Küresel krizin son evresi olan durgunluktan çıkış sürecini de geride bırakıyoruz. Temel makro ekonomik veriler Şubat ayında dip yaptıktan sonra Ağustos ayına kadar pozitif yönlü hareket yaptı. Örneğin sanayi üretim endeksi, kapasite kullanım oranları, tüketici güven endeksi ve beklenti anketleri "belli bir ivme" ile yükseldi. Küçülme rakamı bir önceki çeyreğe göre daha az oldu. Ancak, son açıklanan verilere göre "momentumun" düştüğünü hatta bazı göstergelerde aşağı yönlü hareketlerin başladığına da tanık oluyoruz.
Durgunluktan çıkış sürecini analiz etmek için öncelikle şu gerçeğin altını çizelim; Kredi piyasasında başlayıp, mali sektöre ardından da reel sektörde demir atan krizin reel sektörler üzerinde bu denli etki yapacağı ve faturasının bu kadar ağır olacağı tahmin edilememişti. Kanıtı oldukça açık; ülkeler ve IMF gibi uluslararası kuruluşlar büyüme öngörülerini en az 2-3 kere revize etmek zorunda kaldılar. Her dibe batış sonrasında bir revizyon geldi. İlginçtir, krizin bu boyutu tahmin edilemediği gibi çıkışında hızlı ve güçlü bir ivmeyle olacağı da tahmin edilemedi. Derin küçülme rakamının hemen sonrasında Almanya ve Fransa gibi bazı gelişmiş ülkelerden pozitif büyüme rakamlarına geçiş oldu. ABD'de de benzer düzelme bir an da hissedildi.
BÜYÜME POTANSİYELİ
Tüketimin başlaması, ekonomi aktörlerinin geleceğe biraz daha pozitif bakmaları siyasileri ve ekonomi yönetimlerini öyle heyecanlandırdı ki, başarının da gururu ile durgunluğun bittiğini söyleyebiliyorlar. Derin durgunluktan çıktık sayılır. Lakin durgunluktan tam anlamıyla çıktığımızı söylememiz için birkaç çeyrek verisine daha ihtiyacımız var. Zaten, ABD ekonomisine 2008'in son aylarında durgunluk tanısı koyan NBER ( National Bureau of Economic Research) durgunluğun bittiğini henüz açıklamadı.
Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler durgunluktan kurtulup pozitif büyüme rakamlarına ulaşmaları sorunları çözmüyor. Aslında durgunluktan çıkıp çıkmamaktan öte bundan sonra ekonomilerin temposunun ne olacağı önemli. Aynı zamanda, işsizlik gibi en büyük tahribatın kolay kolay onarılamayacağı gerçeği de diğer kritik nokta. Durgunluktan kurtulan ülkeler en az 2-3 yıl "büyüme potansiyellerini" yakalayamayacaklar, üretim faktörlerini yeterli düzeyde kullanamayacaklar.
İSTİKRAR RAPORU
IMF, gelişmiş ülkelerdeki banka ve banka dışı kurumların mali yapılarının halen zayıf olduğunun altını çiziyor yayımladığı raporlarda. Geçen ay sonunda yayımladığı "Küresel Finansal İstikrar Raporu"nda bankaların borç verme kapasitelerinin ekonomik büyüme için yeterli seviyeye çıkmadığı vurgulaması yapılıyor. 2002-2007 yılları arasında Amerikan bankaları kredi kapasitelerini yüzde 8 büyüttüler. Euro Bölgesi bankaları da paralel şekilde kredi kapasitelerini yüzde 9 artırdılar. Krizin olgunlaşma yılı olan 2008'de ise kredi kapasiteleri yine arttı, hızı yavaşlayarak. ABD ve Euro Bölgesi'nde sırasıyla yüzde 2.5 ve yüzde 6 yükselme söz konusu oldu geçen yıl. Bu yılki tahminler doğan olarak ABD'de yüzde -8 ve Euro Bölgesi bankalarında yüzde -5 seviyesinde.
Banka bilançoları üzerindeki stres bankaların kredi kapasitelerini aşağı çekiyor. Bu yüzden banka bilançolarının düzelebilmesi için sermayelerinin güçlendirilmesi gerekiyor.
Raporda IMF'nin yaptığı dikkat çeken bir saptama da şu, 31 gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin geçmiş verileri, kamu açıklarının belli bir noktadan sonra yüzde 1 yükselmesi kamu borçlanma araçları faiz oranlarını 10 ila 60 baz puan yukarı çektiğini gösteriyor.
Şimdilik durgunluktan çıkıyoruz. Ancak kamu açıkları ve işsizlik sorunlarının büyüyerek peşimizden geldiğini de unutmayalım...
