Dünya ekonomisindeki dengelerin değişmesine bağlı olarak yaşanan yapısal dönüşüm gelişmiş ülkeler açısından oldukça sancılı geçiyor. 2000'li yılların başına kadar dünya ekonomisinin tek hakimi konumundaki ABD ve AB, Çin ve Hindistan'ın önlenemez çıkışı karşısında ne yapacaklarını kara kara düşünüyorlar.
1980'lerde gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeler tarafından "zorla" küreselleşme sürecine sürüklenmesi ister istemez bu ülke ekonomilerinin dönüşüm geçirmelerine neden olmuştu. Yeni küresel ekonomik düzene uyum ise 2000 yılına kadar sürdü. İşte bu dönemde gelişmiş ülkeler üretim faktörlerinin mobil olmasından yararlanarak gelişmekte olan ülkeleri istedikleri gibi kullandılar. Bazı ülkelerin ucuz işçiliğini bazı ülkelerin de bedava topraklarını...
Böylece, gelişmiş ülkeler "üretim merkezlerinin" bir kısmını gelişmekte olan ülkelere taşıdı. Hem sermayenin hem de üretimin hakimi konumunda olduğu için davulu gelişmekte olan ülkelerin boynuna astı ama tokmağı vermedi. Yeri geldi çaldı yeri geldi susturdu davulun sesini.
Ancak, 2000'lerin başından beri gelişmekte olan ülkeler yaptıkları yapısal reformlar sonucunda tokmağı da aldılar. Şimdi kendileri çalıyor kendileri oynuyorlar. Tokmak da gidince gelişmiş ülkeler ekonomik açıdan bocalamaya başladılar.
VERİLER BOZULUYOR
Bocalayan ülkelerin başında İspanya, Yunanistan, Portekiz ve İngiltere geliyor. Fransa'nın da temel makro ekonomik verilerine göre tadının olmadığını söyleyebiliriz.
2009 yılında Euro Bölgesi yüzde 3.9 düzeyinde küçüldü. Endüstriyel üretim seviyesi ise içler acısı durumda. Bölgede ortalama üretim yüzde 7.1 gerilemiş geçen yıl. Büyüme ve endüstriyel üretimin gerilemesi işsizliği de tetikliyor. Euro Bölgesi 1998 yılından bu yana ilk kez en yüksek işsizlik rakamına ulaştı: yüzde 10. Ülke bazında baktığımızda yüzde 19.5 ile İspanya'nın Avrupa birinciliğini koruduğunu görüyoruz. Tehlike çemberi içinde bulunan diğer bir ülke Yunanistan'da işsizlik oranı yüzde 9.8 sınırında.
Asıl tehlikeyi yaratan kamu açıklarında durum daha da vahim. Yunanistan bütçe açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranını yüzde 4 seviyelerinde beklerken, yüzde 13.4 olarak gerçekleşti. Euro Bölgesi ortalaması ise yüzde 6.3. İspanya'da ise yüzde 11.8'e ulaştı bütçe açıkları. Maastricht kriteri olan yüzde 3'ü yakalayan birkaç ülkenin dışında ne yazık ki fazla ülkeye rastlayamıyoruz. Hiç kuşkunuz olmasın önümüzdeki günlerde İngiltere ekonomisi de Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi çok konuşulacak. Çünkü, 5 çeyrek üst üste küçülüyor İngiltere.
DOLAR EURO PARİTESİ
Avrupa ekonomileri bu denli zorluk içindeyken, ABD'den olumlu veriler gelmeye devam ediyor. Son çeyrekte yüzde 5.7 gibi yüksek büyümenin ardından hizmet sektörü göstergelerinden "The Institute For Supply Management Services" endeksi yüzde 3 artış ile 50.5'e yükseldi Ocak ayında. Talepteki canlanmayı gösteren perakende satışlar ve konut satışları da yukarı yönlü hareket sergiliyorlar.
ABD'nin ekonomik açıdan Avrupa'dan biraz daha iyi olması dolar euro paritesini de ABD lehine çeviriyor. 1.50'lerin üzerine çıkan parite 1.38'e geriledi. Son günlerde 1.38-1.40 bandında dalgalanıyor. Avrupa'da Yunanistan, İspanya ve Portekiz'in peşine başka ülkeler de takılırsa parite 1.35, hatta altına da gelebilir. Tabi, FED'in buna ne kadar izin vereceğini de unutmayalım.
Krizden çıkış için alınan önlemlerle yani saçılan trilyonlarca dolarla buralara kadar geldi Avrupa ve ABD. Piyasalarda aşırı likiditeyi bırakarak bundan sonra yol kat etme gibi bir olasılık kalmadı. Hatırlatalım... Artık palyatif değil kalıcı önlemler zamanı.
