NATO'nun 2026 Ankara Zirvesi önemli değerlendirmelere konu oluyor. Ankara Zirvesi'nde NATO üyeleri kolektif savunma ve 5. madde taahhüdünü yeniden teyit ederken, Avrupa'nın savunma sorumluluğunun artırılması, savunma sanayi üretiminin genişletilmesi, yapay zekâ, insansız sistemler, siber ve uzay kabiliyetlerinin geliştirilmesi konularında önemli kararlar alındı. Ankara NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin konumu, önümüzdeki 20-30 yılın en önemli jeopolitik gelişmelerinin merkezine oturdu. Türkiye'nin NATO açısından önemi artık yalnızca coğrafi konumundan kaynaklanmamaktadır. Türkiye; Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Avrupa arasında bağlantı sağlayan bir ülke olmanın yanında, büyük bir askerî kapasiteye ve giderek gelişen savunma sanayisine sahiptir. Karadeniz'de Rusya ile NATO arasındaki denge, Kafkasya'da Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri, Suriye ve Irak'taki gelişmeler, Doğu Akdeniz enerji hatları, İran kaynaklı güvenlik riskleri ve Avrupa'nın Orta Doğu'ya ulaşan enerji ve ticaret yolları Türkiye'nin jeopolitik önemini artırmaktadır. Türkiye açısından önümüzdeki 25 yıllık dönemde 4 ana senaryo değerlendiriliyor:
GÜÇ DENGESİ DEĞİŞİYOR
Ortak Teknoloji Merkezi: Türkiye'nin bundan sonraki hedefi yalnızca ürün satmak değil, NATO'nun yeni savunma teknolojilerinin ortak geliştirilmesinde merkez ülkelerden biri olmaktır. Teknoloji Devleti Olma Hedefi: Türkiye'nin 2050'ye kadar karşılaşacağı en büyük stratejik soru "Ne kadar güçlü olacağız?" sorusudur. Çünkü 21. yüzyılın güç dengesi artık sadece nüfus, tank ve uçak sayısıyla belirlenmeyecektir. Yapay zekâ, çip teknolojisi, kuantum bilgisayarlar, uzay sistemleri, siber güvenlik, enerji teknolojileri, insansız savaş sistemleri, füze savunması ve biyoteknoloji ülkelerin gerçek stratejik gücünü belirleyecektir. NATO'nun Ankara Zirvesi'nde yapay zekâ modelleri, savaş bulutu, insansız sistemler, derin hassasiyetli saldırı kapasitesi, uzay ve siber yeteneklerin öne çıkarılması bu dönüşümü açıkça göstermektedir. Güçlü NATO ve Güçlü Türkiye: Bu senaryoda ABD ile Avrupa arasındaki transatlantik bağ korunur. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırır. NATO, Rusya karşısında caydırıcılığını sürdürür ve Çin ile doğrudan askerî çatışmaya girmeden stratejik rekabet yürütür. Türkiye bu sistem içerisinde NATO'nun en güçlü askerî aktörlerinden biri olarak konumunu güçlendirir. Bu model Türkiye açısından en avantajlı senaryolardan biridir. Çünkü NATO'nun artan savunma harcamaları Türk savunma sanayisi için büyük bir pazar oluşturabilir. NATO'nun 2035'e kadar savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 5'ine çıkarma hedefi ve 2026 Ankara Zirvesi'nde savunma üretiminin artırılmasına verilen önem, Türk savunma sanayisi açısından önemli fırsatlar yaratmaktadır. Çok Kutuplu Dünya: Dünyanın çok kutuplu hâle gelmesidir. Bu sistemde ABD küresel liderliğini korurken Çin ikinci büyük güç olarak yükselir. Avrupa kendi savunma kapasitesini geliştirir. Rusya askerî gücünü korumaya çalışır. Hindistan, Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi devletler ise kendi stratejik alanlarını genişletir. Bu durumda Türkiye'nin asıl avantajı NATO üyeliği ile bağımsız hareket kapasitesini aynı anda kullanabilmesidir. Türkiye Avrupa ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürürken Azerbaycan ve Türk dünyası ile ilişkilerini derinleştirebilir; Rusya ile enerji ve ticaret bağlarını sürdürebilir; Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirebilir; Körfez ülkeleriyle sermaye ve teknoloji ortaklıklarını artırabilir. Böyle bir Türkiye, yalnızca NATO'nun güneydoğu kanadı değil, çok kutuplu sistemin bağımsız merkezlerinden biri hâline gelebilir. Türkiye'nin 21. yüzyıl stratejisinde Türk dünyası ayrı bir önem taşımaktadır. Azerbaycan'dan Orta Asya'ya uzanan coğrafya enerji kaynakları, ulaşım koridorları, doğal kaynaklar ve Avrupa-Asya ticareti açısından giderek daha önemli hâle gelmektedir. Orta Koridor, Hazar geçişleri, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu, enerji hatları ve gelecekteki lojistik projeler Türkiye'yi Avrupa ile Orta Asya arasında önemli bir bağlantı merkezi hâline getirebilir. Türkiye, NATO içerisinde kazandığı askerî standartları ve teknolojik kapasiteyi Türk dünyasıyla işbirliğinde kullanarak iki farklı stratejik alan arasında köprü ülke konumuna gelebilir. Türkiye bu alanlarda kendi teknolojisini üretirse NATO içerisinde ağırlığı artacaktır. Bu nedenle Türkiye, 2030-2050 stratejisinin merkezine savunma sanayii + yapay zekâ + enerji bağımsızlığı + uzay + yüksek teknoloji + güçlü ekonomiyi birlikte koydu.
FİDAN DOĞAYI ÖZLEDİ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 27 Mayıs 2010 ile 3 Haziran 2023 tarihleri arasında, toplamda 13 yıl boyunca MİT Başkanı (Müsteşar) olarak bu görevi yürütmüştü. Aradaki kısa bir süre siyasete giriyordu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın dünyanın geleceğini çok iyi okuyarak, MİT gibi çok önemli bir kurumun başına dönmesini sağladı. MİT Başkanlığından Dışişleri Bakanı olarak 3 Haziran 2023 tarihinde açıklanan kabineyle göreve başladı, günümüz itibarıyla 3 yılı aşkın süredir Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bu göreve devam ediyor. Devlet sistemimiz açısından çok önemli olan MİT ve Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Hakan Fidan'ın yaşamının büyük bölümünün devlette geçtiği bir gerçek. Özel hayatı yok. Günümüz dünyası, birden fazla küresel krizin aynı anda birbirini tetiklediği bir süreç içinde. Böyle bir kritik süreçte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın yürüttüğü çok önemli stratejilerde önemli görevler yapıyor. Dışişleri Bakanı olarak, yoğun diplomasi trafiği ve küresel kriz bölgelerine yönelik seyahatleri nedeniyle zamanının büyük bir bölümünü uçaklarda geçiriyor. Fidan, bu uzun uçuşları stratejik ve tarihsel okumalar yaparak verimli çalışma süreçlerine dönüştürürken, uçak kabinleri de hareketli birer çalışma ofisi işlevi görmektedir. Geçen hafta, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde bölgenin doğal yaşam alanlarını ve zengin yaban hayatını inceledi. Veteriner hekim ve yapımcı Doğanay Vural'ın eşlik ettiği gezide Fidan'a, Kızılcahamam'ın biyolojik çeşitliliği, Türkiye'nin doğal mirası ve korunması gereken ekosistemleri hakkında bilgi verildi. Dr. Doğanay Vural, Hakan Fidan'ın doğayı özlediğini şöyle duyurdu: "Sayın Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan ile birlikte Kızılcahamam'ın eşsiz doğasını ve zengin yaban hayatını keşfetme fırsatı bulduk. Türkiye'nin doğal mirasını, biyolojik çeşitliliğini ve korunması gereken eşsiz ekosistemini anlatma imkânı yakaladık."
