HÜROL DAĞDELEN TÜM YAZARLAR
Makedonya’da çok özel günler
21.9.2017 | Arşiv

Makedonya’da çok özel günler

hurol.dagdelen@yeniasir.com.tr

Makedonya, çocukluk anılarımda önemli bir yer tutar. Zira, hep babaannemden dinlemiştim Balkan topraklarını, özellikle Üsküp'ü, Kalkandelen'i... Benim baba sülalem Kalkandelenli; Şuayip dedem 1928 yılında hayata veda edince, babaannem, dedemin Türkiye'de iş yaptığı ortağından bir davet almış... 'Fatma hanım, çocuklarını al gel, bir süre İzmir'de kalın... Şuayip bey, burada bir ev almıştı, biraz dinlenin, acınız orada katlanır, burada hafifletirsiniz" diye... Babaannem de 6 çocuğunu alıp İzmir'e gelmiş... Şeref babam, o yıl daha 6 aylık... Komşularına da, "Ben Türkiye'ye gidip bir süre orada kalacağım. Eve göz kulak olun. Yakında dönerim" diye de tembihlemiş... Ancak ne o dönebilmiş, ne de çocukları...
Bugün onlar yaşamıyor artık... Çocukları olarak bizler varız. İşte bu duygularla hep katılmak istedim, bölgenin tamamını içine alan bir Balkan gezisine...

***

Önceki gün bir telefon aldım Makedonyalı Göçmenleri Birleştirme, Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Şaban Yaprak'tan... "Hürol bey, bir gezi düzenliyoruz Balkanlara, katılır mısın?"...
Koşullarını sordum, kimlerin katılacağını da... Söylediği bir söz beni çok etkilemişti: "Çamdibi'nde Makedon Türkü birçok göçmen aile yaşıyor biliyorsun...
Bir çoğu 1950'lerde gelmiş, bir daha dönememiş... Çoğu da Delçovo bölgesinden...
Akrabalarını, komşularını görmek isteyen, anılarını tazelemek isteyen var... Bu geziyi onlar için düzenledik. Sözün özü, onlar Atalarının izlerini takip etmek istiyor"...

***

Sonra karar anı ve onlarla birlikte olduğum 11 koca gün...
Çoğunun yaşı 60'ın üzerinde... Bir o kadar da genç katılım vardı aramızda...
Ama o kadar sevgi dolu, o kadar saygılı insanlarla birlikte oldum ki, gezi sanki çok geniş bir aile üyelerinin katılımıyla yapılmıştı.
Genç, yaşlı yoktu. Herkes birdi, aynı duyguları yaşıyordu, aynı hüzne, aynı gurura sahipti. 26 kişilik gezi grubu olarak bir midibüse doluştuk ve karış karış Balkan'ları gezdik, Türklerin izini, Atalarımızın yaşadığı yerleri takip ettik...
Üç an çok etkiledi beni...
Biri, Atatürk'ün askeri eğitim aldığı, şimdi Bitola denilen Manastır'daki Askeri Rüştiye... Diğeri de Selanik'teki doğup büyüdüğü ev... Bir diğeri de dedemin memleketi Kalkandelen...
Babamın göremediği bana nasip olan Kalkandelen...
Askeri Rüştiye şimdi müze olarak hizmet veriyor. Çok büyük bir okul, okulun koca bir salonu Atatürk'e ayrılmış... Giysileri, kullandığı eşyalar, fotoğraflar, Atatürk'ü anlatan video gösterisi ve anı defteri ziyaretçiler için hazırlanmış...
Çok etkileyiciydi.
Atamızın Selanik'teki Türkiye Büyükelçiliği içinde bulunan evi ise pek tatmin etmedi beni. Yaşadığım heyecanı anlatmamın tarifi yok...
Ama evin eşyaları yoktu mesela... Odalar anlatımları da içeren çeşitli görsellerle süslenmişti.
Bir iki camekanda bardak, çatal kaşık, çeşitli eşyalar vardı... Bir de Atatürk'ün gençliğinin yansıtıldığı odası... Annesi Zübeyde Hanım ve kendisinin mumdan heykeli dışında evin etkileyici bir yönü yok. Düş kırıklığına uğradım kısacası...

***

Ve Şuayip dedemin memleketi Kalkandelen... Mekadonlar buraya "Tetova" diyor ama orada yaşayan Türkler bunu asla kabul etmiyor, "burası Kalkandelen" diyor... Çocukluğumda babaannemden, sonra babamdan çok dinledim Kalkandelen'i...
Hatta babamın nüfusunda Kalkandelen diye yazardı... 6 aylıkken terk etmiş burayı ve bir daha hiç görememiş...
Anlattıkları dönem kasabaymış burası, şimdi ise Karşıyaka gibi koca bir şehir... Bir bayram gününde gittik oraya... Başkent Üsküp'e 40 dakika uzaklıkta... Yeğenimin adresini verdiği Nebil beyle buluştuk, müthiş ağırlandık, konuştuk, anılara daldık...
Bir saatten az kaldık orada ama bir asra değerdi benim için...

***

Sözün özü... Şaban Yaprak, bir kültür derneğinin yapması gereken en önemli girişimi hayata geçirdi ve bizleri, yani bugünün kuşağını Atalarıyla buluşturdu. Kendisine, bu güzel insanları benimle buluşturduğu ve Ata toprağına uzattığımız ellerimize bir parça umut taşıdığı için teşekkür ediyorum.