Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın çok yakından takip ettiği Gazze Barış Kurulu ve ABD ile İran arasındaki görüşmelerle ilgili 2 kritik konuda yeni bir haftaya giriyoruz. 1.)Beyaz Saray'dan çok iyi haber alan Axios, Trump'ın Gazze Barış Kurulu'nun ilk toplantısını 19 Şubat'ta yapmayı planladığı, toplantının Washington ABD Barış Enstitüsü'nde gerçekleştirilmesinin beklendiğinı ve Gazze'nin yeniden inşası için "bağış toplama konferansı" niteliği de taşıyacağına yönelik bir haber yayınladı. 2.) ABD/ İran arasında gelecek hafta savaştan önce son çıkış olup olmayacağı diplomatik kulislerde hararetle tartışılıyor. Pazartesi veya Salı günü ABD ile İran arasında bır anlaşma olmadığı takdirde ABD Başkanı Trump'ın 14 Şubat gecesi saldırı emrini vereceği konuşuluyor. Neden 14 Şubat tarihi? Çünkü Ramazan ayı 18 Şubat'ı 19 Şubat'a bağlayan gece başlıyor. Onun için Ramazan ayı başlamadan önceki hafta sonu 14 Şubat yoğunlukla öne çıkarılmaya başlandı. Önce Gazze Barış Kurulu ilk toplantısına ilişkin bilgiyi verdikten sonra, İran meselesindeki son gelişmeleri bilginize sunacağım.
GAZZE BARIŞ KURULU
Başkan Erdoğan'ın da kurucu üyesi olduğu Gazze Barış Kurulu'nun ilk toplantısını 19 Şubat'ta yapacağı belirtilirken, ABD'nin yanı sıra Barış Kurulu'na katılan ülkelerin Türkiye, Katar, Bahreyn, Fas, Arjantin, Ermenistan, Azerbaycan, Belçika, Belarus, Bulgaristan, Mısır, Macaristan, Endonezya, Ürdün, Kazakistan, Kosova, Moğolistan, Arnavutluk, İsrail, Pakistan, Paraguay, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Vietnam, Paraguay ve Özbekistan liderlerinin de katılması bekleniyor. Bu konuda, katil- Netanyahu'nun Gazze Barış Kurulu toplantısından bır gün önce 18 Şubat'ta ABD Başkanı Trump'la görüşmek üzere Washington'a gideceği, bir gün sonra 19 Şubat kurula katılması ihtimalı ortalığı karıştıracağı ve problem yaratacağı belirtiliyor. Çünkü, başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Müslüman ülke liderlerinin Netanyahu ile yan yana gelmeyecekleri konuyu ABD Başkanı Trump'ın değerlendirmek durumunda olacağı değerlendiriliyor.
PEKİ SON HAFTA MI?
ABD ile İran sekiz ay aradan sonra nükleer program üzerine dolaylı müzakerelere Umman'ın başkenti Muskat'ta başladı. Görüşmelerde İran'ın nükleer programı gibi kritik konular masaya yatırıldı. ABD'nin İran'daki vatandaşlarına 'ülkeyi terk edin' uyarısı yayımladığı bir dönemde gerçekleşen görüşmelerde, ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi liderliğindeki heyetler doğrudan yüz yüze bir araya gelmedi. Bu görüşme biçimi, taraflar arasındaki güven eksikliği ve gerilimin halen yüksek olduğunu gösteriyor. Umman görüşmesi öncesi, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da arka kapı görüşmelerini sürdürdü. Türkiye, Katar ve Mısır'ın kritik görüşmeler öncesinde taraflara ortak bir çerçeve önerisi sunduğu ifade edildi. Önerilen anlaşma çerçevesine göre, İran üç yıl boyunca uranyum zenginleştirmesini sıfıra indirmeyi taahhüt edecek. Bundan sonra ise uranyum zenginleştirmesini yüzde 1.5'in altında tutmayı kabul edecek. Mevcut yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoğunu (yaklaşık 440 kg'ı yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş) üçüncü bir ülkeye devredilecek. MOSSAD ajanı Epstein skandalı bağlantılı adı anılan Kral Charles'in kardeşi Prens Andrew'un tüm kraliyet ünvanları ve nişanları elinden alındı.
STARMER HÜKÜMETİ
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Epstein'le bağlantılı Mandelson'ı ABD büyükelçisi olarak atadığı için istifa etmeye karar verdi. Gelecek hafta, İçişleri Bakanı Keşmirli Shabana Mahmoo'ın yeni Başbakan olarak hükümeti kurması öne çıktı. Hükümet sarsılırken, İngiltere Kıbrıs'takı Agratur üssünü yeni F-35'lerle takviye ediyor. ABD'nin İran'a yönelik kulislerde konuşulan 14 Şubat'ta olası ABD saldırısının bölgesel çatışmayı tetikleyebileceği endişelerini arttırdı. İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden The Times, Londra'nın yönetiminin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yakınındaki Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin (RAF) Ağrotur Hava Üssü'nün güvenliğini artırdığını yazdı. Gazetenin aktardığına göre, bölgedeki gerilimin artması ihtimaline karşı İngiltere'deki RAF Marham Üssü'nden altı adet F-35 hayalet savaş uçağı havalanarak Ağrotur Hava Üssü'ne konuşlandırıldı. Uçakların, Güney Kıbrıs Rum bölgesı yakınındaki Ağrotur Hava Üssü'nü ve İngiltere'nin bölgedeki üslerinin çevresinin savunmak amacıyla görevlendirildiği belirtildi. "Ajax Operasyonu" olarak adlandırılan ve 19 Ağustos 1953'te gerçekleştirilen darbe yapıldı. İran'ın devasa petrol rezervleri, ulusal bağımsızlık mücadelesi ve İngiltere başta olmak üzere küresel güçlerin müdahaleleri, bu darbenin zeminini hazırlayan faktörlerin başında yer almıştı.
PETROL SEKTÖRÜ
1940'ların sonlarına gelindiğinde, İran'ın petrol sektörü büyük ölçüde İngiltere'nin kamu şirketi haline getirilen Anglo-Iranian Oil Company'nin (AIOC) kontrolüne geçmişti. Bu şirket, İran'ın ekonomik yapısının temelini oluşturan petrol gelirlerinin büyük bir kısmını alırken, İran'a oldukça düşük bir pay bırakıyordu. 1951 yılında Başbakan seçilen Musaddık, İran'ın petrol endüstrisini millileştirmek için hızla harekete geçti. Musaddık'ın petrolü millileştirme kararını kabul etmeyen İngiliz hükümeti, İran'a karşı bir dizi ekonomik yaptırım uygulamaya başladı. Bu yaptırımlar arasında, İran'ın petrol satışlarını engellemek amacıyla uygulanacak bir deniz ablukası da vardı. Uzun yıllar İran petrolünü sömüren İngiltere ise bu imtiyazını kaybettikten sonra Musaddık'ı devirebilmek için ABD'yi ikna etti. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) 2013'te gizliliği kaldırılan belgelerle de kabul ettiği üzere 1953 yılının başlarında, CIA ve İngiltere Askeri İstihbarat Birimi (MI6), Musaddık hükümetini devirmek için bir darbe planı hazırladı. Plan, İran ordusu içinde Musaddık karşıtı unsurları bir araya getirerek hükümeti devirme amacı taşıyordu. CIA tarafından tutulan çeteler ve provokatörler, Musaddık'ın karşıtlarıyla sokak çatışmaları başlatarak kaos ortamı oluşturdu. CIA'ın finanse ettiği gruplar, Tahran sokaklarında hükümet aleyhinde protestolar düzenledi. Musaddık'ın evi tanklarla çevrildi ve evine yapılan saldırı sonucu Musaddık teslim olmak zorunda kaldı. Musaddık'ın devrilmesinin ardından Şah Muhammed Rıza Pehlevi, İran'a geri döndü. Şah, Batı'nın çıkarlarını korumak adına petrol endüstrisini yeniden yabancı şirketlerin kontrolüne açtı.
