• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın

BESİM KAZADO

Kahve kokulu Milano sokaklarında alışveriş

besim.kazado@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 06 Haziran 2012
İki günlüğüne gittiğim Milano, yaydığı kahve kokusuyla beni yine cezbetmeyi başardı... Bu sokaklarda alışveriş yapmasanız bile rengarenk dükkanları gezmek çok güzel

Amerika dönüşü Kıbrıs pek iyi gelmişti. Bu gece yapılacak event için epey kuvvet toplamıştım ki Hayri abimin (Yazıcı) 2 günlük İtalya turu daha da moral desteği (!) olacak dedim ve ver elini Milano. İzmir'den bagajı verdiğim için elimi kolumu sallaya sallaya dış hatlara geçtim. Seyahat havam orada başlar hep. D&R'dan yeni CD'ler, mecmualar seçip (Milano'daki arkadaşım İzi için), yeni sudoku ve bilmece kitapları alıp CIP'e (veya lounge'lardan birine) geçmek en büyük seyahat heyecanlarımdan biridir. Bu arada bizim İstanbul Dış Hatlar CIP'nin dünyada gördüğüm tüm muadillerinden çok daha şık ve başarılı olduğunu büyük bir hazla belirtmek isterim. Akşamüstü uçağı ile gitmek de iyi geliyor. Saat farkı ile gece 10 gibi oradasınız. Trafik tenha olduğu için hemen otelin önünde buluveriyorsunuz kendinizi. Bu kez kadim dostum İzi'de, 2 geceliğine gittiğimiz ve çok kısıtlı bir zaman olduğu için kalamadım. Duomo Star Hotel Rosa, hakikaten konumu ve konforu bakımından en iyilerinden biri. Zaten en kaliteli alışveriş caddelerinden biri Spiga'daki 'Four Seasons' oteli haricinde açılan (Moschino, Bulgari, Armani...) tüm oteller dahil çevresi en renkli olanı burası. Hemen köşedeki 'Madonnina Cafe"ye buram buram İtalya kokan kahvelerimizi yudumlamaya geçtik. Sabah pek mutlu indim restorana, çünkü kahvaltı yıkılır Rosa'da. Hele bu kez peynirlere bir ilave vardı. Mascarpone... Söylemesi ayıp öyle alışmısım ki market listesinde, listebaşı mascarpone oldu. Bu arada Hayri abimin yanı sıra dünürü çok sevdiğim Hasan abim (Şer) de bizimle olduğu için Milano daha da renkli geçti.

ŞEREF TURU
İlk sabah şöyle bir şeref turu nihayetinde erkek dükkanları arasında number one'lardan "Castellani" ye geçtik. Tabii ki kapılarda karşılandık. Çok Türk müşterisi olmasına rağmen bizimkilere ve bana ayrı bir yakınlık gösterirler orada. Her yerde olduğu gibi burada da satış elemanlari değişmez, hatta biri var ki emekli olalı 10 yılı geçmiş ama her gün süper şık kıyafetlerini giyip sabahın köründe işe gelir. Sahibi Türkiye'yi çok seviyor. Her gittiğimde de burada mağaza açmak istediğini tekrarlar durur. Andrea yani buranın namı diğer süper müdür. Klasik takım elbise, gömlek, kravat, erkek iç çamaşırı, kemeri, ceket ve pantalonu isterseniz üzerine tanımam. Ama bu yıl biraz fazla modaya el attıklarından kırmızı, saks, yeşil, pembe pantalonları eklediklerini görünce bana da hitap ettiklerine karar verdim. Hemen "Castellani'nin yolunda yani Via Hoepli'de bir mağaza var ki 1871 doğumlu. Kaliteli giyime meraklı iseniz bir uğrayın derim. Hele dükkanın içi tam dükkan. Her ürünü ayrı bir özellikte, hepsi de iyi özellikler.

ESPRESSO VE TATLILAR
'Ravizza'nın yanı başında yeni bir kafe açılmış. 'Juice Bar'... Rahat dekoru ve de yabana atılamayacak menüsü ile bu bölgenin top mekanlarından biri olmaya aday. Çünkü önünden yürümeye devam ederseniz Monte Napoleone'de "Cova"nın hemen karşısına çıkıkıveriyorsunuz... Alexander McQueen'in önünden geçerek. Aman bir içeri girip çıkın. Diğer mağazalardaki gibi çok çeşitten başınız dönmüyor. Az ve özzzzz. Marka saplantım yoktur, ama McQueen'i tek geçerim. Hele bu sezon çok ama çok iyi.
Tabii ki 'Cova'da bir espresso (kim ne derse desin her şey yerinde güzel, nasıl ki bizim kahvemizi başkalari bizim gibi iyi yapamıyorsa espresso'yu da onlar gibi yapabileni yok.) Bir keresinde sormuştum sebebini, makineden dediler. Ne kadar çok kulanılır ve her gün temizlenirse kahve o kadar lezzetli çıkarmış. 'Cova'daki smokinli garsonlar, minik tartöletler, pastalar, bisküviler vs sizi o eskilerin büyüsüne götürüyor, her gittiğinizde. 1817'den beri servis veriyor. Antonio Cova diye bir asker açmış bu lezzet duayeni kafeyi, ama Scala Opera'sının yanıbaşındaymış o dönem. 1950'de buraya taşınmış. Bunun dışında Hong Kong'da dolaşırken tanıdık bir dekor gözüme çarpmıştı. Hatırladım, aynı Milano Cova'nın çok büyüğü. Okudum adını 'Cova HK' Semiramis, Selma ben bir öğlen yemeği yedik, hala anarım. Size ciddi tavsiye edeceğim bir mekan, hangi ülkede raslarsanız beni anın ve en azından yanında minik pastalarla bir espresso için.
Çok ani gittiğim ve NY'tan yeni geldiğim için aklımda hani şunu alayım, buna bakayım diye bir şey oluşmamıştı. Ama tek dayanamadığım şeyi ki bir tek onu aldım. Tods... Ayakkabıda tek geçtiğim rahatlığı, görüntüsü, sadeliği ve ne bileyim Tods'luğu işte.. Bir de saks rengini görünce hani dayanamadım dermişim. İyi ki de almışım, hani geçenlerde yazdığım gibi ilk olmak için filan değil kendimi mutlu etmek için, Besim olmak için.
Yine de söylüyorum. Marka saplantım hiç ama hiç yoktur. Tek sevmediğim bir şeyin sahtesini taşımaktır. O kadar güzel şeyler var ki çok hazla alıp kullandığım hiç biri de marka değil.

RENKLİ BİR ATMOSFER
Hayri abimin de Milano'da resto olarak tek vazgeçilmezi Papermoon'dur. Çok titiz olduğu için güvendiği mutfaklarda yemeğini yer. Burası da Milano tercihidir. İlk kez arkadaşı Milano'da yaşayan o da Hayri bey öğlen bizi çok sevdiğim bir yere götürdü. Hayri abim de ortamı görünce rahatladı, keyiflendi. Çünkü yemeğini dediğim gibi huzur içinde yemek ister, Bagatti Valsecchi müzesinin bahçesinde, Four Seasons Hotel'in karşısında bir restoran var ki, misafirleri (iş hanımları, iş adamları, çoğu moda dünyasından, bir kısmı ecnebi) epey renkli. Menüsü muhteşem, hele ilk tabaklarınızı bahçenin bir kenarında olan şarküterisinden seçiyorsunuz. Bahçe bir başka, içerisi bir başka güzel. Nefis bir antik binanın bahçesinde, nefis kişiler, nefis bir servis ile keyifli bir yemek istiyorsanız mutlaka burayı deneyin.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.