İlk çeyrek büyüme rakamı beklentilerin biraz üzerinde gerçekleşti. Beklentiler en fazla yüzde 3 civarında iken gerçekleşen büyüme yüzde 3.2 seviyesine ulaştı. Küresel ekonominin hız kestiği, hatta gelişmiş ekonomilerin durduğu ya da durma noktasına geldiği bir süreçte Türkiye'nin Merkez Bankası'nın kontrolünde yumuşak iniş yapması gerçekten önemliydi. Standart and Poors Türkiye'nin kredi görünümünü pozitiften durağana çevirirken öne sürdüğü gerekçelerden birisini de sert iniş olasılığına dayandırmıştı.
Detaylı analize geçmeden önce göz önüne çıkan birkaç bulgunun altını çizelim:
- Büyüme, geçen çeyreklerde olduğu gibi özel sektör kaynaklı değil, kamu üzerinden gerçekleşmiş.
- Yine geçen dönemlerden ayrışan bir özellik de, iç talepten öte dış talep büyümeye kritik katkı yapmış.
- Sektörel dağılımda büyümenin dinamosu görevindeki imalat sanayi biraz arka plana düşmüş. Aynı şekilde bu yılın ilk çeyrek büyüme hızında inşaat sektörünün katkısı sınırlı kalmış.
- 2011 yılının ilk çeyreğinde yüzde 11.9 gibi olağanüstü büyüme hızı sonrası gelen yüzde 3.2 seviyesindeki büyüme hızında bir baz etkisi söz konusu olmuş.
Gayrisafi yurt içi hasıla verilerinden türetilen büyüme hızı üretim ve harcamalar yaklaşımı ile hesaplanıyor. Daha önce bu iki yönteme ek olarak gelir yaklaşımı da vardı. Üretim yaklaşımında, 3 ayda üretilen mal ve hizmetlerin parasal karşılığı çıkarılıyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre 2012 ilk çeyreğinde cari fiyatlarla 329 milyar TL büyüklüğünde mal ve hizmet üretilmiş Türkiye'de. Eğer yılın kalan 3 çeyreğinde de benzer üretim gerçekleşirse toplam gayrisafi yurt içi hasıla 1.3 trilyon TL'yi aşabilecek. Dolar bazında değerlendirirsek 800 milyar dolarları bulur ki bu da dünya sıralamasında yerimizi korumamız anlamına gelir.
TÜİK tarafından açıklanan verilerin en dikkat çekici olanı hiç kuşkusuz dış talep kaynaklı büyümenin gelmesi. Hatırlayacağınız gibi, geçen yıl, 2009 hariç diğer yılları da ekleyelim, büyüme hep iç talebin itici gücü ile gerçekleşiyordu. Sonuçta, iç talep ile dış talep arasında beliren asimetri yüzünden cari açık ortaya çıkardı. Son verilere göre asimetri azaldığını ve doğal olarak cari açığın gerilediğini söyleyebiliriz. Dış talep olarak değerlendirdiğimiz ihracattaki artış yüzde 13.2 olmuş. Oysa geçen senenin aynı döneminde ihracatın etkisi yüzde 8.7'lerde idi. Bunun tam tersi ithalatın büyümeye katkısı da gerilemiş.
Son büyüme rakamından gözlemlediğimiz diğer önemli bir sonuç ise hane halkının fazla harcama yapmadığı. Rakamlara göre geride bıraktığımız çeyrekte özel kesim fazla harcama yapmaz iken kamu kesimi harcamalarını artırmış. TÜİK verilerine göre devletin nihai harcamaları yüzde 5.5 yükselmiş. Geçen yılın aynı çeyreğinde yüzde negatif 0.9 olan kamu sektörü payı yüzde 2.1'e çıkmış ilk çeyrekte.
VATANDAŞ TEMKİNLİ
Vatandaşların fazla harcama yapmaması ve sonuçta iç talebin gerilemesi bir yerde tasarruf eğiliminin de yükseldiğini gösteriyor. Tabii, tasarrufların artması için zamana ihtiyaç var, hemen artmaz. Ancak, ileriye yönelik temkinli duruşun tercih edilmesi ve bu yüzden harcamaların kısılması ya da ötelenmesi de tasarruflar için bir momentum oluşturacaktır. Zaten Türkiye'nin toplam tasarruf oranı yüzde 12'lere gerilemişti. Karşılaştırmanız için gelişmekte olan ülke ortalamasının yüzde 23 olduğunu da hatırlatmak isterim.
Son olarak sektörel büyüme hızlarına bakalım... Tarım sektörü birinci çeyrekte yüzde 4.5 büyümüş. Madencilik bırakın büyümeyi yüzde 0.6 küçülmüş. İmalat sanayinin 2011'in ilk çeyreğinde ulaştığı yüzde 14.9'luk büyümeden eser yok ilk çeyrekte. İmalat sanayi büyüme hızı ne yazık ki yüzde 2.7'de kalmış. Aynı şekilde inşaatta yüzde 2.8 büyüme hızına inmiş yüzde 15.3'den.
Sözün özü, her ne kadar kamu harcamalarına dayalı büyüme de olsa, Merkez Bankası'nın kontrolünde gerçekleşen enflasyonist baskıyı alan makul bir büyüme hızı geldi. Üstelik vatandaşların fazla harcama yapmadığını da gözlemledik. Diğer çeyreklerde de kamu harcamaya devam ederse bu yılı yüzde 3.5-4 aralığında kapatabiliriz.
