ABD/İsrail ile İran savaşı 21. günü geride bırakırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'ye hayati liderlik yapıyor. Ülkemizi İran savaşının dışında tutuyor. İran'dan atılan füzeler karşısında soğukkanlı tavır gösterdi, stratejik sabır gösterdi. Amerika ve İran arasında, acil ateşkes için derinlikli arka kapı temaslarını gece gündüz sürdürüyor. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması dünya ticaretini sarsarken, Cumhurbaşkanımız Erdoğan-Türkiye, çözüm için arka kapı temaslarını hızlandırdı. Başkan Erdoğan'ın mekik diplomasisi ile gerçekleştirdiği, Karadeniz tahıl koridoru benzeri bir modelin Hürmüz Boğazı'nda da uygulanması yolunda seri görüşmeler hızlandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Körfez ziyaretlerinde Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan dışişleri bakanları ile Hürmüz değerlendirmeleri yaptı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Pakistan Cumhurbaşkanı ile konuştu. Körfez turu sonrası Hakan Fidan'ın vereceği bilgiler sonrasında Başkan Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres ve NATO Genel Sekreteri Rutte ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile çözüm formülünü konuşması değerlendiriliyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için müttefik ülkelerle işbirliği yapıldığını belirtti. ABD Başkanı Trump'ın NATO'dan çıkma imasının ardından NATO'nun İran'ın nükleer kapasitesine karşı kolektif bir şekilde durması gerektiğini vurguladı.
ABD'DEN F-35 İTİRAFI
ABD Başkanı Trump'ın NATO'dan çıkmayı değerlendirme iması soruldu. Trump'ın NATO müttefiklerinin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması çabalarına katılma konusundaki isteksizliği nedeniyle güçlü bir hayal kırıklığını dile getirmesi ve ABD'nin ittifaktan çekilmeyi değerlendirebileceğini ima etmesini nasıl değerlendirdiği sorusuna Rutte, "İran'ın nükleer kapasiteye ya da balistik füze kapasitesine ulaşma riski söz konusu olduğunda, NATO olarak kolektif bir biçimde bunun gerçekleşmemesi gerektiğini sürekli vurguladık. Bu nedenle balistik füze ve nükleer kapasitenin ciddi bir şekilde zayıflatılması hayati önem taşımaktadır" ifadeleriyle cevap verdi. NATO Genel Sekreteri, "Hürmüz Boğazı konusunda birçok müttefikle temas halindeyim. Hepsi Hürmüz Boğazı'nın tekrar açılması gerektiğinde mutabık. Müttefiklerin işbirliği yaptığını ve bunun nasıl yapılabileceğini değerlendirdiklerini biliyorum. İlerlemek için bir yol bulmak amacıyla bunu kolektif olarak ele alıyorlar" dedi. Almanya, Fransa, İtalya, Japonya, Hollanda ve İngiltere'nin Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için uygun çabalara katkı sağlamaya hazır olduklarını bildirmesinin ardından Londra yönetimi Brüksel'den de girişime destek talep etti. Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, Belçika'nın olası katılımına ilişkin olarak "Hiçbir şey yapmamak sürdürülebilir değil. En azından bir yetki ve açık şekilde tanımlanmış bir hedef gerekli" ifadelerini kullandı.
ABD'ye ait F-35 savaş uçağının İran semalarında "savaş görevi" kapsamında uçuşu sırasında hasar aldığı ve ABD'nin Orta Doğu'daki üslerinden birine acil iniş yaptığı iddia edildi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Tim Hawkins de yaptığı açıklamada, "Uçak güvenli bir şekilde iniş yaptı ve pilotun durumu stabil. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı" ifadelerini kullandı. Devrim Muhafızları Ordusu, yaptığı yazılı açıklamada, "ABD'ye ait F-35 savaş uçağının, İran'ın orta kesimlerinde İran hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu ve savaş uçağının ağır hasar aldığı" ifade edildi.
UZAY REKABETİ
Milli İstihbarat Akademisi tarafından yayımlanan "Jeopolitik rekabetin dönüşümü, yeni meydan okumalar ve Türkiye" başlıklı rapor, savaşın doğasının köklü biçimde değiştiğini ortaya koydu. Raporda, 11 Eylül sonrası dönemin düşük yoğunluklu çatışma paradigmasının sona erdiği vurgulanıyor. Terörle mücadele merkezli güvenlik anlayışının yerini, yeniden büyük güç rekabeti ve konvansiyonel harp riskinin aldığı belirtiliyor. Rusya- Ukrayna savaşı bu dönüşümün en somut örneği olarak gösteriliyor. Ancak rapor, sahadaki çatışmanın yalnızca tank ve topçu ateşinden ibaret olmadığını, arka planda çok daha kritik bir mücadele yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Rapora göre tank, top ve füze yeniden sahaya dönmüş olsa da artık tek başına belirleyici değil. Asıl üstünlük; veri işleme kapasitesi, yapay zekâ entegrasyonu, uzay erişimi ve kritik tedarik zincirleri. MİT Akademi belgesine göre modern savaş artık "hiper harp" ve "algoritmik harp" dönemine girmiş durumda. Otonom silah sistemleri, Yapay zekâ destekli hedef tespit yazılımları, Gerçek zamanlı uydu görüntü analizi, Büyük veri işleme altyapıları, Elektronik harp dayanıklılığı. Raporda, insanın karar döngüsündeki rolünün giderek daraldığı; taktik seviyede inisiyatifin makinelere ve algoritmalara kaydığı tespiti yapılıyor. Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri uzay rekabetine ayrılmış durumda. Son 15 yılda yörüngedeki uydu sayısının katlanarak arttığına işaret edilirken, uzay altyapısının modern ordular için "sinir sistemi" işlevi gördüğü vurgulanıyor. Haberleşme, hedef tespiti, navigasyon ve istihbarat akışı uzay sistemlerine bağlı. Bu nedenle uzay erişimi olmayan ya da rakibinin uydularını etkisizleştiremeyen aktörlerin savaşta dezavantajlı konuma düşeceği belirtiliyor. Raporda ayrıca savunma sanayisinin görünmeyen ama belirleyici ayağına dikkat çekiliyor: Kritik mineraller. Galyum, germanyum, nadir toprak elementleri, lityum ve grafit gibi ham maddelerin tedarikindeki kırılganlıkların, silah üretim kapasitesini doğrudan etkilediği ifade ediliyor. Belgede Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore arasında artan askerî ve ekonomik koordinasyona da yer veriliyor. Bu yapı klasik bir ittifak olarak tanımlanmıyor; ancak yaptırımlara dayanıklı, esnek ve birbirini besleyen bir güvenlik ağı olarak değerlendiriliyor. Özellikle Çin'in ekonomik kapasitesinin, Rusya'nın harp ekonomisinin sürdürülebilirliğinde kritik rol oynadığı belirtiliyor.
Sonuç: Belgede Türkiye'nin çoklu kriz havzalarının merkezinde bulunduğu, robotik harp ve savunma sanayisinde yükselen kapasitesi sayesinde kritik bir konuma sahip olduğu belirtiliyor. Ancak artan jeopolitik baskı ortamında stratejik öngörü ve teknolojik hazırlığın hayati olduğu kaydediliyor. Türkiye emin ellerde. Türk savunma sanayi 24 saat çalışıyor.
