• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
IMF’ye borcun bitmesinin anlamı

CAHİT SÖNMEZ

IMF'ye borcun bitmesinin anlamı

cahit.sonmez@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 14 Mayıs 2013
Uzun süredir iç içe yaşamaya alıştığımız IMF'den kurtulmak üzereyiz coşkusu yaşanıyor son günlerde. Kısa süre içinde kalan borcun geri ödemesinin yapılmasıyla IMF'nin borçlular listesinden çıkacak Türkiye. 90'larda ve 2001 krizinde gelen kaynakla çukurdan çıkmamızı sağlayan IMF'nin borç verenler listesine girecek. Medyada sıkça yer alan bu tespitin ne kadar doğru olduğunu sorgulayalım. Gerçekten IMF'ye borç verilir mi?
IMF'nin yapısına değindiğimizde yanıtlar da kendiliğinden çıkacak ortaya...
IMF İkinci Dünya Savaşı sonrasının hemen akabinde Bretton Woods ile kurulmuş ve bu aşamada 44 ülkenin katıldığı uluslararası düzeyde bir "para fonu". 1945'in sonu ve 1946'nın başında kurulan fona Türkiye 2 yıl sonra üye olmuş. Uluslararası para işbirliğinin teşvik edilmesinden uluslararası para sisteminin sağlıklı işlemesini sağlamaya, döviz kurlarında istikrarın korunmasına yönelik önlemlerin alınmasından ödeme güçlüğü çeken ülkelere gerekli kaynak ve yardımların sağlanmasına kadar bir dizi amacı yerine getirmek üzere misyon üstlenmiş IMF.

KOTAYA GÖRE OY!
Sistem parasal yardım üzerine inşa edildiği için, zaten adı üzerinde para fonu, öncelikle kaynak oluşturulması gerekiyor. Doğal olarak üye ülkeler fona katkı yapacak ve belirlenen koşullara uymak kaydıyla ihtiyaç duyan ülkeler de bundan yararlanacak. En kritik nokta fona hangi üye ülkenin ne kadar kaynak koyacağı. Ekonomik güç açısından yelpaze geniş olduğundan eşit kaynak tutarı mümkün değil. Bu yüzden, ABD, Almanya gibi zengin ülkeler daha fazla, az gelişmiş ülkeler ise daha az katılım gösteriyor. Tabii katılıma göre fon üzerindeki söz sahipliği daha doğrusu oy gücü de belirleniyor.
Daha açık ifade etmeye çalışayım... Üye ülkelerce fonun sermayesine yapılacak parasal katkı ya da katılım oranı yani kota, oy gücünü, borçlanırken yararlanacağı mali imkanları ve tahsis edilecek SDR (Special Drawing Rights-Özel Çekme Hakkı) miktarını belirler.
Tahmin edebileceğiniz gibi ABD yüzde 18.2 payla fonda en fazla söz sahibi olan ülke. ABD'yi, yüzde 5.2 ile Almanya ve Japonya izliyor. Diğer bilindik gelişmiş ülkelerin ve Çin'in dahil edilmesiyle ilk 11 ülkenin fondaki payları, fonun toplam büyüklüğünün yarısını aşıyor. 188 ülke üye olacak ve sadece ABD ya da 11 ülke istediği kararları verebilecekler oyları ile.
1961'de aldığımız ilk kaynak ile başlıyor IMF serüveni. Toplam 19 stand-by anlaşması. Ek rezerv kolaylığı, acil durum kredisi ve uzatılmış fon kolaylığı gibi kaynak kullanımlarını da eklediğimizde 50 milyar dolar paranın geldiği sonucuna ulaşıyoruz. İlginçtir, kullanılan kaynakların 30 milyar dolardan fazlasının 2001 krizinden sonra ekonomiye kanalize olduğunu ya da yararlanıldığını görüyoruz.

FON GENİŞLEYECEK
Durum böyle... Son günlerde ulusal sevince dönüşen IMF'ye borç veren ülke konumunun ne anlama geldiğine değinelim...
Zaten en zor durumdaki ülkeler bile, birkaçı hariç, IMF'den borç almıyor. Gelişmiş ülke merkez bankaları bedava para saçtığı için her koşulda likidite sorunu yaşanmıyor, bir şekilde getirisi yüksek ülkelere gökten dolar yağıyor. Neyse... Türkiye gerçekten borç verecek mi IMF'ye? IMF, 2008 küresel krizi sonrası zor durumdaki ülkeler için kaynak gereksinimi duyulabileceği düşüncesiyle imkanını genişletmek istedi. Böylece, Türkiye'nin de içinde bulunduğu 37 ülke yarım trilyon dolara yakın kaynak verebilecekleri sözü verdi. Türkiye 5 milyar dolar verecek, eğer gerek duyulursa. Yani yüzde 1'ini. Hallerine acıdığımız İtalya 31, İspanya ise 19 milyar dolar katkı yapacak. Asıl çarpıcı olan, Malta'nın 300 milyon dolar hatta Güney Kıbrıs'ın bile 600 milyon dolar katılım gösterecek olmaları.
Sözün özü, Türkiye fondaki kotasını yükseltmeye çalışabilir, oy gücünü artırmak için. Ama bunun için büyük ülkelerin yer açması gerekir. Çin ve diğer son yıllarda yol almış gelişmekte olan ülkelerde sıradalar bu arada. Sonuçta, eğer IMF, Türkiye'den 5 milyar dolar alamazsa fes olacak yaklaşımının "biraz" abartılı olduğunu hatırlatalım...


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.