli olanlardamış... "Her şeyimiz aynı. Bir -aki ekliyoruz Yunanca oluyor" dedi. "Dolmaki, baklavaki... Benim tavlaki de sedefaki" dedi.
Bu arada George Perris ile Sezen Aksu'nun Yunanlı bir sanatçının düetinden bahsettik. Çok beğeniyormuş. İstanbul'u aradık. Bir türlü şarkıyı bulamadık. Mario "durun" dedi. Telefonunu kurcaladı ve şarkıyı buldu. Hazır telefonunu karıştırırken de en sevdiğim otel diye Les Ottomans'ı gösterdi. Hemen Ahu arandı. Ahu'yla görüşürken kıpkırmızı oldu. Sevincinden uçuyordu.
Balığımızı yerken bir ara Bodrum'dan Ajda ile görüştük. Ajda kulağımda, Mario karşımdaydı. "Bir el yağ öbürü yağ Besim" dedi Semra Hanım.

ANNESİ HER ŞEYİ

Mertlik ve yardım etmek en sevdiği şeyler Mario'nun. Onu en çok üzen şey ise iş yanlışları. Biri büyülendiği İstanbul'da başına gelmiş. Konseri adını bilmediği bir kişi yüzünden geç başlatılmış. Sadece bu kişi maç seyrediyor diye...
Annesi, evet annesi Mario'nun her şeyi... Bir ev alsa veya kiralasa önce alt kat anneye hazırlanıyor, sonra kendine... "Kesin İzmir'e gelip kalmak istiyorum. İzmirliyle anlaşmam çok doğal, aynı denize girip aynı balığı yiyoruz" dedi.
Süper bir gün geçirdik Mario Frangoulis ile... Hele havaalanında arabadan kontuvara kadar valizimi zorla taşıması, beni değil herkesi şaşırttı. Bu kadar ne olduğunu bilip ama önce insanım diyen bir sanatçı az gördüm diyebilirim. Darısı çok sanatçının başına. Bence bu kadar öğrenim ve başarısı olan biri ancak böyle olabilir. Çok okuyan mı çok gören mi? Ancak ikisi bir arada mükemmel oluyor. İlk söyleşimi Mario Frangoulis ile yaptığım için çok mutluyum. Bir de bu söyleşimi sizlerle paylaştığım için İzmir, Yeni Asır okurları....
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.